Yunanistan: Yenilgiden karşı saldırıya -

Çok değil neredeyse iki hafta sonra Yunanistan’da, erken seçimin tayin ettiği yeni bir siyasal tablo oluşacak. Çipras ekibinin baskın karakterli bir erken seçim kararı almasının ardındaki faktörlerden daha önce bahsedilmişti.[1] Hükümetin imzalamak “zorunda kaldığı” üçüncü memorandumun olumsuz etkileri açığa çıkmadan ve muhalefetin inandırıcılık krizi devam ederken gidilecek bir seçimde, bilhassa Çipras’ın popülaritesinden yararlanarak tek başına iktidarı zorlamayı amaçlamaktaydı parti liderliği. Oysa seçime iki haftadan biraz fazla bir süre kalmışken bu hedefin tutturulmasının güç olduğu giderek açığa çıkıyor. Syriza bir yandan Sol Platform ve başka bazı bileşenlerinin partiden ayrılıp Halk Birliği’ni kurmasıyla sarsılıyor. Diğer taraftan partinin asıl zorlandığı husus, Halk Birliği’ne ya da solda başka bir oluşuma katılmasa da partiden istifa eden ya da görevlerini bırakan üyelerin yarattığı siyasal ve moral kayıp, özgüven yitimi. Partinin inşasına emek vermiş ya da toplumsal hareketlerde uzun yıllar yer almış “emektar” isimlerin parti merkez komitesinden gençlik örgütüne ve yerel örgütlere dek istifaları, Syriza’nın memorandum yanlısı sosyal liberal bir siyasal oluşuma dönüşümünü de hızlandırıyor. Bu durum Syriza’nın seçmeni nezdindeki konsolidasyonunu azaltıyor. Eğer bu eğilimde bir değişiklik olmazsa Syriza’nın seçimlerde birinci parti olarak kalsa bile oy oranının önemli ölçüde düşmesi ve merkez sağ Yeni Demokrasi ile arasındaki farkın azalması söz konusu.

Çipras ekibinin erken seçim kararının ardında parti içi sol muhalefetin kendisini siyaseten ifade edebilecek bir olgunluğa erişmesini de engellemek ve Syriza dışında solda yeni bir bütünleşme sürecinin de önünü alma çabası bulunmaktaydı. Bu hedefin şimdilik kısmen de olsa başarılı olduğu söylenebilir. Syriza içerisindeki Sol platformun partiden ayrılıp Halk Birliği’ni kurmasına rağmen henüz bu oluşumun arzulanan güce ve kapsayıcılığa kavuştuğunu söylemek mümkün değil. Parti halihazırda Syriza’nın da 2013’e kadar uyguladığı değişik siyasal akımların parti merkez organlarında temsiline dayanan bir örgütsel işleyişe dayanmakta. Omurgasını Sol Platform bileşenlerinin oluşturduğu partiye hem Syriza içerisinden grup ve bireyler hem de antikapitalist ittifak Antarsya’ın iki bileşeni (Sol Yeniden Oluşum -ARAN ve Sol Antikapitalist Birlik -ARAS) katılsa da Antarsya ile ittifakın kotarılamaması önemli bir handikap. Bu ittifakın gerçekleşmemesinde Halk Birliği’nin Antarsya ile eşit koşullarda bir seçim ittifakı değil, Antarsya üyelerinin Halk Birliği listelerinden seçime girmesini önermesi (dayatması) önemli bir etken oldu. Üstelik Antarsya nezdinde Halk Birliği AB’den kopuş konusunda açık değil, üstelik 5 Temmuz’daki referandumda yüzde 62’lik hayır oyunun sınıfsal içeriğini yeteri derecede vurgulamamakta. İttifakın gerçekleştirilememesinin nedenleri ne olursa olsun her iki oluşumun hanesine de bir başarısızlık olarak yazılacak ve seçimdeki performanslarını olumsuz etkileyecek.

Halk Birliği’ne yönelik başka eleştirilerse oluşumun öne çıkan figürlerinin bir kısmının çok kısa bir süre öncesine kadar hükümette bulunmalarına rağmen kamuoyuna bu sürecin özeleştirisini yeterli derecede vermemiş olmaları ve Syriza’da eleştiri konusu olan “başkan merkezli”, yani parti başkanı ve önemli figürlerin ekseninde gelişen zaaflı siyasal işleyişin korunması geliyor. Tüm bu gelişmelerle birlikte şimdilik Halk Birliği’nin kamuoyu yoklamalarındaki oyu yüzde 3,5-5 arasında salınıyor ve parti yetkilileri de seçimlerden üçüncü parti olarak çıkmayı hedeflemekte. Eğer bu hedef tutturulursa her şeye rağmen önemli sayılabilecek bir başarı yakalanmış olacak.

Siyasal temsil krizi süreklileşirken

Seçimlere doğru mevcut tabloda radikal bir değişiklik olmazsa yüzde üç barajını aşarak meclise sekiz, hatta dokuz partinin girebileceği ve neredeyse Mayıs 2012 seçimlerinin sonucundaki parçalı siyasal tablonun yeniden oluşacağı tahmini yapılıyor. Yani Syriza’nın “u dönüşü” yaparak memorandum yanlısı kampa iltihak etmesine rağmen ülkede siyasal temsil krizinin aşıldığından söz etmek pek mümkün olmayacak. Çipras ve ekibinin aldığı baskın seçim kararı beklenebileceğinin aksine AB egemenlerince yadırganmamış aksine Merkel’in ifadesiyle “krizin değil çözümün parçası” olarak değerlendirilmişti. Syriza gibi AB’nin neoliberal inşasına muhalefet eden radikal sol bir partinin ve seçim öncesi “Avrupa’nın en tehlikeli adamı” olarak lanse edilen Çipras’ın memorandum blokuna iltihak etmesi, hiç kuşkusuz başta Merkel olmak üzere AB egemenleri açısından büyük bir zafer. AB egemenlerinin ve ülkedeki sermaye ve medya çevrelerinin seçimden beklentisi hiç kuşkusuz memorandum yanlısı siyasi güçlerin egemenliğini pekiştirerek ülkede yeniden iki partinin egemenliğine dayalı istikrarlı bir siyasal sisteme geçiş yapılmasıydı. İşte seçime yaklaşıldıkça görünen bu beklentinin büyük ihtimalle gerçekleşmeyeceği.

2009 yılında başlayan krizle birlikte oluşan siyasal temsil krizi, yani memorandumun yükleniciliğini üstlenen sistem partilerinin hızla aşınmaları olgusu, Syriza için de işlemeye başlayacağını söylemek mümkün. Syriza’nın sosyal liberal bir “sol” partiye, çağdaş bir PASOK’a dönüşeceğini beklentisi de büyük ölçüde temelsiz. Zira PASOK’u vareden ve uzun yıllar boyunca iktidara egemen olmasını sağlayan koşullar ona hem egemenler hem de aşağıdakiler nezdinde çekicilik sağlayan genişleme konjonktürünün ürünüydü ve partiye sürekli olarak aşağıdakilere doğru bir yeniden dağıtım kapasitesi sunmaktaydı. Oysa süreklileşen kriz koşullarında kemer sıkma politikalarının yürütücüsü siyasal oluşumlarınsa böyle bir hareket serbestisine sahip olmadıkları ortada. Bu da onların iktidara gelmeleriyle birlikte hızla itibarsızlaşmalarına yol açmakta.Çipras ve ekibinin seçimlerde yaratmaya çalıştığı, memorandumun öngördüğü karşı reformların sol tarafından hayata geçirilmesinin bunun toplumsal olarak olumsuz etkilerini ortadan kaldıracağı ya da hiç olmazsa hafifleteceği argümanları ham hayal. Çipras ne kadar inkar ederse etsin artık onun seçim beyannamesini üçüncü memorandum oluşturuyor. Dolayısıyla kriz koşullarının baki kalması şartıyla Syriza ve Çipras’ı bekleyen kaderin krizle birlikte hızla itibar kaybı yaşayan ve çöküşe sürüklenen diğer sistem partilerinden farklı olacağını beklemek abes.

Syriza’nın gönülsüzce de olsa memorandum ve kemer sıkma siyasetleri safına iltihak etmesini mazur gören, mevcut güçler dengesi içerisinde anlayışla karşılanması gerektiğini savunanların aksine bu savruluş Yunanistan’daki sol ve kitle hareketi üzerinde muazzam sonuçlar yaratacak bir gelişme. Üstelik sadece Yunanistan solu değil, AB’nin neoliberal inşasına direnen tüm Avrupa solu ve kitle hareketleri de bu savruluş ve teslimiyetin yarattığı siyasal sonuçlardan olumsuz etkilenecek. Yunanistan solu tarihi sıfatıyla nitelenebilecek bir yenilgiyi II. Dünya Savaşı’nın hemen sonunda tatmıştı. Nazilerin çekildiği ülkenin büyük kısmını denetleyen ve toplumun çoğunluğunun desteğine sahip komünist partinin yönlendirdiği direniş hareketi, müttefik baskısıyla (ve SSCB’nin onayıyla) ülkede monarşi ve burjuva normalliğinin yeniden inşasına rıza göstermişti. Bu süreç sonunda solun her türlü dışavurumunu dışlayan ve acımasızca baskı altında tutan bir soğuk savaş devleti ülkenin kaderine uzun yıllar egemen olmuştu. Syriza’nın memorandum safına iltihakı işte ancak bu yenilgiyle mukayese edilebilecek, tarihi sıfatını hak eden bir yenilgi.

Bu bağlamda Yunanistan’daki radikal sol önümüzdeki dönemde tabiri caizse “İtalyanlaşma” tehlikesini bertaraf etmek zorunda kalacak. Hatırlanacak olursa 2000’li yılların başında, İtalya’da sosyal liberal hükümete katılarak neoliberal reformlara ve Afganistan savaşına onay verme pozisyonunda kalan Komünist Yeniden İnşa Partisi’nin (PRC) içine düştüğü siyasal açmaz, ülkedeki radikal solu neredeyse bir varoluş krizine sürüklemiş ve bu sürecin izleri uzun süre radikal solun siyasal açıdan cılız kalmasını sağlamıştı. İşte Çipras ekibinin başrol oynadığı bu yenilginin sonuçlarını sınırlamak, etkisini geçici kılmak ülkedeki solun ve toplumsal hareketlerin bugün üzerine düşen en büyük görev. Seçimlerde memorandum karşıtı güçlerin (Halk Birliği, KKE, Antarsya) alacakları sonuçlar bunun için bir ilk adım olacak. Ama hala asıl ortada duran soru, 5 Temmuz’da AB ve Yunanistan egemenlerine karşı büyük bir cesaretle “hayır” demiş yüzde 62’lik toplumsal sınıfsal bloku yeniden inşa etmeyi başarabilecek bir siyasal hattın inşasını sağlamak. Bu soruya inandırıcı bir siyasal yanıt üretebilecek ve umudu yeniden diriltebilecek bir radikal sol, ülkenin ve hatta tüm kıtanın kaderini yeniden şekillendirebilecek bir “karşı saldırının” fitilini ateşleyebilir.

[1] Bkz. http://baslangicdergi.org/alternatifsizligi-ve-teslimiyeti-alasagi-etmek/ ve http://baslangicdergi.org/ciprastan-syrizanin-solunu-tasfiye-hamlesi-erken-secim/

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar