Yok olup gideceğiz -

Saldırıyı TAK üstlenmiş. PKK’den habersiz olmadığını herhalde Mustafa Karasu’nun iki gün önceki tansiyon düşürme amaçlı açıklamasından anlıyoruz zaten. “Birimimiz, Cizre’de Soykırımcı AKP hükümetinden radikal devrimci çizgide hesap sormak adına, faşizmin ve barbarlığın kalesi olan Ankara’da devletin güçlerini hedeflemiştir,” demişler. Özsavunma değil bunun adı, kısasa kısas, intikam ve misilleme. Son derece irrasyonel, topluma hiçbir fayda sağlamayan, aksine zarar veren, Kürt halkının mücadelesinde destekçi olmaya çalışan insanların verdikleri desteği sorgulamalarına sebep olan, siyahı ve beyazı netleştiren (savaşan taraflar ve diğerleri olarak), “Barış söylemlerini kaldırıp çöpe atalım o zaman,” dedirten, korkunç bir eylem. Zaten Şubat ayında gerçekleşen patlamadan sonraki taziye olayından beri alttan alta, “E ama bu kadar da olmaz ki,” tepkilerini duyuyordum, devletin tarafında yer alıyormuş gibi görünmek istemediğimiz için belki kendi arkadaş çevremiz dışında çok dillendirmiyorduk. Ancak bastırılamayan bir iç ses o vicdan muhasebesini yaptırıyordu.

Evet özsavunma meşrudur, devlet, toplumsal sözleşmeninin ilk şartını çiğneyip vatandaşlarının canına kastettiğinde hayatınızı kurtarmak için her şeyi yapma hakkına sahip olursunuz doğal olarak ama kısas, özsavunmadan farklı bir şiddet biçimidir, ölümlere değer biçen ve bu değer kadar bedel ödetmeyi öngören bir yöntemdir. Bu, kısasın “etik” açıklaması tabii. Bir ölüm/değer terazisi. Sivillerin büyük çapta zarar görmesine sebep olan (niyet bu olmasa da) kısas ve misilleme eylemlerinin esas amacıysa halkı korumak, halk yararına bir iş yapmak değildir kesinlikle, “Ben de güçlüyüm,” demek, “Burnunun dibinde bomba patlatacak gücüm var,” demektir. Bir savunma yöntemi değil, bir savaş aletidir. Bu noktaya gelmişseniz sivil halkın ölmesi falan umrunuzda olmaz, o yüzden TAK’ın hiç özür diliyormuş gibi yapmasının alemi yok.

Geride kalan bizlerin; ölenlerin birer sayı olmadığını, hepsinin birer hikâyesi olduğunu sürekli hatırlatmaya çalışmaları çok değerli. Hiçbir ölüme sayı veya ideoloji kabilinden değer biçilemeyeceğini sürekli hatırlamak belki de bu savaşa karşı olan insanlar olarak sesimizin tamamen yitip gitmesini engelleyecek en önemli şeylerden biri.

Aylardır, daha karanlık günler göreceğiz, diyorduk. Görüyoruz işte, şimdi daha fazlasını da görmemek için ne yapabileceğimizi konuşmamız gerekiyor. Türkiye’de muhalif örgütler ya yetersiz ya da başka hesaplar peşinde, Barış Bloku, sendikalar ve odalar “allahlık” hâlde. Belki daha tabandan gelen bir vicdani ret kampanyası başlatmak, silah kullanmıyoruz, kullanmayacağız, kimsenin askeri olmayacağız demek, bir barış hareketi oluşturmanın önemli bir adımı olacak. Bunun aktörü de yatay örgütlenen STK’lar ve son zamanlarda kurulan Barış için Herkes bileşenleri olabilir. Bugün, savaş karşıtı mücadele ihtimalleri üzerine düşünmek lazım, hem de çokça. Yoksa yok olup gideceğiz.

 

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında