yerel seçimlerde ne yapmalı?- foti benlisoy -

Türkiye’deki iktidar ilişkilerini yeniden biçimlendirecek egemen blok içindeki “filler tepişmesi”, Gezi direnişinin açığa çıkardığı siyasal enerjiyi dağıtan, burjuva kanallara çekip ehlileştiren bir etkide bulunuyor. Sosyalist hareketin bu süreci mevcut siyasal-örgütsel rutinle karşılaması, alışageldik eylem-basın açıklaması ritüelleriyle yetinmesi durumunda yeni siyasal güç dengelerinin oluşum sürecine anlamlı bir müdahalede bulunması mümkün değil. Herkesin kendi “bahçesini” kazdığı, herkesin kendi eylem ve faaliyetiyle yetindiği, herkesin kendi kendisiyle “cepheler”, “platformlar” kurduğu bir durumla idare edecek, günü kurtaracak zaman değil.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemi rutin bir seçim faaliyetiyle “atlatmak” gibi bir lüksümüz olamaz. Yerel seçimlere kadar olan zamanı sıradan bir “seçim dönemi” olarak geçirmek, mevcut durumun açığa çıkardığı potansiyellere sırtımızı çevirmek anlamına gelecektir. Bugün sosyalistlerin temel görevi, isyanın yarattığı radikalleşme dinamiğinin kurumsal siyasetin dehlizlerinde yitip gitmesine, evcilleşmesine izin vermemektir. Yani Gezi direnişinin mirasının yarının mücadele ve direnişler için bir kalkış noktası oluşturmasını sağlayacak kanalların inşa edilmesidir.

Bu bakımdan sosyalist hareketin siyasal faaliyetinin merkezi (mevcut halde parçalı ve eksikli) seçim çalışmaları olamaz, olmamalı. Seçimleri ya da egemenler arası ihtilafın yaratacağı muhtemel çatlakları temel alan bir siyasal faaliyetin bugün için güçler dengesinde emekçi ve ezilenler lehine radikal bir kaymaya yol açması mümkün görünmüyor. Hangi otoriter seçeneğin ehven-i şer olduğuna, sandık başında beterin beterinden nasıl kaçınılması gerektiğine sıkışmış bir siyasal alanda kalmayı reddetmek anlamlı tek seçenek. Hele hele Gezi sonrasında, siyasetin sandıkta kime oy atmalı sorusuna indirgenmesine müsaade etmemek, sandığı siyasetle, sokak siyasetiyle kuşatmak temel görevimiz olmalı.  Gezi direnişinin gösterdiği üzere, kolektif düzeyde anlamlı siyasal bilinç sıçramalarının gerçekçi tek kaynağı, kitle mücadeleleri ve direniş pratiklerinin deneyiminden başka bir şey değil.

Ezilenler ve emekçiler nezdinde görünür antikapitalist bir siyasal seçeneğin inşası, parçalı seçim çalışmalarıyla değil, esas itibariyle Gezi sonrasında niteliksel bir sıçrama yaşayan toplumsal mücadele ve direnişler alanındaki birleşik faaliyetle mümkün. Yeter ki bu faaliyeti, alan çalışmalarını örgütsel inşanın bir hinterlandına indirgeyen “dükkâncı” bir perspektife hapsetmeyelim. Toplumsal mücadele alanları içerisinde demokratik, birlikçi, çoğulcu, aşağıdan yukarıya ve anti-bürokratik bir tavrı eylemli olarak ortaya koyan, ikameci olmayan, o faaliyetin parçası olan herkesi özneleştiren bir mücadele anlayış ve biçimini yaygınlaştırmak bugün temel önemde.

Bu bağlamda yerel seçimlere kadar olan dönemde, tarzı, üslubu ve içeriğiyle “yüksek siyaseti” işaret eden seçim çalışmalarından ziyade, kent hakkı çerçevesinde formüle edilmiş beş-altı geçiş talebini popülerleştiren bir birleşik kampanyayı örgütlemek, bir sonraki döneme (seçimler düzeyinde de) katkı verebilecek ciddi bir girdi yaratabilir. Hiçbir siyasetin ardalanı olmayan, kendi bağımsız karar alma mekanizmaları ve kimliği olan, bireyse katılıma açık, çoğulcu ve yerel seçimler bağlamında kent hakkı mücadelesinin radikal birikimini aşağıdan yaygınlaştırıp çoğaltan iki aylık bir birleşik faaliyeti önümüze koyabiliriz. Geniş kitleler nezdinde anlaşılır olan ama mevcut durumda sistemi de zorlayacak birkaç (geçişsel) talebi öne süren, esas itibariyle sokak siyasetine çağıran, bu anlamda da Gezi’nin hafızasına hitap eden böyle birleşik-çoğulcu ve militan bir kampanyanın, solun mevcut seçim çalışmalarına karşı bir girişim olarak anlaşılmasına da gerek yok. Solun seçim çalışmalarıyla paralel ve onlardan bağımsız olarak yürütülebilecek, esas olarak da kurumsal siyasetin dışını seferber eden bir tarzda yürütülebilecek yaygın bir siyasal faaliyet pekâlâ mümkün.

22 Aralık kent mitingi ve hemen her gün gerçekleşen irili ufaklı eylemler, kentsel mücadelelerin Gezi sonrasında nasıl büyük bir siyasal birikime işaret ettiğinin delili. Bu mücadelelerin birbirinde yalıtık bir biçimde ilerlemesine izin vermeyecek birleşik zeminlerin yaratılması bugün kritik önemde. Dahası, yerel seçimlere dönük sosyalistlerin siyasal sözünün bu mücadeleler içinden ve onlar aracılığıyla çıkması da temel bir gereklilik.

Toplumsal mücadelelerle “yüksek-büyük siyaset” arasında mekanik bir ayrımı reddetmeliyiz. Mücadele deneyimlerinden kopuk bir seçim çalışmasında, “kamuoyu siyasetinde” ısrar, sosyalist hareketin etki alanının yeniden daralmasından başka bir anlama gelmeyecek. Mevcut direniş pratiklerinin toplamı “büyük siyaset” alanında kuracağımız sözün de gerçek kaynağı olmalı. Solun siyasal sözü seçim beyannameleriyle ilan edildiğinde değil, ancak mücadele ve direniş pratiklerinin imbiğinden damıtıldığında gerçek ve kalıcı bir etki yaratabilir. Bu bakımdan solun yerel seçimlere dair sözünün, kentsel mücadelelerin müştereklerinden doğacak bir zeminle, bir kampanya aracılığıyla ifade bulması, tahminimizin ötesinde (anketlere sığmayan) bir siyasal etki yaratabilir.

Yeter ki mevcuda, oyunun kurallarına sıkışmayalım. Gezi direnişinin ardından oyunu kendi kurallarımızla, kendi bildiğimiz ve istediğimiz biçimde oynamaya, denemeye cesaret edelim.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar