Yeni reformizmin iflası – Barış Yıldırım -

 

Bir dizi ülkede genel seçimler yaklaşırken, antikapitalist bir hat giderek yakıcı bir ihtiyaç haline geliyor.

Önümüzdeki haftalarda farklı ülkelerde gerçekleşecek genel seçimler, devrimci solun birliği ve programı tartışmasını da gündeme getiriyor. 20 Eylül’de Yunanistan’da, 25 Ekim’de Arjantin’de ve Aralık’ta İspanya’da seçim var. Bu ülkelerde sırasıyla Halkın Birliği (LE) ve Antarsya, Sol Cephe (FIT) ve Podemos seçime girecek önemli aktörler.

Üç ülkede kapitalizmin yaşadığı ağır kriz, devrimin güncelliğini yeniden masaya koyuyor: Buralarda düzen karşıtı örgütler gerek seçimler gerek sokakta önemli kazanımlar elde etmiş durumda. Gelinen noktada tartışmanın önemli bir ekseni şu: Kurulan ittifaklar veya birleşik partiler aslen kemer sıkmaya, neoliberalizme karşı (“antiliberal”) mı olmalı, yoksa bunun ötesine geçen antikapitalist bir program mı izlemeli? Devrimci Marksizmin bayrağını taşıma iddiasındaki Bir-Sek (IV. Enternasyonal Birleşik Sekretarya) ve başka enternasyonalist akımlar da, birleşik cephe ve geniş parti kavramları etrafında bir süredir bu tartışmayı sürdürüyor.

Lafı uzatmadan söylersek, bugün sınıf çatışmasının en ileri düzeyde yaşandığı Yunanistan’da, Syriza hükümetinin referandum sonrası sergilediği tornistan, antiliberal veya yeni reformist perspektifin iflasını simgeliyor. Dış borcu ve kemer sıkma şartlarını merkez kapitalist ülkelerle yeniden pazarlık etmekle, halka biraz nefes aldırmakla sınırlı bu tür programlar kısa sürede acı gerçeklere tosluyor. 2000’lerin Venezüela’sı veya Bolivya’sında olduğu gibi petrol ve gaz kaynakları da yoksa elde, ülke ağır borç yükünün altında eziliyor. Bu durumda, muhalif bir söylemle iktidara gelen bir parti, eğer derhal borçların ödenmesini reddetmez, büyük banka ve şirketlere el koymaz, Avrupa Birliği ve ortak para biriminden çıkmazsa, başta reddettiği kemer sıkma programının bizzat uygulayıcısı pozisyonunda buluyor kendini. Kısacası, günümüzün ağır kapitalist kriz koşullarında sosyal demokrat ya da reformist bir yeniden bölüşüm siyasetine pek alan yok. Antikapitalist bir geçiş programına olan ihtiyaç her zamankinden de yakıcı.

 

Yunanistan

Bilindiği gibi, Yunanistan’da 5 Temmuz referandumunda “Hayır” oyu %61 gibi müthiş bir ağırlık kazandığı halde Syriza hükümeti son derece ağır bir kemer sıkma programını benimsedi. Buna karşılık, Sol Platform partiden ayrılarak Halkın Birliği (LE) adı altında yeni bir parti kurdu. Yeni parti kemer sıkmaya karşı olduğunu belirtiyor ve gerekirse euro’dan çıkılmasını savunuyor (“euro için sıfır fedakarlık”); ama varabileceği en radikal nokta, yeni bir ulusal para biriminin devalüasyonu temelinde bir tür ulusal toparlanma hamlesi gibi görünüyor. Borcun reddi, kamulaştırma ve AB’den kopuş gibi bir perspektifi sistematik olarak ileri sürmüyorlar. Asıl önemlisi, herhangi bir özeleştirel tutum içinde de değiller: Zira, LE liderleri arasında yer alan dört eski bakan altı ay boyunca Syriza hükümetinde görev yaptı; partinin sağcı ANEL’le ittifak kurmasına karşı durmadılar ve Skouries altın madenine karşı mücadele gibi örneklerde sorunlu bir tavır benimsediler. Dolayısıyla yarın bir gün koalisyona girmesi durumunda Halkın Birliği’nin yeni bir Syriza olmasının önünde bir engel yok.

Yunanistan’da kapitalizmden radikal bir kopuşu savunan güç ise Antarsya ittifakı. Yunanistan Komünist Partisi’nden uzun süre önce kopmuş unsurlarla OKDE-Spartakos (Bir-Sek’in Yunanistan seksiyonu) ve SEK gibi devrimci Marksist unsurları biraraya getiren ittifak, seçimlerde %1-2.5 aralığında oy alsa da, sokakta çok daha büyük bir etkiye sahip.

LE ve Antarsya arasındaki görüşmelerde, LE liderleri ortak bir cephe kurmayı reddedip Antarsya’nın kendilerine katılmasında ısrar edince, sonuç alınamadı. Antarsya’nın bazı bileşenleri koparak LE’ye katıldı; Antarsya ise EEK ile ittifak halinde seçimlere girecek. Antarsya bugüne kadarki seçimlerde Syriza’nın gölgesinde kaldıysa da, özellikle kamu emekçileri, öğrenci ve antifaşist harekette ciddi bir ağırlığa sahip ve son referandumda “Hayır” kampanyasını örgütleyen başlıca güç olarak öne çıktı. Yeni seçim sürecindeyse banka ve büyük şirketlerin tazminatsız biçimde kamulaştırılıp işçi denetimine verilmesini, borç ödemesinin reddini, AB ve euro’dan çıkışı, dahası açıkça burjuva iktidarı ve devletin alaşağı edilmesini telaffuz eden bir bildirge yayınladı. Kriz koşullarında Syriza’nın ne kadar kısa sürede yükseldiği düşünülürse, henüz görece küçük ama antikapitalist bir cephenin de önümüzdeki süreçte anlamlı bir yükseliş sergilemesi olasılıklar dahilinde.

 

Arjantin

Bilindiği gibi Arjantin’de 2001’le başlayan politik kriz, burjuva milliyetçisi Peronist akımın ‘sol’ kanadından Nestor Kirchner’in iktidara gelmesiyle durulmuştu. Halen iktidarda olan eşi Cristina Fernández de Kirchner, bir tür kısmi antiliberal program uygulayageldi. Neoliberalizm ve serbest ticaret anlaşmalarına karşı durup Mercosur temelinde Bolivya ve Venezüela gibi güçlerle ittifak yapıyor, dış borcun bir kısmını reddediyor ve zaman zaman bu ülkelerdeki gibi reformist bir yeniden bölüşüm programı izliyor. Ancak uluslararası ekonomik konjonktürün değişmesiyle ve çevre kapitalist ülkelerin tekrar krize doğru sürüklenmesiyle beraber Arjantin’de de dengeler değişiyor ve burjuvazi yeniden dış borçlanma ve kemer sıkma programları talep ediyor.

Gelgelelim Arjantin’de 50 yıldır farklı varyantlar altında sınıf hareketini kontrolü altında tutan Peronizme karşı, güçlü bir bağımsız sınıf alternatifi mevcut artık: Sol ve İşçilerin Cephesi (FIT). 2011’de hepsi de devrimci Marksist gelenekten gelen İşçi Partisi (PO), Sosyalist İşçi Partisi (PTS) ve Sosyalist Sol (IS) tarafından kurulan cephe, 2013’teki genel seçimlerde bir milyon 200 bin oy (%5.3) almıştı. Bunlardan PTS, Peronizme mesafe koymayı başaramamış olan ünlü devrimci lider Nahuel Moreno’nun geleneğinden gelen, ama o gelenekle ciddi bir hesaplaşma yaşamış, militanları arasında genç ve kadın emekçilerin ciddi bir ağırlığı olan ilginç bir parti.

Ağustos başında gerçekleşen önseçimlerde FIT 760 bin oy topladı (genel katılım oranı görece düşüktü) ve PTS liderlerinden 35 yaşındaki Nicolas del Caño 25 Ekim’deki asıl seçimler için devlet başkanı adayı oldu. Bu arada FIT’in milletvekili aday listelerinin %70’i emekçilerden oluştu. Ha keza FIT, bahsettiğimiz üç partinin yanı sıra yeni kuşak işçi militanlarını kapsayan ‘taban sendikacılığı’ hareketini, ayrıca işçi denetimi veya işgali altındaki fabrikalardan emekçileri saflarına kazanmış durumda.

Ağırlaşan ekonomik kriz karşısında düzen içi partiler, Arjantin’in tekrar dış borç alabilmesi için ‘akbaba’ fonlarla müzakere ve kemer sıkma, kamu bütçesinde kesinti, işten çıkarma, devalüasyonla reel işçi ücretlerinin düşürülmesini savunurken, FIT apaçık bir antikapitalist program savunuyor: İşten çıkarmaların yasaklanması ve iş saatlerinin düşürülerek mevcut işlerin paylaşılması, borcun reddi, bankaların kamulaştırılması ve dış ticaret üzerinde devlet tekeli…

FIT’e yönelik -Claudio Katz gibi figürlerden gelen- bir eleştirinin, cephenin diğer devrimci sol yapıları içermeye yanaşmaması olduğunu belirtelim.

 

İspanya

İspanya’da da 13 veya 20 Aralık’ta genel seçimlerin gerçekleşmesi bekleniyor. Seçimlerde kaydadeğer bir oy alması beklenen Podemos, bilindiği gibi geleneksel devrimci solla sınırlı bağlantıya sahip ve meydan işgalleriyle ilerleyen Öfkeliler (Indignados) hareketinden geliyor. Her ne kadar hareketin başlangıcında Bir-Sek’in İspanyol seksiyonu Antikapitalist Sol (IA) önemli bir ağırlığa sahip olsa da, akademisyen Pablo Iglesias etrafındaki önderlik zamanla teşkilat üzerinde -Tsipras’ın Syriza üzerindeki denetimini andıran- kontrolünü kurdu.

Mayıs 2014’te, IA militanlarının ciddi emeğiyle girdiği AB Parlamentosu seçimlerinde, Podemos bir milyon 200 bin oy aldı (%8). Ancak giderek, Iglesias parti aktivistlerinin taban örgütlerinden ziyade İnternet üzerinden tartışıp oy kullandığı ‘sanal katılım’ temelli bir tür plebisiter sistem kurmaya başladı. Bu temelde Kasım 2014’te gerçekleşen ve hazırlık süreci demokratik olmamakla eleştirilen Podemos Yurttaş Meclisi’nde Iglesias listesi ezici bir ağırlık (%81) kazanırken, IA listesinin oyları %12’de kaldı. Bunun ardından Iglesias IA militanlarına kendi partilerini kapatıp bir derneğe dönüşme ve sadece Podemos üyesi olmayı dayattı. Bu talep IA tarafından kabul edildi, hatta buna uymayan bir azınlık eğilimi de uzaklaştırıldı (ve IZAR adını aldı).

Podemos’un Aralık 2014’te kabul edilen programında, borcun iptali değil yeniden yapılandırılması, euro’dan çıkış değil Avrupa Merkez Bankası’nda reform, ücretlere zam, yeni devlet ve ‘yurttaş’ bankalarının kurulması, en düşük ve yüksek ücretler arasındaki farkın azaltılması gibi antiliberal denebilecek talepler bulunuyor. Yunanistan’dan farklı olarak İspanya’da sosyal demokrat parti (PSOE) çöküş yaşamadığı için, yaklaşan seçimlerde Podemos’un oylarının %15-20 aralığında kalması olası. Mayıs ayındaki yerel seçimlerde Podemos zaten birçok yerelde PSOE ile ittifak yapmıştı; partinin iki numarası Íñigo Errejón da geçenlerde PSOE’nin çizgisini değiştirmesi halinde bir ‘değişim koalisyonu’ kurmanın mümkün olduğunu ifade etti.

 

Kıssadan hisseler

Bu özet bilgilerden çıkarılabilecek bir dizi sonuç var. Birincisi, politik güçlerin hızla savrulduğu ve yeniden harmanlandığı ağır kriz koşullarında, net antikapitalist bir programı savunmak şart. Dış borcun reddi ve işçi denetimi altında kamulaştırmalar gibi taleplerle ilerleyecek bu tür bir program ister istemez, kemer sıkma karşıtı ‘sol hükümet’ değil işçi-emekçi hükümeti talebini ve bunun dayanağı olacak işçi-emekçi özörgütlenmelerini savunmak durumunda.

İkincisi, devrimci sol bu tür bir programı savunurken elbette emekçilerin haklarını savunacak daha geniş birleşik cephelerde yer alabilir. Ancak, Podemos ve Syriza gibi antiliberal oluşumlar hızla iç demokrasisini kaybedip lider karizması etrafındaki birliklere dönüşme tehlikesi taşıyor. Antarsya ve FIT gibi, iç mekanizmaları tanımlı, net bir programı olan ve farklı oluşumların bağımsızlıklarını koruduğu birliktelikler daha fazla umut vadediyor.

Üçüncü bir mesele de örgütsel bağımsızlık: Geniş parti ve cephelerin içinde yer alırken kendi kendini likide etme riski büyük. Bir-Sek çoğunluk eğilimi özellikle 2012’den bu yana, bütün umutlarını “kemer sıkma karşıtı” sol güçlere, yani İspanya’da Podemos’a, Yunanistan’da ise bir süre Syriza’ya şimdiyse LE’ye bağlamış gibi görünüyor; ülkedeki militanlarının da bu partilerde yer almasını savunuyor. Gördüğümüz gibi IA bunu yerine getirip Podemos’ta erirken, OKDE-S yerine getirmiyor ve Antarsya’da bağımsız bir güç olarak yer alıyor.

Söz konusu süreç Fransa’daki seksiyon olan LCR’nin NPA’ya dönüşmesini akla getiriyor. 2007 başkanlık seçimlerinde bir milyon beş yüz bin oy (%4.1) kazanan LCR, 2009’da daha yumuşatılmış bir antikapitalist programı olan NPA içinde eridi. Ancak antiliberaller, sol popülistler ve eski Stalinistlerin oluşturduğu Sol Cephe (Front de Gauche), NPA’nın doldurmaya heveslendiği alanı doldurdu; hatta bir dizi büyük parça NPA’dan kopup Sol Cephe’ye katıldı. İki odağın söyleminin ayırt edilemez hale gelmesiyle, 2012 başkanlık seçimlerinde NPA’nın oyları %1.15’te kaldı. Neyse ki NPA Sol Cephe’ye katılmadı ve partide iç tartışma süreci sürüyor: Parti içindeki Antikapitalizm ve Devrim (A&R) ve Devrimci Komünist Akım (CCR) gibi eğilimler, mevcut politikanın terk edilmesini ve net bir antikapitalist programa dönülmesini savunuyor. Geçmişte Brezilya’daki İşçi Partisi (PT) içinde yer alan Bir-Sek seksiyonu da ne yazık ki PT’nin iktidara gelmesinden sonra bir kriz yaşamış ve bölünmüştü; İtalya’daki seksiyon ise içinde bulunduğu Komünist Yeniden Kuruluş Partisi’nin (PRC) koalisyona girmesinin ardından ağır darbe almıştı.

Günümüzde Syriza, Halkın Birliği ve Podemos gibi yapılar içinde yer almak da benzer riskler taşıyor. Bu süreçlerden ders çıkaran OKDE-S, NPA’nın içindeki A&R, IA’dan atılan IZAR gibi çeşitli yapılar bugünlerde Bir-Sek bünyesinde, antikapitalist program etrafında yeniden ‘militan ve devrimci’ bir enternasyonalin inşası tartışmasını yürütüyor; benzer tartışmalar ayrı birer uluslararası akım içinde yer alan PO (Arjantin) ve EEK (Yunanistan), ile PTS (Arjantin) tarafından da sürdürülüyor.[1] Önümüzdeki yıllar devrimci solun da yeniden harmanlanacağı bir dönem olacak gibi görünüyor.

[1]  İlgili metinler: http://www.internationalviewpoint.org/spip.php?article3005, http://www.internationalviewpoint.org/spip.php?article2643, http://www.internationalviewpoint.org/spip.php?article3356, http://anticapitalisme-et-revolution.blogspot.fr/2015/02/contribution-pour-le-comite.html, http://www.ft-ci.org/spip.php?page=2013_estrategia&id_rubrique=415&lang=es

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar