“Yeni” soğuk savaşta yeniden “cephe ülkesi” mi? -

 

Türkiye’nin sınır ihlali gerekçesiyle bir Rus savaş uçağını düşürmesi, her bakımdan vahim, olası sonuçları açısından tedirgin edici bir gelişmedir. NATO ile Rusya arasında gerek Ukrayna gerekse Suriye dolayımında şiddetlenen ve kimilerinin “yeni soğuk savaş” dediği ihtilaf ve rekabette çıtayı iyice yükselten bir hamleyle karşı karşıyayız.

Rus uçağının Türkiye sınırını gerçekten ihlal edip etmediği tali bir tartışmadır. Böylesi hava sahası ihlalleri başka bağlamlarda da (mesela Ege’de) yaşanır ama genellikle bununla ilgili reaksiyonlar kınama ya da sorunu uluslararası platforma taşıma şeklinde olur. Uluslararası hukuk ve diplomasi mekanizmaları devreye sokulur. Bu bakımdan Türkiye’nin eğer sınır ihlali yaşanmışsa dahi bu kadar sert ve açıkça orantısız bir tepki vermesi düşündürücüdür ve akla Türkiye’nin NATO ile Rusya arasında zaten mevcut gerilimi iyiden iyiye tırmandırma gibi bir tercihte bulunup bulunmadığı sorusunu getirmektedir.

Böyle bir tercihin anlamı ne olabilir? Türkiye’nin “eski” soğuk savaşta NATO’nun kanat ya da cephe ülkesi olduğu ve ülkenin siyasi ve askeri karar alıcılarının bu jeostratejik “avantajı” tepe tepe kullandığı bilinen bir hikâye. Türkiye “yeni” soğuk savaşın Suriye cephesinde gerilimi tırmandırmayı amaçlayarak yeniden böyle bir cephe ülkesi konumu edinmeye çalışıyor olabilir mi? İhtilafın tırmanmasının onun uluslararası plandaki pozisyonunu güçlendireceği, yeniden “olmazsa olmaz” bir ülke konumuna getireceği hesabı pekâlâ yapılıyor olabilir. Eğer böylesi bir hesap varsa tıpkı Ukrayna krizinde “kraldan çok kralcı” (NATO’dan çok NATO’cu) davranabilen kimi Doğu Avrupa ülkeleri gibi Rusya ile NATO arasındaki ihtilafın iyice kızışmasına oynuyor olabilir.

Burada kritik nokta, ABD’nin bu hamle karşısında nasıl bir tavır alacağıdır. Kerry’nin Türkiye’nin Suriye ile olan sınırında IŞİD’e kapatılması gereken 98 km’lik alana dair malum açıklaması, IŞİD’den arındırılmış bölge tartışmaları ve aralarında ABD-Türkiye destekli Türkmen ve Suriyeli Arapların da bulunduğu yerel güçlerin Mare-Cerablus arasındaki bölgedeki bazı yerleşimleri IŞİD’in elinden aldığı haberleri, hatta muhtemel ve müstakbel başkan Hillary Clinton’un tampon bölge leyhtarı beyanatı, ABD ile Türkiye arasındaki Suriye trafiğinin iyiden iyiye kızıştığının işaretleri.

İşte bu koşullarda Türkiye’nin askeri değil de apaçık bir siyasal hamle olarak değerlendirilmesi gereken saldırısı, Rusya kadar (belki de daha fazla) ABD’ye dönük bir mesaj içeriyor olabilir. Türkiye Suriye’de güçlenen Rus siyasal ve askeri ağırlığını bir nebze olsun kırıp “dengeleyebilecek” bir aktör olarak kendini “satmaya” çalışıyor olabilir. Türk hükümeti böylece, yani “yeni” soğuk savaşın Suriye cephesini hararetlendirerek, NATO’yu Suriye’de kaybettiği etki ve ağırlığı yeniden kazanmak (ve elbette Kürtlerin “yükselişini” de sınırlandırmak) için arkasına almanın hesabını yapıyor olabilir.

Tam da bu nedenle uçağın düşürülmesine Rusya’nın ne vereceği tepki ne kadar önemliyse de neticede belirleyici olan, ABD’nin alacağı tutum olacaktır. ABD’nin görece yumuşak ve “toparlayıcı” bir pozisyonla yetinmesi, Türkiye’nin yeniden “cephe ülkesi” olarak konumunu güçlendirme hesabının şimdilik tutmadığını göstermiş olur. Böylesi bir tutum, ABD’nin (Ukrayna’nın tersine) Suriye’de Rusya’yı bir bütün olarak karşısına almak istemeyişi, Viyana mutabakatı çerçevesinde ilerleyerek esas itibariyle IŞİD’e odaklanmak yönündeki eğiliminin bir ifadesi olacaktır. Yok eğer ABD Rusya karşısında Türkiye’nin yanında güçlü ve sert bir biçimde durursa ABD’nin de böyle bir tırmanışı desteklediği sonucuna varılabilir. ABD Rusya’nın Suriye’deki “yükselişinin” esas itibariyle Ukrayna’da da pazarlık gücünü artırdığını hesaba katarak Rusya’nın bir ölçüde de olsa burnunun sürtünmesini, yıpranacağı bir bölgesel kapışmaya sürüklenmesini tercih edebilir. Böyle bir tercih söz konusuysa Türkiye’ye yeşil ışık yakan görece agresif bir tutum geliştirebilir.

İkinci ihtimal daha zayıf olsa da bu husus, yani Washington’un (ve dolayısıyla NATO’nun) ne tepki vereceği, ABD’nin bölgedeki “angajmanının” hangi düzeyde olması gerektiğine dair Amerikan eliti arasında da süren daha genel bir tartışmanın parçası. Kesin yanıtlar vermek için daha erken elbette. Göreceğiz…

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar