Yönetenlerin yönetemez hale geldiği, yönetilenlerin de yönetilmek istemediği anlara – Onur Öncü -

‘Suriye gibi mi oluyoruz?’ Hemen hemen herkes bu soruyu soruyor. Mitinglerdeki canlı bombalar, tutuklama terörü, OHAL’ler, infazlar… Ülke genelinde bir kargaşa hakim. Bu kargaşanın bir numaralı sorumlusu ise hiç şüphe yok ki, Saray.
Mağduriyet edebiyatı yaparak kurtuluşun tek yolunun sandık olduğunu ileriye sürerek, belirli bir halk desteği ile başa geçip, geçmişte mağdur olmasına sebep olan her uygulamanın daha katı versiyonunu ‘muhalefet’te olanlara karşı uygulamak… ve toplumu daha da derin bir şekilde kutuplaştırmak ve bunu yaparken de medyadan büyük bir destek alarak ‘gerçekleri’ karartmak ve sansür yoluyla iktidarını perçinlemek. AKP iktidarının geldiği nokta budur.

‘Seni Başkan Yaptırmayacağız’

Bugünleri anlamak için 7 Haziran’a ve öncesine gitmekte fayda var. AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın 7 Haziran seçim stratejisi, HDP’yi baraj altında tutmak ve tek başına iktidarını sağlayacak Başkanlık sistemini ‘yasal’ yollardan hayata geçirmekti. İlk önce HDP lideri Selahattin Demirtaş’ın parti grup toplantısında ‘Seni Başkan Yaptırmayacağız’ çıkışı ve ardından yürütülen seçim çalışmasında hemen hemen tüm anketlerde HDP’nin barajı geçtiğinin görülmesi ve sonuçta AKP’nin tek başına iktidar olamaması Saray’ı fiilen harekete geçirdi. Saray’a bağlı bir gladyovari yapı ve bu yapının başını çeken dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala ilk provokasyon girişimini Ağrı’da gerçekleştirdi. Bu provokasyon girişimi AKP ve Erdoğan’ın kendi iktidarı için ülkeyi çatışmalı bir sürece sokmaktan çekinmeyeceğini gösterdi. Bu provokasyon girişiminin halk tarafından boşa çıkarılmasına rağmen gerek Erdoğan gerekse onun milletvekilleri her platformda Ağrı propagandası yaparak, seçimlerden sonra olası bir AKP’siz hükümette neler yapılabileceğini göstermiş oldu.
Ağrı provokasyonundan sonra gerek Kürdistan’da gerekse batı metropollerinde HDP’ye dönük provokasyon ve linç girişimleri başladı. Manisa’dan Bingöl’e, Erzurum’dan Edirne’ye seçim çalışması yapan HDP’liler kitlesel linç girişimlerine maruz kaldı.
Seçimlere iki gün kala HDP’nin final mitingi diyebileceğimiz Diyarbakır Mitingi’ndeki canlı bombanın kendini patlatması sonucu 5 kişinin ölmesi onlarca kişinin yaralanması, olası bir AKP’siz dönemin nelere yol açabileceğinin en temel göstergesi oldu. Seçime 2 gün kala yapılan bombalı saldırı açıkça seçimleri erteleme girişimiydi. Ama olmadı. AKP’nin 7 Haziran planları o gün son buldu. Kendini sandıktan var eden AKP ve Erdoğan o gün yenildi. HDP %13.1’lik bir oy aldı. Bu sonuçla HDP hem barajı geçerek AKP’nin tek başına iktidar olmasını engelledi, hem de Erdoğan’ın uğruna ülkeyi kaosa sürükleyeceği Başkanlık Sistemi planlarını bozdu. Tek bir cümle 13 yıllık AKP iktidarını yerle bir etti: ‘Seni Başkan Yaptırmayacağız’

IŞİD gömleği giymiş AKP

7 Haziran öncesi yapılan provokasyon ve kaos çıkarma çalışmaları, 7 Haziran’dan sonra AKP’siz bir Türkiye’de neler olabileceğinin en temel kanıtı niteliğindeydi. AKP’nin ve Erdoğan’ın yenilgisi ve hemen ardından kurulamayan koalisyon, AKP’nin fiilen Kürtlere ve sosyalistlere savaş açması ve tekrar çatışmalı bir sürece girilmesine sebep oldu.
Seçimlerden sonra radikal İslamcıları harekete geçiren AKP, Diyarbakır’da Kürtler ile IŞİD destekçilerini karşı karşıya getirmekten de çekinmedi. Seçimin hemen ardından HDP üyelerine ve yöneticilerine dönük Diyarbakır’da büyük bir provokasyon girişimi yapıldı. Amaç Kürtleri sokağa çekmek, çatışmaları başlatmaktı. Buradaki amaç HDP’nin batıdan aldığı ’emanet oyları’ yerle bir etmek ve şu mesajı vermekti: ‘Bunlar terörist.’ Halk arasında büyük bir meşruluğu olan HDP’nin, halk nezdinde itibarını kaybetmesini sağlamak. Ağrı’da olduğu gibi Diyarbakır’da da provokasyon halk tarafından boşa çıkarıldı.
Türkiye’de IŞİD gömleği giymiş AKP’nin ‘kaosvari’ girişimleri devam ederken, Suriye’nin Rojava bölgesinde de YPG/YPJ ve Enternasyonalist Devrimcilerin IŞİD’in Türkiye ile bağlantı yollarından biri olan Tel Abyad’ı IŞİD’in elinden alması Erdoğan’ın bundan sonraki stratejisini de belirledi. Kürtlerin ve sosyalistlerin Tel Abyad zaferinden sonra hem IŞİD hem de AKP ve Erdoğan ağır bir yenilgi aldı. AKP’nin ‘öfkeli çocukları’ yenilmişti. İlk önce Kobane, daha sonra Tel Abyad’da yenilen IŞİD, Türkiye’de uyuyan hücrelerini harekete geçirmekten geri durmadı.
IŞİD’e her türlü lojistik destek sunan AKP, Türkiye topraklarında IŞİD’i görmezden geldi. Uçan kuştan bile haberi olan MİT, IŞİD’in Türkiye’de yapacaklarına bizzat göz yumdu.

AKP’nin ‘öfkeli çocuklar’ı

20 Temmuz’da Sosyalist Gençlik Dernekler Federasyonu’ndan (SGDF) 300 kişi Kobane’nin yeniden inşası için Suruç’ta toplandı. Kobane’ye geçmek için Suruç Amara Kültür Merkezi’nde bir basın açıklaması yapmak istediler. Basın açıklamasının başladığı anda gençlerin arasına sızan canlı bomba kendini patlattı ve 33 sosyalist genç hayatını kaybetti. Daha önce Diyarbakır’da tanık olduğumuz canlı bomba bu sefer Suruç’ta karşımıza çıktı. Bu saldırı salt SGDF’ye yapılmış bir saldırı değildi. Topyekün tüm sosyalistlere ve yurtseverlere yapılmıştı.
Suruç saldırısından sonra AKP ve Erdoğan IŞİD adı altında sosyalistlere ve Kürtlere operasyonlar yaparak yüzlerce sosyalisti ve yurtseveri gözaltına alıp, tutukladı. Yazının başında da belirttiğimiz gibi artık AKP’nin savaşı fiilen başlamıştı. Suruç’tan sonra gün be gün infazlar, tutuklama terörü, sokağa çıkma yasakları, katliamlarla artarak devam etti. Cizre’de 1 hafta içinde 22 sivil katledildi. Onların acısı tazeyken bu sefer Ankara’da Emek, Barış ve Demokrasi mitingi kana bulandı.
Ankara’da Emek, Barış ve Demokrasi mitingi için Türkiye’nin dört bir tarafından halaylarla, türkülerle gelen binlerce insan, AKP’nin göz yumduğu IŞİD’liler tarafından bombalı saldırıya uğradı.
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ellerinde olan canlı bomba listesinden 2 kişi hem MİT hem de polis eşliğinde göz göre göre insanları katletti. 104 kişi canlı bomba saldırısında hayatını kaybetti.

Önce Diyarbakır ve Suruç, şimdi de Ankara…

Lenin’in ünlü sözlerinden ‘Yönetenlerin yönetemez hale geldiği, yönetilenlerin de yönetilmek istemediği’ şu günleri açıklayan tek cümle budur. İktidar hırsları yüzünden ülkeyi iç savaşın eşiğine getiren AKP-Erdoğan’ın ‘yönetemez’ olduğu ve 13 yıllık AKP iktidarının getirdiği baskıcı otoriterin muhatabı olan halkların da artık ‘yönetilemez’ olduğu bir dönemdeyiz.
Yazının giriş cümlesinde herkesin kendine sorduğu, ‘Suriye gibi mi oluyoruz?’ sorusu 1 Kasım’a kadar geçerli. O güne kadar AKP ve Saray’ın ellerinden gelen herşeyi yapacaklarından kimsenin tek bir şüphesi yok. İktidar uğruna kendi başkentlerinde patlatılan canlı bomba bunun en somut delilidir. AKP ve Saray’ın yarattığı tüm olumsuzluklara ve HDP’yi saf dışı bırakma çabalarına rağmen, şimdi tek yumruk olma zamanı. Tarih boyunca belirli bir halk desteği ile iktidar olmuş herkes, tarihin o çöp sepetine yumrukla gönderilmiştir. Hitler’den Mussolini’ye dek bu hep böyle olmuştur. Suriye gibi olmamak için 1 Kasım’da Emek, Demokrasi ve Barış’ı savunacağız.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar