Yanı başımızdaki şiddet -

Bir işçi günlüğü tutuyor olsaydım şayet oraya şöyle yazardım: Resmi kaynakların sunduğu ama hepimizin daha fazlasını hissettiği koca bir işsizlik verisiyim. Gelecekle ilgili, en azından yakın zamanda, iyi şeyler düşleyemiyorum.
Patır patır insanların işlerinden çıkarıldığı böylesi bir dönemde, bulduğum en hayasız teklife hayatımın tercihini yaparcasına evet diyeceğim. Sırf, sürdüremediğim hayatımın sürdürülemez koşulları SGK prim dosyasında en alt seviyeden gösterilsin diye. Sırf, beş verdiğim üç aldığım adaletsizlikten bir kira, birkaç fatura ödeyebileyim de daha fazla borçlu yaşayabileyim diye. Hepimiz böyle yapıyoruz. Hasan Hüseyin’in dediği gibi, anamıza sövse de patron – devlet, diş sıka sıka ilerliyoruz yaşamın kıyısından köşesinden.
Açlıkla terbiye edilen bilincimiz işyerinde susmayı, haksızlıklara aldırış etmeden günü kurtarmayı, mobbing’miş, tacizmiş, psikolojik şiddetmiş bütün bu rezaleti, öğrendiğimiz midesizlikle kaldırabilmemizi sağlıyor. Yanı başımızda, işim aşım olmazsa yaşayamam, diyen ve direnenlerin hikayesini içimizde bastırıyor; sistematik tüm eziyetlerin kaygılı seyircisine dönüştürüyor bizi.
Canımızı en çok da bu yakıyor. Yanımızdaki, yanı başımızdaki şiddet. Karanlık çağlardaki gibi süregelen tüm eziyet etme biçimleri artık hiç de öyle kapalı, sürgülü kapılar ardında değil. Alenen, çaresizlik hissine mahkum ederek gerçekleşiyor üzerimizde ve git gide paranoyaklaşan bir hal alıyor suretlerimiz. Gerçek bu kadar acıtıcı geliyorken peki, nasıl oluyor da karşı çıkacak gücü hâlâ, her şeye rağmen bulabiliyoruz?
Hem de büyük olayları bekleyip, baskı dönemlerinde geri adım atmayan azınlıklara (!) vazgeçmeyi ve hiçbir şeyin değişmeyeceğini vaaz eden, mücadele aleyhtarı çoğunluğa rağmen!
Aslında basit! Kas-beyin-psikoloji yorgunluğumuzun bize kattığı birikimlerle. O birikimler bize ne dayatılmış olursa olsun, yanlış gidişata dur deme vicdanını çıkarttırıveriyor en bastırılmış yerlerimizden. Eşitsizliğimizi, önemsizliğimizi her fırsatta hatırlatan o erk, ezdiği her yerden birleştiriyor bizi. Kendinden görmediği her şeyde. O yüzden renk rengiz, dil dil, çeşit çeşidiz.
Ve her birimiz kapitalist barbarlığın birer muzdaribiyiz.
O yüzden kurtuluş ya hep birlikte ya da hep birlikte gelecek, başka yolu yok.

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında