Hayır, Venezuela hiç sosyalist olmadı -

Venezuela daha önce görülmemiş bir krizle karşı karşıya: Milyonlar gıda ve ilaç kıtlığından dolayı şehirleri hızla terk ediyor. Peki bu, sosyalizmin başarısızlığının bir kanıtı mı? Venezuela’ daki durumu daha iyi anlayabilmek için, Caracaslı Marksist bir işçi olan Milton D’León ile ABD’deki Left Voice dergisinin yaptığı görüşmeyi Türkçe’ye çevirdik.

Röportaj: Wladek Flakin

Çeviri: Yusuf Emre Özek

 

Öncelikle Venezuela’daki krize dair ilk izlenimlerini paylaşabilir misin?

Venezuela’da içinde bulunduğumuz sosyal ve ekonomik krizin yıkıcı sonuçları var. İşçiler ve yoksul kitleler, ücretlerin hiperenflasyon tarafından adeta kuşa çevrildiği bir felaketin içinde. Bir şişe yemeklik yağ alabilmek için iki aylık asgari ücreti gözden çıkarmanız gerekebiliyor! Ulaşım, enerji, su, sağlık hizmetleri vb. kamu hizmetleri giderek çöküyor. Milyonlarca insan çoktan ülkeden göç etmiş durumda.

Kitlelerin karşılaştığı durum bir süredir dayanılamaz bir halde. İşçiler bir aileyi geçindirmeye yetecek düzeyde yaşanabilir ücret talebinde bulunuyor, ki bu toplumsal gerilimin artışının önemli bir işareti. Hükümetin bu taleplere tepkisi ise ya onları görmezden gelmek oldu -hemşirelerin yaptığı süresiz grevde olduğu gibi-, ya da gözdağı vermek hatta doğrudan bastırmak.

Geçenlerde, Venezuela devlet başkanı Nicolas Maduro sözde ekonomiyi düzlüğe çıkaracak bir dizi “ekonomik önlem” açıkladı. Bu “önlemlerin” esas amacıysa, Chavezci üst düzey devlet bürokrasisinin bekasını ve büyük kapitalistlerin karlarını korumak. Başka bir deyişle, bu ekonomik reformlar doğrudan işçilerin ve yoksulların aleyhine.

Maduro hükümeti krizin ABD emperyalizmi tarafından organize edildiğini iddia ediyor.

Bush, Obama ya da Trump, Beyaz Saray’da kimin oturduğu fark etmeksizin, Venezuela, Amerikan emperyalizmi tarafından en azından 100 yıldır talan ediliyor. Bunun en şiddetli örneği de 2002’de Hugo Chavez’e düzenlenen ABD destekli darbe teşebbüsüdür.

Chavez hükümeti ekonomik meselelerde kendisine daha çok hareket alanı tanınmasını istediği için, başından beri hep ABD emperyalizmi ile arasında sürtüşme oldu. Ama Chavez asla emperyalizmle bağı koparma. Büyük çokuluslu petrol firmaları burada her zaman aktif oldular ve karlarını da başka herhangi bir ülkede yapkları gibi kendi ülkelerine gönderdiler. Uluslararası finans sektörünün buradaki aktivitesi de aşağı kalır değil.

Şimdiki kriz durumunda, emperyalizm, Chavez’in halefi olan Maduro’ya karşı çeşitli tedbirler uyguluyor – Obama’nın Venezuela’ “milli güvenlik tehditi” olarak ilan ettiği kararname de buna dahildi.

Bir dizi başka yaptırım da uygulan. Sonuç olarak Maduro hükümeti dış borçlarını ne yeniden yapılandırabiliyor ne de yeniden finanse edebiliyor. Dolayısıyla dış borçları ödemeye devam ediyorlar!

Şunu da belirtmek gerekir ki, Venezuela hükümeti dış borçlarını, özellikle mevcut ekonomik çöküş yıllarında hiç aksatmadan ödeyegeldi. İçeride Venuzuela vatandaşları büyük sorunlarla boğuşurken, hükümet, uluslararası kredi kuruluşlarına ve emperyalist finans sermayesine olumlu yaklaşma kararı aldı.

Biz elbette tüm emperyalist müdahale ve saldırıları reddediyoruz. Maduro’yla hesaplaşma görevi, yabancı emperyalist bir gücün hükümetine değil Venezuela’nın emekçilerine ait bir görev. Aynı zamanda, sağcıların kullandığı terör yöntemlerini de lanetliyoruz.

Sağ cenahtaki birçok ismin iddia ettiği gibi, Venezuela’daki kriz sosyalizmin başarısızlığına mı işaret ediyor?

Venezuela’da başarısızlığa uğrayan şey “sosyalizm” değil. Başarısız olan şey, Venezuela’yı petrol gelirine bağımlı kılan, bankacıların ve işadamlarının karını garanti altına alırken vatandaşların açlık çekmelerine sebep olan politikalar. Hükümet silahlı kuvvetlere dayanıyor ve oluşturduğu sürekli olağanüstü hal gittikçe daha da baskıcı hale geliyor. Özel mülkiyet Venezuela’da her zaman korundu ve petrol fiyatlarının fırladığı dönemde kapitalistler daha da zenginleşti. Buna paralel, petrol gelirinin birden artmasına dayalı olarak, sosyal programlar aracılığıyla sınırlı bir gelir yeniden dağıtımı da yaşandı.

Ama petrol fiyatları sert bir şekilde düştüğünde, hükümet şu anda yaşamakta olduğumuz muazzam ekonomik ve sosyal krize bir çözüm sunamaz hale geldi. Üç yıldır çok zorlu bir yaşam sürüyoruz. Devlet, fiyatını sübvanse ettiği (aslen karbonhidrat ağırlıklı) ithal gıda paketleri dağıtıyor. Bunlar sadece belirli kesimlere ulaşıyor ve insanların açlığını dindirmekte yetersiz kalıyor.

Maduro hükümeti ve partisi PSUV kendilerini “21. yüzyıl sosyalizmi” olarak sunuyor. Venezuela’nın sosyalist bir ülke olmadığına mı inanıyorsun?

Evet, aynen öyle. “21. yüzyıl sosyalizmi” lafı palavradan başka bir şey değil: Lafta “sosyalizm” sözcüğü içeren bir maskaralık, fiiliyatta ise kapitalizm savunusu -öyle sıradan bir kapitalizm de değil, tamamen petrole dayalı rant ekonomisinin savunusu. Venezuela’da, ülkeye döviz olarak giren her 100 doların 97’si petrol, kalanı ise çeşitli madenlerden kaynaklanıyor. Chavezci “sosyalizm”, ulusal endüstriler dahi oluşturamadı. Venezuela asla kapitalist bir ülke olmaktan çıkmadı.

Başlarda, hükümet bazı sosyal reformlar yapmaya kalkıştı ancak bu reformlar büyük işadamları ve kapitalistlerin ayrıcalıklarına hiç dokunmadı. Ulusal anayasa bile özel mülkiyet hakkına saygı gösteriyor ve muhafaza ediyor. Arada “komünler” lafı dolaşıyordu, ama Chavez hükümeti her zaman burjuva devletine ve özellikle de silahlı güçlere dayalı bir hükümetti.

Bugün Venezuela’daki işçi hareketinin durumu nedir?

Süregiden kriz felaketinin ortasında, işçiler başlarını kaldırmaya başladılar. Ülke boyunca yaşanabilir ücreti talebi dalga dalga yayılıyor. İşçiler bir aileyi geçindirebilecek bir ücret istiyor- bu talep protestolarda her gün dile getiriliyor. Bu mücadeleleri koordine etmeye yönelik bazı eğilimler de var.

Ekonomik kriz, insanları talepleri için mücadele etmek üzere sokaklara indiriyor. Nüfusun çok daha büyük kesimlerinin protestolara katılması veya işyerlerinde protestolar organize etmesiyle beraber, işçilerin mücadelelerinin ülke çapında daha da görünür hale geldiği bir gerçek. Sadece birkaç ay önce, işçi hareketi, ulusal düzeyde epeyce zayıf görünüyordu. Bugün ise, hemşireler sendikası gibi ulusal çapta sendikaların yürüttüğü mücadele misali yeni mücadelelerin ülkenin her yerinde ortaya çıkmasıyla beraber, bu durum değişmeye başlıyor.

Çeşitli sosyalist gruplar kitlelere ulaşmak ve partiyi sola çekmek adına Chavez’in partisi PSUV’a katıldı. Bunların akıbeti ne oldu?

PSUV’a katılan grupların izlediği politikalar büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı– yalnızca kendi güçleri açısından değil, aynı zamanda işçileri ve yoksul insanları bir burjuva ulusal projeye sürükledikleri için de. PSUV’u sola çekmek bir yana, Chavezciliğin insanlara gerçekten değişim sunabileceği illüzyonunu sürdürmeye yardımcı oldular. Chavez’in hoş nutuklarına kendilerini kaptırıp gittiler.

İktidar partisine azınlıktaki politik inisiyatifler olarak katıldılar ve giderek onun coşkulu militanlarına dönüştüler. Şimdi, Chavezciliğin başarısız olmasıyla beraber, krizin nedeninin Maduro’nun Chavez’in mirasını terk etmesi olduğunu iddia ediyorlar. Marea Socialista gibi bazı gruplar PSUV’dan ayrıldılar, fakat katıldıklarından daha az güçle çıktılar ve hala “Chavez’in mirasını savunmak”tan bahsediyorlar. Alan Woods etrafındaki Uluslararası Marksist Eğilim gibi başka gruplar, “eleştirel” bir söylemle de olsa hala PSUV saflarında yer alıyor ve bu projenin bir parçasılar.

Bu gruplar başarısızlığa uğrayan politikalarının bir bilançosunu çıkarmadılar. İşçi hareketinde büyük politik kafa karışıklığı yaratacak bir politika izleyerek, “entrizmadına bir burjuva ulusal harekete katıldılar. Sonuç olarak birçok işçi, var olan duruma politik çözümler üretmekte zorluklar yaşıyor.

Eğer Venezuela’daki rejime sosyalist demiyorsak, onu Marksist kavramlarla nasıl anlayabiliriz?

Başlarda Chavez hükümeti, sola meyilli bir ‘kendine has Bonapartizm’ özellikleri gösteriyordu – bu terimi Troçki, Meksika’daki Lazaro Cardenas hükümetini tanımlarken kullanmıştı ve bu hükümetin ekonomik manevraları nedeniyle aradaemperyalizmle sürtüşme de yaşadığını ifade etmişti. Ancak bu boyut ortadan kayboldu. Ekonomik çöküş ve Chavezciliğin çürümesiyle -ki bu rejimin temel dayanağı silahlı kuvvetlerin gücüdür- beraber, gerici türden bir Bonapartizmin konsolide olduğunu söyleyebiliriz.

Maduro hükümeti 2015’te parlamentodaki çoğunluğunu kaybedince, bir yandan en karmaşık bürokratik manevralara başvurdu, diğer yandan da yargı ve özellikle silahlı kuvvetler başta olmak üzere devletin geri kalan kanatları üzerindeki hakimiyetini güçlendirdi. Bu da Bonapartizmin parlamento üstü bir safhasına geçiş anlamına geliyor.

Görüntü kurtarmak adına, Maduro birden yalnızca Chavezcilerden oluşan tamamen düzmece bir Ulusal Kurucu Meclis toplamak zorunda kaldı, ona mutlak ve anayasanın üstünde güçler tanıdı. Bu organ sadece, gerek askeri gerek sivil yüksek bürokrasi, Chavezcilik ve iktidar partisinin iktidarını gizleyen bir örtü; Bonapartist kliklerin bir aracı. Hükümet, rejim ve devletin durumunu Marksist açıdan kısacaca böyle tanımlayabiliriz.

Venezuela’da nasıl bir sosyalist bir politika izlenmeli?

Venezuela’daki devrimci sosyalistler, devrimci bir işçi partisinin kurulması için mücadeleye devam ediyor. İşçi sınıfının bağımsız politik örgütlenmesi için, hem Maduro ve hizbinin gerici Bonapartizmiyle hem de emperyalizm yanlısı sağın planlarıyla mücadeleyi yükseltme çağrısında bulunuyoruz. Bu muazzam krize ilerici çözümler sunabilen tek sosyal güç, işçiler. Bunu yapabilmek için, işçi sınıfı safları sıklaştırmalı, gerek hükümet, devlet ve işveren partilerinden gerekse de emperyalist müdahalelerden bağımsızlığı için mücadele etmeli. Perspektifimiz, işçiler ve yoksulların hükümeti için mücadele olmalı.

 

*

Orijinali:

http://www.leftvoice.org/No-Venezuela-Was-Never-Socialist

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında