türkiye genel seçime giderken: soğuk gerçek… – y. doğan çetinkaya -

 

Türkiye solunun çok sevdiği seçim maratonunu yakında nihayet bitiriyoruz. 2014 genel anlamda ve seçimler mevzu bahis olduğunda sol için çok da hayırlı geçmedi. Yerel seçimlerde Ankara bağımsız adaylık deneyimi, örtük Mansur Yavaş tercihi ve ardından Demirtaş kampanyasının dışında kalma tutumu, Türk solu için tam bir fiyasko ile sonuçlandı. Bir de çok fazla ilişki kurmak istemediği Kürt Özgürlük Hareketi’nin Batı’da, yani kendi ülkelerinde, senelerdir alamadıkları bir oy oranına ulaşması bu fiyaskoyu katmerlendirdi. Dahası Gezi’den sonra beklenen AKP karşıtı bir çıkış da örgütlenememiş, becerilememişti. 9.8’lik oy oranı öyle büyük bir travma yarattı ki onun “alkış” yuhalamasıyla geçiştirilmesi, aşılması çok mümkün değildi. Yıllardır AKP karşıtlığını ve belli bir “mahalleye” odaklanmak gerektiğini vaaz eden ve bu yönde bir strateji izleyen TKP ve Halkevleri gibi örgütler siyasal bir kriz ile karşı karşıya kaldılar ve iç çatışmalara gömüldüler. Hem de ironik olarak çoktandır bekledikleri, Gezi gibi büyük oranda AKP karşıtı olan bir isyan ertesinde. Bu kriz birinde ayan oldu ve bölündüler, diğerinden ise şimdilik sadece kötü sesler duyuyoruz. Aslında bu çizginin sol bir CHP’cilikten başka bir şeye hizmet etmediğinin ve daha kötüsü sağa kırmış bir CHP’ye yedeklenmekten başka bir sonuç üretmediğinin görülmesi, bu iç krizin başlıca sebebiydi. “Orta sınıflar”, laik duyarlılıklar, cumhuriyet değerleri bu örgütler için bir destek ve taban yaratmamıştı. Seçimler ise yukarıda ifade ettiğim gibi bir sonuç doğurmuştu.

Nihayetinde (benzer politik çizgileri ve öncelikleri olmasına rağmen) aynı masaya oturması çok beklenmeyen çevreler ve örgütler Birleşik Haziran Hareketi (BHH) içerisinde biraraya geldi. Gezi’nin başaramadığını 9.8 yaptırmıştı. Zira Kürt Özgürlük Hareketi artık Batı’da da gerçek politik bir alternatif ve seçenek olmaya oynuyordu. Bölgeye sığmıyor, kendi diasporasını da aşarak Kürt olmayanlardan kitlesel oy alıyorlardı. Sonuçta benzer politik tespitleri ve öncelikleri olan grupların bir araya gelmeleri hem kendileri hem de memleket açısından hayırlı oldu. Ancak yine de Başlangıç Dergi’nin ikinci sayısında daha çok HDP için yazdığımız ve bu tarz “yüksek siyasete” dair birtakım eleştirilerimizin BHH için de fazlasıyla geçerli olduğunun altını çizmeden geçmeyelim. Dahası bu bir araya gelişin seçimlerle ilgisi olmadığını ve bu çevrelerin yaptığı faşizm tespitlerinin bir gereği olduğunu umalım. Ve gelelim asıl meselemize.

Sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yeme tercihinden olacak, müstakbel 2015 genel seçimleri için ittifak ve milletvekili hesaplarının sol içinde mütevazı bir düzeyde olmasını, 2014 seçim deneyimine bağlamak gerek. Bunda Kürt Özgürlük Hareketi’nin seçimlere parti olarak girme kararının da etkili olduğunu söylemek mümkün. Zira bu tercih Batı’da bazı bağımsız “liberal” aday çıkarma “atraksiyonlarının” da önünü almış gibi gözüküyor. O cenah da sessiz. Zaten 7-9 Ekim iradesi sonrasında “marjinallerin” HDP içerisinde tedirgin bir beklemeye geçtiklerini söyleyebiliriz. Fırtına öncesi bir sessizlik var sanki.

Türkiye solunda yaygın bir çizgi olan ve ilk elde AKP’nin geriletilmesine odaklanılması gerektiğini vaaz edenler, seçimlerde ilk defa bu kadar çaresiz. Zira denklem ortada. CHP’nin AKP’yi parlamento denkleminde geriletemeyeceği ortaya çıkmış durumda. Tayyip Erdoğan’ı Aksaray’ında yalnız bırakacak ve AKP’yi meclis aritmetiğinde güçten düşürecek yegane ittifak CHP-HDP ittifakı. Türkiye solunun kendisine de bir misyon ve paye biçerek arzuladığı bu rüyanın gerçekleşmesi hemen hemen imkânsız gibi. Bırakalım CHP’nin (içinde belki böyle arzuları olan birkaç kişi olsa bile) böyle bir parti olmadığını, HDP’nin CHP Altı Ok’u altında seçime gireceğini düşünmek bile bu ülke gerçeklerinden bayağı bir kopmuş olmayı gerektiriyor.

Bu durumda sol için iki seçenek kalıyor: CHP veya HDP’den milletvekilliği kazanmak. Bu elbette ki yukarıda altını çizdiğim AKP’yi mecliste geriletme stratejisinden de önemli bir geri atmak anlamına geliyor. Zira bu pazarlığın anti-AKP’cilik anlamında çok büyük bir kazanım getirmeyeceği aşikâr. CHP’den mecliste Gezicilere grup kurduracak 20 kişilik bir kontenjan vereceğini beklemek gibi fantastik düşünceleri hemen bir kenara bırakalım. CHP’den bir iki milletvekilliği kapma belki bu sefer sola kırma oyunu oynamak isteyebilecek CHP’nin imajına bir katkının ötesine geçebilecek bir şey olmayacak. HDP’nin seçime kendi başına girme iradesi ise ona bu tür teklifleri götürmeyi daha da zorlaştırıyor.

Bu durumda anti-Akp’ci kanat için şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Ya HDP barajı tek başına aşacak ve AKP meclis aritmetiğinde ciddi bir darbe alacak ya da HDP seçime bağımsız adaylarla girecek ve üç aşağı beş yukarı şu anki aritmetik devam edecek. Görüldüğü üzere bu tabloda sonucu değiştirecek olan tek irade HDP’nin daha doğrusu Kürt Özgürlük Hareketi’nin iradesi. Zira çok olağan dışı bir durum olmaz ise AKP’nin, CHP’nin ve MHP’nin oy oranları belli. HDP’nin meclise girip girmemesi AKP’nin kaderini belirleyecek. Bu ortamda bazı kesimler HDP’siz bir meclis ile Türkiye’nin yönetilemeyeceğini ve AKP’nin barajı düşürmek zorunda kalacağını söylüyorlar. Bazıları ise AKP’nin Kürtlerle ile anlaştığını ve Kürtlerin AKP’ye mutlak egemenliklerinde bir meclisi armağan edeceklerini iddia ediyorlar. Bu ikincisi milliyetçiliğin insanları nasıl zehirlediğine güzel bir örnek, başka bir şey değil. Birincisi ise çok olası gözükmüyor zira bu, AKP için de önemli bir engel, elverişsiz durum yaratır. Çünkü baraj düşer de HDP meclise girer ise bundan AKP ciddi bir yara alır ve Tayyip Erdoğan mecliste güçten düşmüş bir AKP ile başkanlık gibi hayallerini gerçek kılamaz. AKP’nin böyle bir baraj açılımı yapması da zor.

Yani tercih sahibi tek aktör bu durumda HDP. O da Türkiye’nin şu anki meclis bileşimiyle devam etmesi yönünde bir irade değil, parti olarak girme iradesini gösteriyor. Bu durumda da HDP’nin barajı geçmesi için elden ne geliyor ise onun yapılması gerek. Bu anlamda ister gelen teklifler doğrultusunda ÖDP’ye, ister BHH’ye HDP’nin desteklenmesi için baskı yapmak gerekiyor. Aksi takdirde onların anti-Akp’ciliğin samimiyeti de sorgulanabilir. Zira HDP’nin baraj altında kalması Tayyip Erdoğan’a muazzam bir güç bahşedecek ve seçimin olmadığı bir beş yıl her türlü arzusunu gerçekleştireceği bir döneme yol verilecek.

Tabii bu noktada asıl soğuk gerçek HDP’nin (BHH’nin mütevazı desteğini arkasına alsa bile) barajı geçmesinin zor olması. Kürt Özgürlük Hareketi’nin seçime parti olarak katılma iradesi haklı ve meşrudur. Neticede yerellerde iktidarda olan, çok büyük bir toplumsal tabanı olan, siyasal ittifaklar tesis edebilmiş bir halk hareketidir. Seçimlere parti olarak girme iradesiyle solu da AKP’yi de bütün egemenler bloğunu da sıkıştırmış durumdadır. Kürt Özgürlük Hareketi baraj altında kaldığı bir durumda ve yeni oluşacak politik ortamda iradesini ortaya koyabilecek potansiyele sahiptir. Her ne kadar oluşacak çatışmalı ortamda ve sokak siyasetinde 7-9 Ekim’de ürkenler HDP’yi çabuk terk edeceklerse de Kürt Özgürlük Hareketi’nin AKP karşısında yegâne direniş noktası olacağını söylemek kehanet olmasa gerek.

Ancak böyle bir ortamda HDP dışındaki sol (HDP’den kaçması muhtemel olanlarla birlikte) ne yapacaktır? Anti-AKP’ci cenahın çoktandır vaaz etmekte olduğu “faşizm” tespitine daha fazla benzeyecek otoriterleşmenin bugüne kadar görülmedik boyutlara ulaşacağı, tek alternatifin sokak olacağı, yüksek siyasetin medet umulan kırıntılarının dahi kalmadığı bir ortamda ne yapılacaktır? Türk solu buna hazır mıdır? Görünen köy aslında Başlangıç’ta yazıp çizmeye çalıştığımız gibi, kılavuza ihtiyaç duyulmayacak şekilde karşımızda. Yakında içine gireceğiz. Toplumsal muhalefet alanlarında güç biriktirmek gerektiği, solun tabanda örgütlenmesi gerektiği, toplumu yatay kesecek şekilde ezilenler arasında sınıf siyaseti gütmek gerektiği, sadece tek bir mahalleye tıkılıp kalmamak gerektiğini söyledik durduk. Türkiye solunun önemli bölümünün stratejisinin AKP’ye vuracak değil onu tahkim edecek bir çizgi olduğunu söyledik. Seçimlerle, mucizevi formüllerle, birtakım yeni, şahane fikirlerle bir yere varılmayacağını, şapkadan tavşan çıkmasını beklemenin afaki olacağını söyledik durduk. Ama son kertede biz de bu dünyanın bir parçasıydık. Bundan dolayı bugün ortaya çıkan BHH, HDP tarzı girişimlerin, biraraya gelişlerin rüştünü ispatlayacakları bir döneme doğru hızla ilerliyoruz. Yani seçim sonrasına. Hazır mıyız?

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar