Yedikule Bostanları ve Gıda Egemenliği Mücadelesi – Direnen Üretici ve Tüketici Kolektifi ile söyleşi -

Karşı Radyo: Merhaba, Direnen Üretici ve Tüketici Kolektifi’nden (DÜRTÜK) arkadaşlarla beraberiz. Merhaba arkadaşlar.

Dürtük: Merhabalar.

KR: Bu hafta bir saldırı oldu Yedikule Bostanları’na. Yedikule Bostanları zaman zaman gündeme geliyor.Gündemin yoğunluğundan aslında yapılan müdahale kaynadı arada. Bu hafta ne oldu? Kısaca genel durum hakkında da bilgi alabilir miyiz? Bir de şunu sorayım, bizim için niye bu kadar önemli, neden buraya sürekli bir şekilde saldırı yapılıyor?

D: Geçtiğimiz Ekim’de bostancılar arayıp zabıtanın geldiğini, tezgahların ve barakaların kaldırılacağını haber vermişti. Bunun üstüne bir haber yapıldı, küçük bir gündem oluştu, ama çok kaynamıştı arada. Sonra zabıtanın bir müddet verdiği söylendi, doğru düzgün bir bilgi alınamadı. Ekim ayında olduğu gibi, geçtiğimiz hafta da, zabıtanın gelip bostancılara “Bu barakaları yıkacağız, tezgahlarınızı kaldırın” demesinin arkasında bir gerekçe, bir karar, plan, proje bir şey yoktu. Ve hiçbirimiz emin olamadık, bostancılar da emin olamadı; sadece barakaları ve tezgahları mı kaldıracaklar yoksa bostanların yok edilmesiyle ilgili bir sürecin başlangıcı mı bu?Aradan bir zaman geçti, geçtiğimiz haftanın başında “Geliyoruz.” dediler.Pazartesi Yedikule Bostancılar Derneği bir basın açıklaması yaptı. O gün zabıta gelmedi, ama iki gün sonra Çarşamba günü yıkımlar başladı. Öğlen 11 gibi Mevlana Kapı tarafından başladılar.İki-üç güne yayılmış bir yıkımla sürdü.

KR: Ne yapacaklar oraya, niye bostanı yok etmeye çalışıyorlar?

D: Zaten mesele o, ne yapacaklarını bilmiyoruz. Yazılı hiçbir tebligat yok.Zabıta tabii ki de İBB’ye bağlı, Fatih Belediyesi de tabii ki işin içinde ama Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı koruma alanı olduğu için sonuçta burada İBB’nin bir kararı olması gerekir.Fakat bu yeni bir süreç değil.Gezi’den sonra, 2013’ün Temmuz’unda Yedikule’nin içindeki tarihi bostanlar molozla kaplanmıştı. O zaman bir plan-proje vardı. Oraya bir süs havuzu ve rekreasyon alanı dedikleri bir park alanı yapmak istediler.Yedikule-Belgrad Kapısı arası Rekreasyon Projesi idi adı da.Çok zor bir süreçti, tam Gezi sonrası acayip bir kutuplaşma vardı.Yedikule Bostanları Girişimi de o zaman kuruldu.Gidip gelmeye başladık.Bir taraftan orada bir mahalleli var; Yedikule’nin iç tarafındaki bostanlar mahallelerle çok iç içe bostanlar.Mahallelinin bir kısmı “Biz park istiyoruz” dedi, bir kısmı “Hayır, bostanlar kalsın” dedi. Her şey o kadar hızlı ilerliyordu ki, bir diyalog ortamı kurmak çok zordu. Sonuç olarak, oradaki bostanlarda ürün varken, hatta insanlar ürünlerini toplarken moloz döküldü, bostancılar zarara uğratıldı.Yapılacak rekreasyon projesinin panosu asılıydı. Sonrasında -Elif İnce haber yapmıştı- üç farklı proje çıktı. Aslında hukuka aykırı da bir durum var. Bunun üzerine bir kamuoyu oluştu.Toplantılar, atölyeler yapıldı.2014’te Topbaş bostanların korunmasını da kapsayacak, bostanların da göz önünde tutularak bu alanda bir çalışma yapılmasını salık vererek projeyi geri çekti. Dolayısıyla o günden bugüne aslında ortada onaylanmış bostanları kapsayan hiçbir plan-proje yok. Hatta alan koruma planında bostanların surlarla birlikte korunacağına yönelik de bir madde var. Ama tematik alan olarak değerlendirilecektir gibi muğlak bir ifade de var. Bu ifade şöyle bir yere evrilebilir; bir süs bahçesi gibi, botanik bahçesi, hobi bahçesi gibi bostanların bir kısmını tutarak, belki belediye görevlileri koyarak… Sonuç olarak orada yaşayan bostancıların da, yıllardır üretim yaptıkları bostanların da bir alan olarak korunması değil de Fetih Meydanı gibi bir tema parkına dönüşmesi kaygısı her zaman vardı.

KR: İşlenen diğer kent suçlarında olduğu gibi aslında ortada bir proje yok ama yıkım başlıyor. Yıkımdan sonra da ya tutarsa gibi kamuoyu yoklayarak bir süreç izletmeye çalışıyorlar aslında.

D: Muhtemelen bir projeleri var, bilgimiz yok ama tahminimiz var. O yüzden bu barakalardan başladılar. Barakaları yıkınca doğal olarak orası insansızlaşacak, bostancılar da oradan uzaklaşacaklar. Sonrasında istedikleri gibi at koşturabilecekler… Tabii düzeltelim, Yedikule diyoruz ama 2013’teki yıkımlar Yedikule-Belgrad Kapı arasında, sur içindeydi. Şimdi bahsi geçen ise, sur boyunca Topkapı’ya Mevlanakapı’ya kadar, 3-4 km’lik bir alan. Bütün sur dışı, sur hendeklerindeki bostanlar.Yani çok daha geniş bir alandan bahsediyoruz. O zaman bu alanlara dair henüz bir öngörü yoktu. Şu an bütün barakalar yıkılmış durumda ve bu durum bütün sur dışındaki bostanları tehdit ediyor.

KR: Orası epey büyük bir bölge anladığım kadarıyla ve tarihi durumu da var.

D: Evet surun koruma alanında. Burası dünya mirası listesinde, dolayısıyla bostanlar da bu alanda.Kara Surları’nın bostanlarla parallel bir tarihi var, 1500 yıla uzanıyor. Kesintiler var birtakım tabii ki.Yedikule içerisindeki bostanları, İsmail Paşa Bostanları olarak 18.yüzyılda ve öncesindeki haritalarda görüyoruz. Sur dışındaki bostanlarsa surların yapımından itibaren savaş olmadıkça bir şekilde ekilmiş biçilmiş. Tabi sur alanı hep atıl bir alan. Şehrin sınırı orası, dolayısıyla hep güvencesiz bir alan aslında… Kentin hukukunun bittiği, kent dışı bir alana geçilen bir bölge, hep güvencesiz bir bölge… Sonuçta burada dev bir sur hattı var. Kuleleri var, dehlizleri var, mahzenleri var, üç katman duvar var bunların arasında hendekler var. Dolayısıyla aslında buradaki bostancılık faaliyetleriyle de ilgili olarak kullanılan bir mimari, sur burçlarının mesela zirai faaliyetler için kullanıldığını biliyoruz. Buradaki su yolları, su kuyuları, su havuzlarından da anlıyoruz; Osmanlı’daki vakıf sisteminden kalan belgelerden görüyoruz.Bostancılardan alınan kira Osmanlı zamanında vakıflara tabi ve bu alınan kiralarla surların onarımı yapılıyor. Yine Osmanlı belgelerinde “Şu şu kuyuların kapatılmasına karar verilmiştir gibi kayıtlar görüyoruz. Kesintili bir tarih tabiki ama Surların tarihi boyunca izini sürebiliyoruz.

KR: Aslında biraz da tarihle bağını kesen bir şey yapıyorlar. Surlar bir yandan turizm pi-arı olarak kullanılırken bir yandan da asıl bağlantısı olan hinterlandı bostanlar yıkılıp sadece reklam olarak dursun şeklinde; aslında bir çok projede yaptıkları gibi.  Yıkıma karşı mücadele ne zaman başladı, biraz onu konuşalım isterseniz?Sanıyorum Gezi’den sonra bir hareketlilik geldi.

D:85’te UNESCO listeye alıyor surları. Bütün Avrupa şehirleri surlarını yıkmış vaktinde.İstanbul’daki surların bugün hala duruyor olması zaten çok özel bir durum.Şehri bölen 7 km’lik bir hattan bahsediyoruz.85’te de koruma alanı olduktan sonra,burada yapılabilecek az sayıda faaliyet var. İşte buz pateni pistini koydular oraya Silivrikapı’nın içine. Sulukule’de Ayvansaray’da birtakım dönüşüm-mutenalaştırma projeleri yaptılar.Fakat ne yaparlarsa yapsınlar hep surların tekinsizliği sorun oldu, orada bir güvenlik mekanizması kuramıyorlar.Çünkü labirent gibi dev bir yapıdan bahsediyoruz.Orada hayat olması gerekiyor.Bostanlar hakikaten akıllıca. Hem üretim var, hem yeşil; mahallelinin daha rahat girip çıkmasını sağlayan ve orayı yaşar kılan en büyük ve kapsamlı faaliyet bostancılık. Tonlarca üretimden bahsediyoruz yıllık. Dolayısıyla imara açılamayacak bir alanın hem yeşil tutulabilmesi için, hem üretken kılınabilmesi için, hem de surlarla birlikte devam etmesi için varlıkları çok önemli.

KR: Peki bostancılar kimlerdir? Orada yaşayan halk mı yoksa sonradan oraya gelen insanlar mı?

D: Mesela görüyoruz mahallelinin anlatılarında İlya’nın bahçesi, Petraki’nin bahçesi… Sonra Macar, Arnavut çiftçiler var. Şu an orada tarım yapan bostancıların çoğu Kastamonulu ve burada Arnavut, Macar çiftçilerden el alıyorlar, o arazileri devralıyorlar. Dolayısıyla bir devamlılık var. Tarihteki üretim biçimine dair; oradaki kuyuları, sulama havuzlarını, teraslama duvarlarını görüyoruz.Eski bahçelerin, yöntemlerin devamlılığını görüyoruz.

KR: Umud biraz da DÜRTÜK’ten bahseder misin? Ne zaman kuruldu, neler yapıyor? Sadece Yedikule Bostanları ile mi ilgili yoksa başka alanda faaliyetleri var mı?

D: DÜRTÜK, adından da belli olduğu gibi bir kolektif. Bir tüketici kooperatifin kurulması gerektiği, bir şekilde kent mücadelesinin bir parçası olması gerektiği düşüncesi 2-3 yıldır tartıştığımız bir şey. Kültürel miras olarak bahsettik ya bostanlardan, aslında bunun çok önemli bir de gıda boyutu var. Şu an böyle bir işlevi olmayabilir ama tarih boyunca kenti besleyen yerler olmuş bu bostanlar. Şu anda bu kentleşme politikalarından sonra artık İstanbul’un çevresinde çok nadir gerçekten halkın gıdasını sağlayan alanlar kalmış durumda. Yedikule Bostanları onlardan bir tanesi, ciddi bir üretim var, tabii 20 milyonluk şehri besleyemiyor olabilir ama kentin gıda egemenliğini sağlayabilmek için, kentte yaşayan yurttaşlar için burası bir model yer. Yakından, ürününü bilerek, üreticiyle ilişki içerisinde, karşılıklı birbirini dönüştürerek gıda sorununu, ihtiyaçlarını çözmeye dair bir örnek olabilir. Bu düşünce bizim 2-3 yıldır kent mücadelesinin içinde olan arkadaşlarımızın tartıştığı bir şeydi. Ama nasıl yapılır, ne olur vesaire… Biraz Gezi’nin de etkisiyle bu gibi girişimler birazcık filizlenmeye başladı. Gezi ve ardından geçen bir yıl biz bunu somut anlamda konuşmaya başladık. Ve geçen yazın başında başlayabildik çevremizde bunu uzunca zamandır konuşan arkadaşlarla. Ondan önce iki tane forum yapmıştık. Gezi’den sonra bizim için önemli olan başlıklardan bir tanesi, şu anda içinde olduğumuz Dünyada Mekan’ı yaratan, beyaz yakalılar, güvencesiz çalışanlar için bir kolektif mekan yaratmayı amaçlayan forumdu. Diğeri ise gıda müşterekleri forumuydu. O forumdan bu konuyu dert eden insanlar, İstanbul’da bulunan tüketici kooperatifleri olsun, diğer dayanışma kooperatifleri vesaire bir araya geldi. Bundan sonra ne yapabiliriz diye bir dizi başka toplantılar oldu. Bunlar içerisinde bir tüketici kooperatifin olması, yakından güvenilebilir gıda alışverişi yapmanın önemini anlayan insanlar yazın başında bir araya geldi. “Ne yapabiliriz?” diye konuşmaya başladı. Biz gıda egemenliği mücadelesinin yerel olmasını önemsediğimiz için, yüz yüze alışveriş, dayanışma faaliyetinin önemli olduğunu düşündüğümüz için ve taşın altına elini koyan insanların kapasitesine baktığımızda genel olarak buna en uygun direniş alanı olan Yedikule bostancıları olduğunu gördüğümüz için, böyle başladık. Aslında hem kendi gıda mücadelemizin bir parçası hem de mevcutta devam eden bir direnişe omuz vermek amacıyla yaptık. Bunun yanına başka alternatifler de koyduk. Mesela Kuzey Ormanları’nda mağdur olan köyler, Piyale Paşa Bostanı, kentsel dönüşüm projesinin kurbanı olacak başka gıda üretimi alanları… Bu gibi örnekleri önümüze koyduk, mevcut kapasitemizle hangisiyle dayanışabiliriz hangisiyle ilişkiye geçebiliriz diye düşündük. Yedikule Bostanları merkezi bir yere oturdu, Piyale Paşa Bostanı’ndan da alışveriş yapıyoruz. Oradaki mücadeleyi takip ediyoruz. Eylül itibariyle DÜRTÜK’ü kurduk dedik. Çevremizde burayla alışveriş yapmaya, orayı ziyaret etmeye, yarın öbür gün baskın vesaire olduğunda gidip oraya direnebilecek, buna gönüllü olan arkadaşlarla, bir 50-60 kişiyle falan alışverişimize başladık. Her hafta oradan yeşillik alışverişi ile yaklaşık 2-3 ay bunu devam ettirdik. Geçen haftaki saldırıyla beraber biz de böyle bir etkinlik yapıp hem kendimizi tanıtmak hem neler oluyor bostanlarda bunu gündeme getirmek hem de mücadelemizi yeni bir aşamaya taşıyalım diyerek DÜRTÜK’ü daha yaygın duyurmaya başladık. Hem tüketici olarak alışverişe katılan insanların daha fazlasını DÜRTÜK’le ilişkiye geçirelim hem de bu insanlar içerisinden taşın altına elini sokmak isteyen arkadaşlarla daha sıkı örgütlenelim diye bir bostancıların da katıldığı bir etkinlik yaptık. Bir anlamda bu mücadele yurtdışında da örnekleri olan tüketici kooperatiflerine evrilebilir, ülkemizde genelde olumsuz anlam yüklenen kooperatifçiliğin başka türlü örgütlenebileceğini gösterebilir. Ama bu daha başlangıç… Yerelde, kendi kapasitesi dahilinde,gücünü bilerek, belli ilkeleri takip ederek bu işi başlattık ve devam etmek istiyoruz. Kolektif mücadeleyi alternatif bir kanaldan yükseltmek istiyoruz.

KR: Peki insanlar size nasıl ulaşabilir?

D: Bize ulaşmak isteyen arkadaşlar yeni açacağımız Facebook sayfasında DÜRTÜK ismiyle oradan ulaşabilirler. Haftalık ilanlarımız, toplantı notlarımız,  lojistik bilgiler, yer-zaman vesaire oradan bildirilecek. Oradan bize ulaşabilirler.

KR: Arkadaşlar teşekkür ediyoruz, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

D: Biz teşekkür ederiz.

Bulunduğu kategori : Kızıl-Yeşil

Yazar hakkında

İlgili Yazılar