ukrayna’ya nasıl bakmalı: “cehennemi ayağa kaldırmak” – foti benlisoy -

AB kurumları Avrupa halkları için bir sosyal ve demokratik haklar mezbahasına dönüşmüşken Ukrayna’da geniş kitlelerin demokratik haklar ve daha müreffeh bir yaşam adına AB bayrağına sarılması, trajik sıfatını hak eden bir ironi. Malum, antik Yunan tragedyalarında “trajik ironi”, izleyicilerin sahnedeki karakterin eylem ve düşüncelerinin bir felakete, ölümcül sonuçlara yol açacağını bilirken karakterin bunu bilmemesidir. Peki bu trajik ironiden, bu çelişkiden kurtulmak mümkün mü? Bu çelişkiyi nasıl ele almalı; hayıflanmakla mı yetinmeli? Geniş yığınların sokağa bir anlamda kendileri hilafına çıkmasının anlamı ne olabilir?

Virgilius’un Aeneid adlı destanında Juno, “Flectere si nequeo superos, Acheronta movebo” diye, yani mealen, eğer cennetin kararını değiştiremezsem ben de Acheron’u, yani cehennemi ayağa kaldırırım diye seslenir (Acheron ölüler diyarını yaşayanlar diyarından ayıran nehirdir). Tarih, hâkim sınıfların bir kanadının iktidar için girdiği mücadelede “aşağısını”, yeryüzünün lanetlilerini ayaklandırdığı örneklerle doludur. Çoğu vakada, mülk sahibi sınıfların bir fraksiyonu, iktidar mücadelesinde öyle zor bir durumda kalır ki alt sınıfları, plebleri, geniş kitleleri mücadeleye sevk eder. Muarızlarını defetmek için kitleleri kimi taviz ya da vaatlerle kendi slogan ve talepleri etrafında seferber eder. Sokağı kendi yanında ve belirleyiciliğinde iktidar mücadelesine katar.

Ancak “Acheron” egemenler için riskli bir karttır. Kitleler bir kez siyasal mücadelelerin merkezinde yer aldıktan sonra evlinin evine köylünün köyüne gönderilmesi öyle kolayca ve hızla gerçekleşmeyebilir. Muktedirlerin işini gördükten sonra aşağıdakilerin sahnede kalmakta ısrar etmesi gibi bir tehlike her daim söz konusudur. Ya “aşağıdakiler” kendilerine güven kazandıkça bizzat kendileri için de bir şeyler istemeye başlarlarsa? Ya lanetliler cenneti bu kez kendileri için istemeye başlarlarsa? Bu ihtimal dolayısıyla egemenler açısından yerin dibini, cehennemde lanetlenmiş olanları ayağa kaldırmak ancak “son çare” olarak gündeme gelebilecek bir şeydir. Acheron, yani yerin altı tehlikeli bir seçenektir. Engels’in zamanın ürkek Fransız liberallerini eleştirirken “ flectere si nequeo superos, Acheronta movebo onların işi değil… Onlar proleter Acheron’dan deli gibi korkuyorlar” demesi bundandır. (Aktaran Draper, Karl Marx’s Theory of Revolution, s. 215).

Ukrayna’da “Poma”sıyla, meydan işgaliyle Gezi’yi ve elbet son dönemin başka “küresel” mücadelelerini anımsatan hadiseleri izlerken Acheron’u düşünmemek elde değil. Hadiseyi basitçe AB ve Rusya arasındaki jeostratejik itişmenin, Rus ya da AB taraftarı birbirinden beter politik-iktisadi oligarşilerin kayıkçı kavgasının yeni bir safhası olarak görüp ehemmiyet vermemek, “yesinler birbirlerini” demek mümkün elbette. Ancak unutmayalım; kitleler bir kez o büyük siyaset sahnesini işgal eylediğinde, cehennemden çıkanlar siyasetin normal akışını kesintiye uğrattığında hep bir başka ihtimal, hâkim sınıfların istisnasız tüm fraksiyonlarını ürküten o ihtimal de gündeme gelir. Yani bir kez hareket edince ezilenlerin muktedirlerin patronajından sıyrılıp bu sefer kendi nam ve çıkarları adına eylemesi. Adı üstünde sadece bir ihtimal. Ancak tarih boyunca hâkim sınıfların korkulu rüyası olmuş bir ihtimal.

Dolayısıyla gelişmeleri değerlendirirken filler arasındaki tepişmenin muhtemel sonuçları kadar cehenneme mahkûm edilmiş olanların bu süreçten ne öğrenebileceklerini, ne kazanabileceklerini de hesaba katmak gerekir. Olan kadar olanın yarattığı olasılıkları da göz önünde bulundurmak icap eder. Jurnalizmle, yani (tabir mazur görülsün) “sade suya tirit” gazetecilikle devrimciliği ayırdeden, yaprakların her kıpırdayışında kulak kesilmeyi bilmektir. Yapraklar her kıpırdadığında fırtına gelmez elbet; fırtınalar nadirdir. Ancak muhtemel bir fırtınayı haber veren de o kıpırtılar değil midir?

 

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar