yeni bir 6-7 eylül mü? – stefo benlisoy -

 

Yeni Akit “gazetesinde” yayımlanan, “Hahambaşı’na çağrı!..” başlıklı “yazı”, İsrail’in Gazze’ye dönük saldırganlığı bağlamında gündeme gelen antisemit sayıklamaların son örneği.  Türkiye Yahudilerini yani bir “6-7 Eylül” ile tehdit eden, Yahudilere yönelik ısıtıla ısıtıla temcit pilavına dönen ırkçı ifadeler ve antisemitizmin klasik terminolojisiyle dolu, “insanın, Allah Hitler’den razı olsun diyesi geliyor!” ifadesini bile kullanabilen bir “yazı” bu. Alenen nefret suçu işleyen, buna rağmen bir “gazetede” basılabilen bir “yazı”. Yahudilere dönük beylik ırkçı tezviratla dolu yazı, gittikleri her yerde “fitne-fesat çıkaran Yahudiler”in sığındıkları Osmanlı’da zenginleştikleri türünden bu ülkedeki antisemit literatürün kadim ve hayli bayat temalarını yeniden tedavüle sokuyor. Fakat asıl önemlisi, Türkiyeli Yahudileri İsrail’in Filistinlilere uyguladığı şiddetten neredeyse sorumlu tutarak “kısas” uygulanmasını isteme “hakkı”ndan bahsedebiliyor. Türkiye Yahudilerini bir “6-7 Eylül” ile tehdit eden, aba altından sopa gösteren “yazı”, bunu engellemenin yolunuysa hahambaşının İsrail’deki katliamı kınaması olduğunu ifade ediyor.

Aslında yazıda hahambaşına yapılan çağrı türünden dolaylı tehditlere bu ülkede yaşayan azınlıkların tarih boyunca sıkça maruz kaldıkları söylenebilir. Gayrımüslim azınlıklar şu son yüz küsür yılda devamlı olarak ve değişik vesilelerle kâh Türkiye’nin milli davalarıyla tam manasıyla özdeşleştiklerini deklare etmeye ya da ilgili bulundukları varsayılan etnik-dinsel grupların ülke dışındaki fiillerini kınamaya çağrılırlar. Yeni Akit 6-7 Eylül bahsini açmışken bir tarihsel hatırlatma yapmak zorunlu olacak: 6-7 Eylül olaylarının arifesinde hem DP hem de CHP yetkililerinin açıklamaları, hükümetçe desteklenen Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti ya da Milli Türk Talebe Birliği’nin etkinlikleri ve basının şevkiyle İstanbul Rumları, ülkede Kıbrıs’ın Türklüğü hususunda varılmış mutabakatı bozan ve “milli dava”ya ihanet eden ya da en iyi ihtimalle kayıtsız kalan bir unsur olarak resmedilir. Basın, 6/7 Eylül olayları öncesinde Rumlar ve özellikle de Patrikhane aleyhine bir kampanya açar ve Kıbrıs meselesi ile Rum azınlık arasında ilişki kurar. Dahası, Patrikhane, Rumca gazeteler ve Rum azınlık kurumları basın yoluyla Kıbrıs ile ilgili hükümet politikasını alenen onaylamaya davet edilirler. Basının öncülüğünü yaptığı bu anlayışa göre azınlık, kendisine yöneltilen kuşkuları bertaraf edebilmek için sürekli vatanperverliğini sergilemeli, her fırsatta hükümet politikalarını -hele hele bunlar “milli davalar” ile alakalıysa- hararetle desteklediğini dosta düşmana ilan etmelidir. Yani İstanbul Rumlarından beklenen, “vatana bağlılığı” şüpheli olan “yabancı” bir unsur olarak vatanseverliğini ispat etmesidir. Tanıdık geldi mi?

Örnekler çoğaltılabilir elbette: 1965 yılında, soykırımın ellinci yıldönümü dolayısıyla yurtdışında gerçekleştirilen anma törenleri nedeniyle bu kez İstanbullu Ermenilerden bu etkinlikleri alenen kınamaları, onları bir dış komplonun tezahürü olarak damgalamaları ve Türk dış siyasetinin rotasını uygun açıklamalar yapmaları istenir. Talep yine benzerdir. Ermeniler vatanperverliklerini ispat etmeli, kendi varlıklarını Türk devletinin “ebed müddet çıkarlarıyla” özdeş kıldıklarını her fırsatta haykırmalıdırlar. Haykırmadıkları takdirde milli bünyeye yabancı bir unsur, ilk fırsatta o bünyeden atılacak bir safra muamelesi görecekleri hususu da hatırlatılmadan edilmez elbet.

Bitirirken bir başka bahsi de vurgulamakta sonsuz fayda var. Anti-semitizm tarih boyunca siyonizmin düşman kardeşi olmuştur. Yahudilere dönük pogromlar, ayrımcılık, katliamlar ne zaman yaygınlaştıysa Filistin’i kolonize etme (yani Siyonizm) siyasal hedefi de o kadar gerçeklik ve güncellik kazandı. Bu, bugün de farklı biçimlerde de olsa böyle olmaya devam ediyor. Yahudi karşıtı ırkçı söylemler bugün de İsrail’deki ırkçı apartheid rejimin varlığını hem içeride hem de uluslararası kamuoyu nezdinde meşrulaştıran bir işlev görüyor. Antisemit argümanların yaygınlığı, İsrail rejiminin ayrımcı-dışlayıcı ve sömürgeci bir etnik devlet olarak kalmasını haklılaştıran argümanlar veriyor. İsrail devlet erbabı, kendi halkına dört bir tarafın antisemit barbarlıkla, Yahudileri kırmaya azmetmiş Nazilerin günümüz versiyonlarıyla kuşatılmış olduğunu anlatma ve böylece de halkı kendi sömürgeci projeleri etrafında kenetleme fırsatı veriyor. Korku ve kuşatılmışlık duygusu nefreti ve sömürgeci şiddeti kışkırtıyor, İsrail halkı nezdinde haklı kılıyor. Yani (şöhreti herkesçe malum olan) Yeni Akit ve benzerleri, Filistin’in sömürgeleştirilmesi politikalarının tersinden ortağı, meşrulaştırıcısı rolünü üstlenmiş oluyorlar.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar