Ya Terörist Ya Turist: IŞİD Bize Dokunmuyor -

 

Suruç ve Ankara’dan sonra dün İstanbul Sultanahmet’te patlayan bomba da bir infial yaratmadı. Balonun şişmekte olduğu açık olsa da, toplumun infiale ne kadar hazır olduğu ayrı bir soru. Nitekim, ana akım medyanın gaz alıcı (ya da gaza getirici) gücü, her bir olayda ayrı ayrı sınanıyor. Beyaz’ın programına yönelik psikolojik linç, tam da Ayşe öğretmenin söylediklerinden ziyade, salondaki coşkulu alkışa karşı duyulan bir korku. Sultanahmet saldırısından hemen sonra yetkili bazı şahısların ekranlara çıkıp ölenlerin “turist” olduğunu, aralarında Türk vatandaşı bulunmadığını açıklaması, saklanamayacak bir gerçeğin milliyetçilikle çarpıtılmış ifşası olarak tehdidin “bizden” uzak olduğunu ima ediyordu. Sonuçta Suruç’ta ve Ankara’da öldürülenler “terörist” Sultanahmet’te öldürülenler de “turist” idi ve konunun “bizimle” hala hiçbir alakası yok.

Sultanahmet’teki canlı bombanın özellikle mi Alman turist kafilesini hedef aldığı ayrı bir soru. Daha birkaç gün önce, ABD’nın Musul’daki Başika Kampı’nda Türk askeri varlığının sona erdirilmesi konusunda yaptığı uyarıdan kısa bir süre sonra IŞİD’in kampa saldırması ve 17 IŞİD’linin öldürülmesi haberi yalanlanmıştı. Şu sıralar özel olarak Musul’da ve genel olarak Ortadoğu’da oyunun baş aktörlerinden olmak isteyen Türkiye uluslararası kamuoyuna IŞİD’in kendisi için de bir tehdit olduğunu göstermeye son derece hevesli. Ama Başika başta olmak üzere düzenlediği parodilerin senaryoları o kadar kötü ki, pek alıcı bulamıyor. Türkiye devletinin IŞİD ile bu kadar hemhal olması, bu saldırıların da kontrollü olabileceği şüphesi uyandırmıyor değil. Ancak, IŞİD gibi bir örgütün ne ölçek ve sürede kontrol altında tutulabileceği de bir muamma.

Türkiye devletinin IŞİD ile ilişkilerini artık dünya duydu. Suriye’ye yapılan sarin gazı saldırısında gazın Türkiye’den geçtiği kesinleşti. IŞİD’e Türkiye’den ya da Türkiye üzerinden geçerek gidenlere göz yumulduğu biliniyor. Hatta bunların belirli kamplarda Türkiye’de eğitim aldıklarına dair iddialar var. Yeni uluslararası güçler dengesi içinde henüz kaale alınmayan bu iddiaların peşini kovalamak, hatta kaydetmek bile son derece önemli. Tayyip Erdoğan’ın kendisini Hitler’e benzetmesinden yola çıkarak, bu işe de bir tür “Nazi avcılığı” diyebiliriz. II. Dünya Savaşı bittiğinde Alman vatandaşlarının dahi “bilmiyorduk” dediği pek çok olayı dünya kamuoyunda ve mahkemelerde, bu kişilerin topladığı kanıtlar, belgeler, fotoğraflar, yerel gazetelerden biriktirdikleri kupürler aydınlatmıştı. Bu tür bir dedektiflik değilse de bir tür hafıza kaydı işledikleri suçların hesabını vermelerini kolaylaştıracak.

Yine de IŞİD sadece Türkiye devletinin desteğini alarak ayakta kalmıyor elbette. 11 Eylül sonrası bağlamda gittikçe artan ve savaşlar nedeniyle mültecilerin dünyaya yayılmasıyla iyice perçinlenen İslamafobiden, yabancı düşmanlığından, ırkçılık ve milliyetçilikten de besleniyor. Bu aynı kaynak, bazı kesimlerin IŞİD saldırılarını “uzak bir tehdit” olarak görmesini de sağlıyor. “Ölenler turistmiş” cümlesi saldırının olduğu ülkedekilere rahatlama duygusu, aynı anda Avrupa’ya da daha fazla İslamafobi ve yabancı düşmanlığı kazandırıyor.

IŞİD Türkiye’de sadece “turist ve teröristleri” hedef almaya devam mı edecek? IŞİD’in bizatihi varlığı teröre karşı savaş adı altında sadece Türkiye’de değil özellikle Avrupa’da ve etki alanındaki her yerde halka ait bütçelerin savaşa aktarılmasına, savaştan kaçan mültecilerin kriminalize edilmesine, devletlerin topraklarında yaşayanları üzerindeki terörünün meşrulaştırılmasına yol açtı / açıyor bile. Diğer taraftan Türkiye’nin bir anda İŞİD’e kelimenin sözlük anlamıyla “kapıları kapatması” şu aşamada ne önceliği, ne de Ortadoğu’daki muhayyel pozisyonu için istenilir bir durum. Bu bakımdan Türkiye’nin ülkenin başka yerlerinde gerçekleşebilecek başka saldırıları önleyebilmesi ya IŞİD’in kontrolünü tamamen ele geçirmesini gerektiriyor, ya da bu örgüt, intihar bombacısı olabilecek “inançlı” militanlarıyla, güçlü askeri yapısıyla ve finansal kaynaklarıyla Türkiye’yi, Bağdat’ı, Beyrut’u, Paris’i … kana bulamaya devam edecek. IŞİD’e karşı mücadelede bugün tek çıkar yol, ona karşı savaşan meşru, demokratik güçlerin desteklenmesi ve sınırsız, savaşsız, adil bir dünya hayalinin gerçekleşmesi için küreklere asılmak. Ancak bunu yapmak için IŞİD saldırılarının gerçek muhataplarının teröristler ya da turistler değil, insanlar olduğunu göstermek, hatırlatmak gerekiyor. O bakımdan da barış cephesini genişletmek ve milliyetçiliğe karşı mücadele bugün bir kez daha “hayati” bir mesele haline gelmiş durumda.

 

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında