Yeni havalimanı: ‘Zafer anıtı’, barbarlık belgesi -

St. Petersburg yahut Ekim’in arifesindeki adıyla Petrograd, bizde “deli” lakabı reva görülen “Büyük” Petro’nun bir “çılgın projesidir”. Rusya’nın müstakbel “Batılı” başkenti, Çar Petro’nun Batı’ya yönelme ve mutlakiyetçi merkezileşme politikalarının gereği olarak 18. yüzyılın başlarında Neva Nehri’nin üzerinde, Finlandiya Körfezi’nin ucunda “sıfırdan” inşa edilmeye başlanır. Bataklık üzerine kurulan şehrin inşasında, Rusya’nın dört bir yanından toplanıp zorla bu işe koşulan köylüler, mahkûmlar ve savaş esirleri, yani köle emeği kullanılır. Tarihçilere göre inşaatın ilk 18 yılında 540.000 kadar mujik bu işte çalıştırılır ve çalışma koşulları öylesine acımasızdır ki bunlardan on binlercesi bu “projenin” yapımı sırasında hayatını kaybeder (tahminler 30.000 ile 100.000 arasında değişmektedir.) Ölenler, öyle cenaze merasimi ya da bir mezar gibi formalitelere bakılmaksızın şehrin temellerine atılır. Bu nedenle St. Petersburg, “kemikler üzerine inşa edilen şehir” diye de bilinir.

“Aynı zamanda bir barbarlık belgesi olmayan hiçbir kültür belgesi yoktur” diye yazıyordu Walter Benjamin. Kemikler üzerine inşa edilen” Petrograd tam da Benjamin’in kastettiği anlamda bir barbarlık belgesidir. Çünkü bu kentin “kökenlerini düşündükçe ürküntüye kapılmamak elde değildir.” Şehir, Benjamin’in tabiriyle, onu yaratmış “dehaların” ürünü değildir yalnızca, o aynı zamanda “bu dehaların çağdaşlarına dayatılmış anonim angaryanın da bir sonucudur.” Petersburg, Mısır’da İbrani kölelerce inşa edilen piramitler ya da Paris’te, 1848 Haziran’ında yenilen işçilerce yapılan Opera binası gibi, sınıfsal eşitsizliklerden, toplumsal ve siyasal tahakkümden, bunlarla ilişkili savaş ve katliamlardan neşet ettiği ölçüde birer barbarlık belgesidir. Yenenlerin yenilenlere dayattığı tabiyetin, “anonim angaryanın” ürünüdür. Şehri süsleyen ve yenenleri, muktedir olanları ululayan o anıt ve abideler bunu her gün hatırlatır.

İnşaatı sırasında onlarca, belki daha fazla işçinin mezarı olan üçüncü havalimanı da kemikler üzerine inşa edilmiş bir başka barbarlık belgesidir. İşçilerin (ve doğanın) kurban edildiği bir “büyüme” sunağıdır. Yeni havalimanı, işçi sınıfının sadece hakkını, hukukunu değil, teker teker işçilerin bizzat yaşamlarını hedefleyen bir sınıf politikasının son ve en küstah örneğidir. “İş kazaları” sonucunda yaşanan ölümlerin sistematik bir “sınıf kırımı” halini aldığı bu topraklarda sermaye ve onun siyasal temsilcileri, ölülerimizi “büyüme” adlı zafer arabasının peşine takmış sürüklemektedir.

Marx, kapitalizmin cinai açgözlülüğünü, kan emiciliğini tasvir etmek için sıklıkla sermayeden kadim Tanrı Moloch olarak bahseder. Fenikeliler ve başka birçok Doğu Akdeniz kültüründe tapınılan Moloch inancında insanların, özellikle de çocukların kurban edilmesi temel önemdeydi. İşte Marx, hükmünün sürmesi için insanların kan ve canına ihtiyaç duyan bu acımasız tanrı imgesinde kapitalizmi görür: “Moloch benzeri sermaye, bütün dünyanın kurban edilmesini kendi hakkı saymaktadır.”

Yeni havalimanı şatafatlı bir törenle, adeta bir zafer alayıyla açılmayı bekliyor. Bu, işçilerin acıları ve köleleştirilmesi aracılığıyla, onların adeta bir askeri çalışma kampına tıkılması yoluyla kazanılmış bir zaferdir. Emeğe ve doğaya karşı kapitalist “büyüme” tanrısı Moloch’un zaferi… Bertolt Brecht, “Okumuş Bir İşçi Soruyor” adlı şiirinde, “Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim? / Kitaplar yalnız kralların adını yazar. / Yoksa kayaları taşıyan krallar mı? / Bir de Babil varmış boyuna yıkılan, / kim yapmış Babil’i her seferinde? / Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar altınlar içinde yüzen Lima’nın? / Ne oldular dersin duvarcılar / Çin Seddi bitince? / Yüce Roma’da zafer anıtı ne kadar çok! / Kimlerdir acaba bu anıtları dikenler?” diye yazar. En sonunda da “Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı. / Ama pişiren kim zafer aşını?” diye sorar.

Erdoğan, “bu sadece bir havalimanı değil, bir zafer anıtıdır” derken kendince, yani sınıfınca haklıdır. O zafer emekçilerin kemikleri üzerine inşa edilmiştir. İşçilerin gömülmemiş, rögar içinde unutulmuş cansız bedenleri üzerine…

*

[Görsel: Kuzey Ormanları Savunması facebook sayfası]

 

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında