yeminle siyaset yapmıyorum! – ecehan balta -

 

Geçtiğimiz haftanın olayı, Danıştay’ın kuruluş yıldönümü kutlamalarında Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu konuşurken Başbakan’ın “edepsiz” diyerek müdahale etmesi oldu.  Metin Feyzioğlu her ne kadar “iyi bir şey söylüyorum”, “beni bi dinleseniz, gerçekten iyi bir şey söylüyorum” diyerek Başbakan’ı sakinleştirmeye çalıştıysa da, amacına ulaşamadı. Arkasından Başbakan’ın “cübbeni çıkar da öyle siyaset yap” minvalindeki sözlerine Feyzioğlu’ndan karşılık “valla billa siyaset yapmıyorum” şeklinde geldi. Böylece yasama, yürütme, yargı arasında yapılan ayrıma dayalı kuvvetler ayrılığı ilkesinin aslında siyaset ve hukuk arasında olduğunu bir kez daha görmüş olduk.

Kanaatimce, Feyzioğlu eğer ortak aday olarak Cumhurbaşkanı olmak istiyorsa, baştan sona apolojizm kokan yaklaşımıyla bu momenti kendi adına kaçırmış oldu. Belki de Başbakan sandığımız kadar öfke kontrolü sorunu yaşamıyor, tam da Feyzioğlu’nu gafil avladı, bilemiyoruz.

Bu manzaranın en vahim tarafı Başbakan’ın öfke nöbeti ya da Feyzioğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığının sorundan nasıl etkileneceği değildi. Bu manzaranın en vahim tarafı, her iki tarafın da hukukçuların siyaset yapamayacağı, siyasetin erbabına bırakılması gerektiği düşüncesini paylaşıyor ve bunu sorgusuz sualsiz dillendiriyor olmasıydı.

Bu tartışmada yaratılmaya çalışılan birinci algı; “hukukun siyaset dışı olması gerektiği” üzerine, Selçuk Kozağaçlı daha birkaç ay önce savunmasında çok güzel bir ders vermişti. Hukuk, bilebildiğimiz kadarıyla neyin adil olduğuna dair sorulan politik-toplumsal bir sorunun yanıtı ve o aynı politik-toplumsal düzeyin bir sonucudur. Ne öğrenmiştik? Hukuk, siyasetin bir yansıması ve aracı olarak iş gördüğü gibi, onun dışına çıkabilen, onun üstünde ve bağımsız bir hukuk da tamamen yalandır. O yüzden de hukukçunun cübbesini çıkarttığında CHP PM üyesi, giydiğinde TBB Başkanı olmak gibi şizofrenik bir duruma girmesine gerek yoktur. Hukuku bir mücadele alanı olarak tanımlıyorsa aynı zamanda siyasal bir alan olarak tanımlamış demektir. Çünkü (ABC) “mücadele siyasaldır”. Siyaset karşısında hukuku savunmak da bu bakımdan, bir seçenek değildir.

İkinci algı ise, siyasetin siyasetçilerin işi olduğudur. AKP’nin toplumsal-siyasal davranışı seçmen davranışına, demokrasiyi sandığa indirgemeye çalışan yaklaşımının bir başka göstergesi olan bu yaklaşımın hegemonyasını kolektif olarak sorgulayalı daha bir yıl geçmedi. Bu söylemin yeniden hegemonyasını tesis etmesine izin veremeyiz. Siyaset, gündelik hayatımızı belirleyen bir unsursa, bizim de gündelik hayatımızı kendimiz belirlemeye, yani siyaset yapmaya hakkımız vardır. Hatta daha iyi bir hayat kurmak için tam da siyaset yapmamız gerekir.

Herkesin bildiği bu hikâyeyi bağlarken, sadece, ekonomik kararlara katılımı engellemek için ekonomi ve siyaset arasında yapılan suni ayrıma dikkat çekmek gerekir. Siyasal katılım salt “siyasal” olarak kaldığı sürece, özyönetim ütopyasına yaklaşmak mümkün olmayacaktır. Hukuk-siyaset, siyaset-ekonomi arasındaki ayrımları ilga eden pratikler… Başlamamız gereken yer budur.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar