yatağan’da bir garip ateş… – ahmet gire -

 

Ve elbette ki, sevgilim, elbet, 
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet… 

Nazım Hikmet Ran

 

 

Yatağan’da direniş tekrar alevlendi. Dün santralin işçiler tarafından işgal edilmesiyle başlayan süreç tüm coşkusuyla devam ediyor. Santralin önünde iş makineleriyle örülmüş barikat var, içinde isyan ateşi harıl harıl yanmakta.

Peki süreç santralin işgal edilmesi noktasına nasıl geldi? Bu soruyu yanıtlayabilmek için elbette birçok etkene birden yoğunlaşmak gerekiyor ancak işgalin başladığı bu günlerde hızlı bir akıl yürütme için elimizdeki veriler sınırlı. İlk olarak santrali devralması beklenen firmanın devir işlemini gerçekleştirmesi için 7 Aralık 2014 tarihine kadar zamanı kaldı. Bu zamana kadar şirketin hem santralin yönetimini devralması gerekiyor hem de belirli bir miktar ödeme yapması gerekiyor. Ödemenin yapılıp yapılmadığına dair net bir bilgi henüz yok ancak işçiler paranın belki ödendiğini, ödenmese bile bugün ya da yarın ödeneceğini söylüyorlar. Üst siyasetin ve bürokrasinin kara dehlizlerinde dönen bu oyunlara karşı işçilerin özelleştirmeyi engellemek için yapabilecekleri tek şey santrale bedenleri ile sahip çıkmak. İşçiler şirketin ya da bakanlığın herhangi bir görevlisinin santrale girmesini istemiyorlar. Devir-teslimi önlemek için uyguladıkları strateji örgütlü güçleri ile iş yerlerini kendileri muhafaza etmek ve aynı zamanda iş yerlerini kendi öz yönetimleriyle çalışır halde tutmak.

İşçilerin santrali işgal etmelerinin bir diğer sebebi ise ülkede bulunan santrallerin ne kadar elektrik üreteceğini organize eden yük tevzi merkezlerinin santralin durması yönünde karar verdiğini işçilere bildirmiş olması. İşçiler elektrik üretimine dair planlamayı öğrendikleri yük tevzi merkezinin internet sayfasında Yatağan santraline dair hiçbir rakam göremediklerinde santralin devrinin gerçekleştirilme tarihinin yaklaştığını farkettiler. Daha sonra da yük tevzi merkezinden üretimi durdurmaları yönünde bir talimat aldılar. Bu talimat işçilerin şüphelerine bir kesinlik kazandırdı. İşçilere göre üretimin durdurulması santralin devri için uygun koşulların yaratılmasına yönelik bir hamle.

Yatağan termik santralinde yaşananların farklılığı bu noktada başlıyor. Yatağan termik santrali işçileri üretimden gelen gücün kullanımının geleneksel biçimi olan üretim yapmama silahının yani grevin yerine, üretim yapmayı tercih ettiler. İşçiler üretimden gelen gücün tek bir kullanım biçimi olmadığını gösteriyorlar. Yatağan işçileri santrali işgal ettiklerinden beri santrale beyaz yakalı çalışanları almadılar. Santralde şu anda sadece işçiler bulunuyor ve üretim sadece işçiler tarafından örgütleniyor. Santral isyanla gelen üretimi yeni kömür almadan, stoktaki kömürlerle yapıyor. Yatağan direnişinde işçilerin sermayeye yanıtı üretimi durdurmak değil, hiç kimseye bağlı olmadan üretimi sorunsuz bir şekilde yerine getirmek olmuş. Yatağan işçileri santralin asli bileşeni olduklarını ve üretimin asli olarak kendilerine bağlı olduğunu ispatlıyorlar ve kendi öz yönetimlerinin üretim için gerek ve yeter koşul olduğunu gösteriyorlar. Böylece santralin kaderinin tayin hakkının sahibi olduklarının herkesçe kabul edilmesini istiyorlar.

İşçilerin beyaz yakalıları –memur, mühendis, müdür gibi çalışanları- santrale sokmamalarının birkaç nedeni var: Bunlardan ilki beyaz yakalıların memur statüsünde olmaları ve işlerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya bulunmamaları. Bu durum, işçilere beyaz yakalıların direnişe katılma ihtimalinin az olduğunu düşündürtüyor. Bir diğer yandan memur statüsü siyasi iktidarın kolay baskı kurabileceği bir statü. Siyasal iktidardan bağımsızlıkları işçilere nazaran daha düşük. İşçiler bu etmenleri ve kendi gözlemlerini de göz önüne alarak beyaz yakalıların santrale girmemesi yönünde karar almışlar ve bu kararı uyguluyorlar. Çoğu beyaz yakalının da halihazırda tayini çıkmış bulunmakta.

Bu süreçte Yatağan işçileri santralde yaşanan herhangi bir olumsuzluğa doğrudan kendi öz güçleriyle müdahale etmekte. Santralin işgalinin ertesi gününde santralde yaşanan yangın tehlikesi bunun en önemli göstergelerinden birisi. Yangın bahanesi ile santrale gelen jandarma ekipleri, işçilerin yangın söndürme araçları ile yangını ivedilikle berteraf etmeleri sonucunda gerisin geriye gönderilmiş. Yatağan işçisi olumsuzlukların da kendi inisiyatiflerinde olduğunun bilincinde. Kararlılıklarının kaynaklarından biri de çalışma mekanlarının her şeyine vakıf olmalarından gelen bu özgüvenleri.

Yatağan işçilerinin ve bağlı bulundukları yerel sendika şubelerinin herhangi bir bürokratik kurumla ya da santrali devralması istenen şirketle görüşmeleri yok. Şu anda işçiler sadece eylemleri ile söz üretiyorlar. Santral sözün ve eylemin birleştiği bir alan haline gelmiş. Ancak işçiler, sendikalarının bağlı bulunduğu genel merkezin bir görüşmesi var mı yok mu bundan haberdar değiller. Sözün kısası bürokratik oyunlar ve –işçilere göre- üst siyasete dair görüşmeler şu anda ilgilerini pek çekmiyor. Ancak işçiler yalnız da değil. İşgalin başladığı günün sabahı birçok sivil toplum örgütü, siyasi parti ve sendika destek ziyaretlerinde bulunmuşlar. İşçiler özellikler gençlerin direnişlerine destek vermesinden dolayı çok mutlular.

Şu anda emekliliğini hak etmiş 16 santral işçisi var. Geri kalan işçiler henüz emekliliğini hak etmemiş kamu işçileri ve taşeron çalışan işçiler. TES-İŞ sendikası Yatağan şubesinin açtığı dava sayesinde 10 taşeron çalışan işçi tazminat hakkı kazanmış. Asıl işi yapan işçiler olmalarına rağmen taşeron gibi çalıştırıldıkları hukuken ispatlanan bu işçiler 6 aylık çalışma süresi için yaklaşık 7.500 TL tazminat hakkı kazanmışlar. Sendika bütün taşeron işçiler için de aynı davayı açma niyetinde ve bu işçilerin kadrolu işçi olmasının hukuken mücadelesini vermekte. Ancak santralin özelleştirilmesi halinde taşeron işçiler doğrudan işsiz kalacaklar. Çünkü iş yerinin devri halinde taşeron işçinin herhangi bir koruması bulunmamakta. Emekliliği gelmemiş kamu işçilerinin 4C kadrolarına geçme hakkı var ancak kamu işçileri bu hakkı pek de lütuf olarak görmüyorlar. Çalışma koşullarının kölelik düzenine gitgide yaklaştığının farkında olan işçiler için direniş bir hayat memat meselesi.

Son durumda santralin bütün kontrolü işçilerin elinde. Üretim ise durmaksızın sürüyor. İşçiler, yaptıklarının yasal ya da yasadışı olduğuna dair herhangi bir merak duymuyorlar. Direnişleri kendileri için o kadar meşru ki, yasa ve yasanın dışı kendilerinin koyduğu kurallardan başkası değil. Yatağan santralinin kaderinin belirlenmesine şunun şurasında altı gün var. Yatağan’ın tarihini çizen santral işçileri bu altı günde Güney Ege’nin denizsiz ilçesine bir tarih daha armağan edecekler. İşçilerde kendilerine dair herhangi bir şüphe yok. Yanlarında olmayan insanlardan yardım da dilenmiyorlar, sadece herkesin ortak olan kaderinin ortak değilmiş gibi anlaşılması iki yüzlülüğünü hazmedemiyorlar. Yatağan işçilerinin hayatları iktidara direniş olmuş şimdilerde.

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında

İlgili Yazılar