yunanistan’a bu kış gelen komünizm değil sınıf savaşımı – foti benlisoy -

 

“Önümüzdeki altı haftada Yunanistan, uluslararası piyasalar açısından 2014 yılında Rusya ya da Ukrayna’nın olduğundan daha kritik bir hal alabilir.” Renaissance Capital kuruluşuna bağlı bir iktisatçı olan Charles Robertson’a ait bu sözler, Yunanistan’da başbakan Samaras’ın cumhurbaşkanlığı seçimini birkaç ay öne alması üzerine Financial Times’ta çıkan makalede yer alıyor. Robertson yukarıdaki cümlesini şöyle tamamlamış: “Yunanistan’da SYRIZA’nın muhtemel bir seçim zaferi, AB’yi Yunanistan’ın borçlarını silmekle euro’dan ilk çıkış arasında tercihte bulunmaya zorlayacak.” “Komşuda” cumhurbaşkanını (eskiden bizde de olduğu gibi) meclis seçiyor. Meclisin bir cumhurbaşkanı seçebilmesi için ilk oylamada 220, ikincisinde 200, üçüncü ve sonuncusundaysa 180 milletvekilinin bir aday yönünde oy kullanması gerekiyor. Toplumsal tabanı giderek daralan, istifalarla meclisteki çoğunluğu tartışılır hale gelen Yeni Demokrasi – PASOK koalisyon hükümetinin 180 sayısına ulaşması kesin değil. Yani bu meclisten cumhurbaşkanı çıkmayabilir. Bu durumda seçime gidilmesi gerekecek.

Yukarıda anılan Robertson’u korkutan da işte bu ihtimal. Yerli yabancı tüm gözlemciler, olası seçimleri “Radikal Sol Koalisyon”, nam-ı diğer SYRIZA’nın kazanması ihtimalinin çok yüksek olduğunun farkında. Gerçi SYRIZA “piyasaları” aslında mutedil önerileri olan “sorumlu” ve dolayısıyla da “yönetmeye ehil” bir parti olduğunu ispat etmek için bilhassa son bir yıldır var gücüyle çabaladı. Öyle ki parti yetkilileri kalkıp Londra’ya gidip finans merkezi City’de gönül almaya çabaladılar. Ancak belli ki pek başarılı olamamışlar. Financial Times’ta yer alan aynı habere göre, SYRIZA yetkililerinin City’deki temaslarını izleyen Capital Group’tan bir ekonomist, SYRIZA’nın “komünizmden beter” tezlere sahip olduğunu esefle belirtiyor. Frankfurter Allgemeine ise “olası bir erken seçimde SYRIZA’nın başarısı, piyasalarda oldukça kötü bir iklime yol açacak” yorumunda bulunuyor. Belli ki önümüzdeki dönemde bu minvalde “aba altından sopa gösterenlerin” sayısı artacak. Zaten Yunan borsasında seçim spekülasyonlarının gündeme gelmesiyle gerçekleşen ani düşüş “piyasaların” halet-i ruhiyesinin ne olduğunun da açık bir ifadesi.

Samaras’ın genel seçimi tetikleyebilecek şekilde cumhurbaşkanlığı seçimini öne alması kuşkusuz kendisi ve partisi açısından riskli bir hareket. Ancak Samaras, hükümetinin toplumsal meşruiyet ve itibarının erimekte olduğunun, sonbaharda giderek belirginleşen toplumsal tepkiler karşısında uzun süre ayakta kalmasının zor olduğunun farkında. Yakın bir gelecekteki muhtemel bir çözülme ve yenilgiyi pasif bir biçimde beklemektense “ileriye doğru kaçıyor”. Samaras sokaktaki hareketlenmeyi soğurabilmek için siyasal saflaşmayı meclis içerisine, yani avantajlı olduğu “kendi sahasına” taşımış oluyor. Üç haftaya yayılacak cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde sayısı son dönemde bir hayli artmış olan bağımsız milletvekillerini ve küçük “merkez” partilerini bazen tehditle (ölümü, yani SYRIZA’yı gösterip sıtmaya, yani kendisine mahkûm ederek) ama çoğu zaman da çeşitli “ödüllerle” cumhurbaşkanı adayına oy verdirtmeye çalışacak. Önümüzdeki haftalarda Yunanistan’da çok sayıda “Güneş Motel vakasının” yaşanacağını kestirmek için müneccim olmaya gerek yok. Samaras (ve koalisyon ortağı PASOK’un lideri Venizelos) muvaffak olur, yani bu meclisten bir cumhurbaşkanı çıkartabilirse aslında bir tür “güvenoyu” almış olan mevcut hükümetin ömrü uzayacak.

Peki, hükümet başarısız olursa, yani cumhurbaşkanı seçimi gerçekleşemezse? İşte o zaman seçimlere gidilecek. Kamuoyu yoklamaları SYRIZA’nın olası bir seçimde birinci parti çıkabileceğini gösteriyor. Ancak Samaras bu durumun pekâlâ tersine döndürülebileceğini düşünüyor olmalı. Tıpkı 2012 seçimlerinde olduğu gibi hükümet, medya ve sermaye çevrelerinin yaratacağı bir korku atmosferi, SYRIZA’nın önünü alabilir. Solun iktidara gelmesi halinde ülkeden ciddi bir sermaye çıkışının yaşanacağı, borsanın çökeceği, Yunanistan’ın kendini ister istemez Euro dışında bulacağı gibisinden senaryolar daha şimdiden tedavüle sokulmuş durumda. Uluslararası medya kuruluşları da bu koroya hevesle iştirak ediyor. Son iki yılda aşırı sağın mümtaz temsilcilerini saflarına katan ve Soğuk Savaş tipi yıllanmış antikomünist jargonu parti çizgisi haline getiren Yeni Demokrasi’nin, seçim sürecinde Celal Bayar’ın o meşhur “bu kış komünizm gelebilir” tehdidine dört elle sarılacağı aşikâr.

Şimdi biraz olsun güncel gelişmelerin hay huyundan uzaklaşalım. Hepimizin malumu olduğu üzere kapitalist kriz Yunanistan’da muazzam bir toplumsal tepkiyi kışkırttı. 2008 ile 2011 yılları arasında Yunanistan, sayısız ve kimi zaman iki üç güne yayılan genel grevler, isyanlar ve meydan işgalleri ile sarsıldı. Bu muazzam toplumsal seferberlik ülkedeki siyasal dengeleri radikal bir biçimde değiştirdi, sola ve sağa (Altın Şafak melanetini unutmayalım) doğru bir radikalleşme ve siyasal kutuplaşmaya neden oldu. SYRIZA’nın yükselişi işte bu bağlamda mümkün oldu. 2012 ile birlikteyse yeni bir evreye geçildiği pekâlâ iddia edilebilir. Sokağın değil, esas itibariyle sandığın ve SYRIZA’nın ani yükselişinin damgasını vurduğu bir evre. Bu dönemde sokak hareketsiz kalmadı elbet. Çok sayıda kritik ve uzun süreli sektörel grev ya da antifaşist hareketin yükselişi siyasal gelişmeler üzerinde tayin edici etkide bulundu. Ancak siyasal saflaşmanın ekseni sokaktan tekrar parlamenter siyasetin denklemlerine kaydı.

Bunda SYRIZA’nın “günahı” büyük. SYRIZA liderliğinin, partinin hızlı yükselişi karşısında esas itibariyle seçim başarısı temelli bir “olgunlaşan elma” stratejisi izlediğini söylemek mümkün. Buna göre, AB ve IMF’nin dayattığı kesinti ve “yapısal uyum” paketlerinin yarattığı toplumsal huzursuzluğun merkez sağ ve solu yıpratması kaçınılmazdı. Dolayısıyla da sokakta “erken” çözümlerin peşinde sürüklenmektense iktidarın olgunlaşmış bir meyve misali SYRIZA’nın önüne düşmesini beklemek gerekliydi. Elbette karikatürleştirerek aktardığım bu strateji mucibince “sokak”, SYRIZA’nın muhtemel seçim başarısını mümkün kılacak bir rezerv olarak talileştirildi. Grev ve direnişler, esas itibariyle hükümeti yıpratarak sandıktaki başarıyı mümkün kılacak şekilde araçsallaştırıldı. Bu yönelim, önceki üç dört yılın yoğun mücadelelerinin yarattığı “yorgunlukla” da birleşince partinin “sokağı” ikame ettiği bir durumla karşılaşıldı. Yani SYRIZA’nın toplumsal mücadele ve direnişlerin belli bir oranda sesi olmayı becerdiği ne kadar doğruysa bu mücadeleleri soğuran bir etkide (özellikle şu son iki yılda) bulunduğu da o kadar açık. Sokaktaki radikalizasyonu esas alan ve mücadeleler aracılığıyla bir “kopuşu” hedefleyen bir çizgi yerine sermaye partilerinin erozyonunu beklemeyi öne çıkaran bu strateji, şimdilik kaydıyla “başarılı” görünse de SYRIZA’nın “Aşil topuğu” aslında.

Zira muhtemel bir SYRIZA iktidarı, daha şimdiden belli olduğu üzere, AB, uluslararası finans çevreleri ve Yunan sermayesinin büyük bir basıncıyla karşı kaşıya kalacak. Bu basınç, sermayenin muhtemel kuşatması karşısında gerileme ve teslimiyet, sadece SYRIZA için değil, bütün toplumsal muhalefet güçleri açısından ciddi bir yenilgi anlamına gelecek. Son dönemde “sosyal liberal” (yani sermaye çevrelerince hazmedilebilir) bir profil çizmeye çalışan SYRIZA yetkilileri, Yunanistan’ın bir Brezilya olmadığını unutmamalı. SYRIZA’nın mevcut kriz koşullarında eski PASOK ya da şimdinin PT’si tarzı bir “normalleşmeye” yol açması, bir tür Yunan “güler yüzlü kapitalizmi” icat etmesi zor. Sarkaç ya sola ya sağa gitmek durumunda. Sermaye karşısında her geri adım, solun bütününü ve sola umut bağlamış toplum kesimlerini etkisi altına alacak bir moral bozukluğu ve dağılma sürecini tetikleyebilir. Aşırı sağın bu ihtimale oynadığını, “sıranın” kendisine gelmesini beklediğini söylemek mümkün. Dolayısıyla SYRIZA ancak toplumsal seferberliğin sürmesi, daha da radikalleşmesi durumunda “güçlü” bir hükümet oluşturabilir, sermayenin muhtemel bir reaksiyonuna karşı direnebilir. Krizin yarattığı toplumsal felaketten çıkışı sandığa, meclis içi pazarlıklara sıkıştıran bir çizgi, kısa vadede başarılı olma ihtimali taşısa da orta ve uzun vadede yenilgiye davetiye çıkartmak anlamına geliyor.

Yukarıda da değinildi. SYRIZA borç, kamulaştırmalar ya da euro gibi meselelerdeki kimi radikal iddialarında daha şimdiden ciddi iskontlarda bulunmuş, “reformist” sıfatını hayli hayli hakeden bir oluşum. Ancak bu hali bile sermayeyi tedirgin edebiliyor. Kapitalist krizin sadece Yunanistan’da değil, hemen bütün dünyada burjuva siyasal mimarisini kırılganlaştırdığı bir ortamda, neoliberal itikatta oluşacak en küçük çatlak dahi sermaye açısından kritik. Yunanistan’daki sınıf savaşı önümüzdeki haftalarda belli ki sokakta da mecliste/sandıkta da iyiden iyiye kızışacak. Cereyan eden kavganın bizim de hikâyemiz olduğu ve daha şimdiden çok sayıda dersle dolu olduğu için takip etmekte büyük yarar var. Devam edeceğiz…

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar