vecide: suudi arabistan’ın ilk kadın yönetmeninden büyüme hikâyesi – aslı özgen tuncer -

 

Cuma günü vizyona giren Vecide (Wadjda, 2012), bayram tatilinde sinema keyfi yapmak isteyenler için öne çıkıyor. Tamamı Suudi Arabistan’da çekilen ilk uzun metraj olan Vecide, aynı zamanda bu ülkeden ilk kadın yönetmen imzalı film. Vecide geçen seneki Rotterdam Film Festivali’nden özel seyirci ödülüyle ayrılmış, Suudi Arabistan’ın Oscar aday adayı olmuş ve İstanbul Film Festivali’nde de gösterilmişti. Birçok sinema eleştirmeni tarafından geçtiğimiz yılın en iyi filmleri arasında sayılan Vecide, Başka Sinema salonlarında izleyiciyle buluşuyor.[i]

Vecide, tamamı Suudi Arabistan sınırları içinde ve bir kadın yönetmenliğinde çekilen ilk film olmasıyla uluslararası festivallerde dikkatleri üzerine çekti. Kuşkusuz film, bu cesaretiyle gerek gösterildiği ülkelerdeki izleyicilerden gerekse sinema eleştirmenlerinden çokça övgü ve sempati topladı. Filme adını veren 10’lu yaşlarındaki Vecide,  “kız çocuk”luğundan “genç kadın”lığa uzanan o ara evrede, çeşitli toplumsal normlarla tanışmak, onlara uymak ve kendi özgürlük alanının giderek daralmasıyla baş etmek zorunda kalıyor.

Bir yanda erkek çocuk doğuramadığı için kocasının ikinci bir eş almasını kabullenmek zorunda kalan annesi, bir yanda da devlet, din ve gelenek gibi değer sistemlerinin çizdiği sınırlar dahilinde belirlenmiş kendi alanının muktediri olan kadın öğretmen, Vecide’nin geleceğinin ne olabileceğine veya zaman zaman ne olmaması gerektiğine dair izlenimler sunuyor. Kendisini, erkeğin bakışıyla tanımlayan, saçlarını, mesleğini ve kıyafetlerini kendi arzusuna göre değil, erkeğinin beğenisine göre seçen anne figürü, “özgür ruhlu” olarak betimlenen Vecide’nin varoluşuna ters olarak kuruluyor. Diğer tarafta, Vecide’yi kendi gençliğine benzeten sert ve otoriter okul müdiresi, aslında sistemin değerlerinin dışında, uyumsuz ve asi bir genç kız olarak çizilen (daha doğrusu, çizilmeye çalışılan) Vecide için, yine aynı şekilde, tüm varoluş potansiyellerinin sonu anlamına geliyor. Okulun dayattığı kıyafet ve davranış kurallarını reddediyor Vecide ve hatta annesiyle sohbetlerinde kimi zaman bu kodlarla gülüşerek alay ediyorlar.

tehlikeli sular

Bunların karşısında, filmde Vecide’ye biçilen rolün de hayli tartışmalı olduğunu söylemek mümkün. Görünen o ki, özellikle Batı menşeili eleştirmenler nezdinde Vecide’nin en “sıra dışı” özelliği ayağından çıkarmadığı konvers ayakkabıları ve annesinin kızgın sesini bastırmak için volümünü yükselttiği pop müzik olmuş. Vecide’nin Kuran okumayı oyun konsolundan öğrenmesi ve aşamaları tamamladığında herhangi bir PlayStation oyunundan farksız zafer tepkileri vermesi, belki de güncel bir tespit olarak gülümseten bir detay olsa da, filmin “sevimli” ve “asi” bir kız çocuğu yaratma çabası tehlikeli bir yüzeysellikten öteye geçemiyor.

Bunun tehlikesini en iyi anlamak için, filmin öyküsünün ana eksenini oluşturan meseleye odaklanmak gerekiyor. Filmin öyküsü, Vecide’nin, yaşıtı arkadaşı Abdullah’a imrenerek sahip olmayı arzuladığı bir bisiklet etrafında şekilleniyor. Üstelik kadınların bisiklete binmesini yasaklayan bir ülkede.[ii]

Sinema tarihinde sıklıkla karşılaştığımız bir metafor olan bisiklet, özgürlük arayışının bir simgesi olarak yer alıyor filmde. Vecide’nin arzu nesnesinin, bu sinematik metaforun ilk örneklerinden De Sica’nın Bisiklet Hırsızları ile akrabalığı açık. Ancak çok daha spesifik olarak Marzieh Meshkini imzalı Roozi ke zan shodam (The Day I Became a Woman, 2000) filminin hafızalara kazınmış bisikletli kadınlar epizodu ile güçlü bağları bulunuyor. Tıpkı, yaşamlarının çeşitli dönemlerinde toplumsal olarak “kadın” kimliğine sığdırılmak istenen Meshkini’nin filmindeki karakterler gibi Vecide’de de bisiklet bir özgürleşme, yasaklananı geri alma, muktedirin erkine karşı koyma ve yeni bir geleceği inşa etme gibi girişimlerin sembolü olarak kullanılıyor. Ancak Vecide’nin bisiklete ulaşma çabaları filmi hayli tartışmalı bir noktaya sürüklüyor.

Vecide, arzu nesnesi bisiklete ulaşmak için önce bilezik yapıp satıyor, daha sonra çeşitli tüccar taktikleri geliştiriyor. Çevresindekileri ve hatta annesini bile kandırmakta beis görmüyor. Hatta öyle bir an geliyor ki, arkadaşı Abdullah’ın “ağlamayı kesmesi” için teklif ettiği birkaç riyada bile el açıyor. Anlaşılan bu küçük kızın yeşermeye başlayan “girişimci” ruhunu, “vay kerata!” diye gülümseyerek karşılamamız bekleniyor. Öyle ki filmin, kapitalizmin envai çeşidinin nüvelerini barındıran bu “girişimci”lik hamlelerini olumlayarak, veya hiçbir şekilde olumsuzlamayarak, adeta Makyavelci bir kıskaca düştüğünü söylersek ileri gitmiş sayılmayız.[iii]

erişkin çocuk karakterlerin sıkıcılığı

Özetle Vecide, kendi özgürlüğünü satın almak için haklı-haksız birçok kazanç edinme yöntemine bulaşıyor. En son, okulda düzenlenen Kuran okuma yarışmasına katılıyor ve dinle arası iyi olmamasına rağmen bisiklet hayalinin azmiyle baya bir yol kat ediyor. Yazının bu aşamasında filmle ilgili sürpriz gelişmeleri ele vermeyelim, ancak Vecide’nin, özellikle kadınlar bakımından, kolektif bir özgürleşme anlayışından ziyade satın alabilmeyle -ve bireyci bir menfaat gözetimiyle- gelen bir özgürleşmeyi işaret etmeye kadar uzandığını söylemek mümkün. İşte bu sebeple, Meshkini’nin filminde onlarca kadının birlikte bisiklet sürdüğü, hepimizin hafızalarında yer etmiş o etkileyici sahnenin ruhundan bir şeyler bulmak zorlaşıyor. Filmin, belki de son dakikasında bir tür “kadın dayanışması”na işaret ettiğini düşünmek mümkün görünse de, bu hamle hem çok geç geliyor hem de yeterince işlenmediği için ikna edici olmaktan hayli uzak kalıyor.

Tüm bunlar ışığında, bir tür büyüme hikâyesi olma gayretindeki filmin belki de en büyük falsosunun kendi kahramanını fazla ciddiye alması olduğunu söyleyebiliriz. Vecide, kendi kahramanını öyle önemsiyor ki, kendi yarattığı bu küçük kız çocuğuna biçtiği her macera, arzu nesnesi olan bisiklete ulaşma gayesinde mübah bir yol olarak görülüyor. Öyle ki, Vecide’nin büyüyüşünü -veya daha net bir ifadeyle, bedeninin artık bir çocuk bedeni olmaktan çıkıp kadın bedeni olarak kodlanmaya başlaması sürecini- aslında bir tür “karşılaşmalar silsilesi” ve bir “deneysellik alanı” olarak okumak zorlaşıyor. Yer yer fazla “Batı” güzellemesi izliyoruz, yer yer de “girişimcilik” methiyesi… Özetle, bu küçük kız, aslında o kadar erişkin ki, kendini gerçekleştirme yolunda kapalı devre bir sistemin içinde dolaşıp duracakmış gibi bir tatla sona eriyor film. Vecide sevdiğimiz kız çocuğu karakterlerinin arasında kuvvetli bir yer edinemese de, Ortadoğu coğrafyasından yeni bir kadın yönetmenin peşine düşmemize vesile olduğu da bir gerçek.



[i] http://www.baskasinema.com/filmler/wadjda

[ii] Suudi Arabistan’da kadınların bisiklete binmesini engelleyen yasak, geçtiğimiz Nisan ayında hafifletilmişti: http://www.theguardian.com/lifeandstyle/the-womens-blog-with-jane-martinson/2013/apr/03/saudi-women-allowed-to-cycle

[iii] Filmin yine bu bağlamda belki de en dudak uçuklatan ânı, Vecide’nin, arkadaşı Abdullah’la birlikte, bir göçmen şoförü polise vermekle tehdit etmesidir.

Bulunduğu kategori : Ruhun Gıdası

Yazar hakkında

İlgili Yazılar