TRANS-POLİTİK: Politikanın Güncel Seyri -

Trans-politik, Baudrillard’ın birçok metninde kullandığı bir kavram. Bu kavramı ödünç alarak içeriğini güncel siyaset üzerinden doldurmaya çalışma girişimidir bu yazı.

Trans cinsiyet, trans yağ ve şimdi de trans-politik. Trans-politik neyin politik olduğunu gizlemenin ya da politik olanı fark etmenin imkansızlaştığı bir evredir. Trans-politik evrede iktidardan uzaklaşmak imkansızdır. Trans-politik kendi muhalefetini bile kendi politikası haline döndüren bir politik evredir. Bu en çok şuna benzer: Segalen’di galiba, “dünyanın bir küre olduğunu anladığımız anda artık yolculuk imkansızlaşmıştır”, diyordu. Çünkü bir kürenin üzerinden bir noktadan uzaklaşmak bu noktaya yaklaşmaya başlamak demektir. Trans-politik evre her şeyi öyle kuşatmak amacındadır ki farklı bir şey sunduğunuzda hemen onu kuşatır ve bir türlü uzaklaşma şansı bulamazsınız.

Giderek her şeye değer biçen, her yere sirayet etmeye çalışan bir politik tutum karşımızdaki. Mevcut siyaset yapma biçiminden hareketle trans-politik durumu analiz etmeye başlayalım.

 

Ötekiyi Yok Etmeden Ötekiyi Ortadan Kaldırmak

Trans-politiğin ilk stratejisi: Farklılaşmayı ortadan kaldırmak. Her hangi bir kendini tanımlama biçimi, anında iktidar tarafından dolduruluyor. Fakat bu kendini ayırma çabasındaki grubun var olmasına olanak tanıyan bir durum değil, aksine onun iktidar tarafından belirlenmesiyle sonuçlanıyor çoğu zaman. Hatırlanacağı gibi başbakanken Erdoğan şöyle bir açıklama yapmıştı: “Alevilik Hz. Ali’yi sevmek değil mi? Alevi Müslüman değil mi? Sünni de Müslüman Eğer Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse, ben dört dörtlük bir Aleviyim. Çünkü Hz. Ali efendimizi çok seviyorum. Ben onu nasıl sevmem. O nasıl yaşıyorsa, ben de onun gibi yaşamaya gayret ediyorum.”[1] Dolayısıyla “alevi misin sen, sen zaten bizden ayrı biri değilsin ki bizde aleviyiz” diye sesleniyor iktidar kendisini alevi olarak tanımlayan kişiye. Ve alevi olmanın içeriğini de kendisi belirleyerek. Fakat Aleviliği diyelim ki sadece Ali’yi sevmek olarak nitelendirmeyen birileri illa çıkacaksa onu da yanlış yolda olmayla suçlayacaktır: “Ama Aleviyim diye ortaya çıkıp, Hz Ali’nin yaşam şeklinden uzak olanlara da söyleyecek hiçbir şeyim yok…”[2] Böylece trans-politik hiç kimseye ayrılma, kendini tanımlama şansı tanımıyor. Her şeye herkese değer biçmek istemektedir. Kadın üç çocuk doğurmalı, feministler anneliği bilmez, kızlı erkekli aynı evde kalmayan cici çocukları ne çok severim… Tencere tava hep aynı hava… Böylece politika her şey olma yolunda ilerliyor. Her şey politikleşiyor, her şey politika tarafından makbul kılınmaya, her şey iktidar ve politika tarafından belirlenmeye çalışılıyor. Bir şey her şey olma haline bürünürse o şey kendisini yok eder. Politika da her şey olmaya çabalaması nedeniyle artık ortadan kalkmaya yüz tutmuş hale geldi. Mevcut politik durumu göz önünde bulundurun: Politika nerde başlar ve nerde biter sorusunu kendinize sorun ve yanıtlamaya çalışın? Evet yanıtınız var mı?

 

Şeffaflık Söylemi: Gerçeğin Transparan Evresi

Bilindiği üzere ilk önce kpss daha sonra ales sınavlarında usulsüzlük yapıldığına dair iddialar bir dönem dile getirildi. Bunun üzerine karar alındı: Bundan sonra bütün sınavlar adil olacaktı, bu adillik de sınavlara su –pet şişede ve üzerindeki ambalaj sökülerek- kimlik ve giriş kağıdının dışında hiçbir şeyle girilmeyerek sağlanacaktı. Sınavlara girdiğinizde kapıda polis ordusu: kulaklar kontrol edilir, bel kısmı önemli, bir şey gizlenmiş olabilir, demir kemer yasak… muazzam bir güvenlik. Böylece biz asla o sınavdan şüphe duymayız çünkü buna gerek de yoktur daha demin gözümüzün önünde pet şişedeki ambalaj kağıdı bile söküldü. Başörtülü kadınların toplu iğneleri bile söküldü. İşte trans-politiğin ikinci stratejisi budur: Şüphe duyulan her şeyi transparanlaştırmak.

Şeffaflık neyi gizliyor?

Bir şeyin şeffaf olduğunu düşündürtürseniz onun altında her şeyi gizleyebilirsiniz. Çünkü hiç kimsenin aklına o şeffaf şeyin altına bakmak gelmeyecektir. Merkezi sınavlarda da yapılan şey bunun aynıdır. Bunca güvenlik önlemiyle karşılaştıktan sonra artık asla bu sınavdan şüphe duymaya gerek yok çünkü çok güvenlikli. Oysa hiç kimsenin sınavlarda kopya çekildiğine veya sınav binasına dinleme cihazlarıyla girildiğine dair bir iddiası yoktu. Temel iddia sınavda yanıtların belirli bir şifreyle sıralandığı ve bunun istenilen kişiye verilerek sınavda o kişinin başarılı kılınmasına yönelikti. Fakat transparanlaştırılan sınav süreci bunu da gizlemenin yolunu açtı.

Bu durumu Soma’da da gözlemleyebiliriz. Soma holding son yılların göz dolduran şirketlerindendi. Bir sürü olanak sağlandı hiç kimse yanlış yapacaklarını aklına bile getirmedi oysa sonuç vahimdi.

 

İfadeyi İçeriğin Ötesine Taşımak

Trans-politiğin bir diğer stratejisi şudur: İfadeyi içerikten soyutlayarak yaymak. Bu gerçi ta Bonaparte’dan beridir böyle devam etmektedir. Bonaparte, Fransa’da darbe yapmadan önce herkese Cumhuriyetçi görünüyordu. Fakat bir yandan da kilit rol oynayan beş kişiyle darbe planları yapıyordu. Ve hatırlanacağı gibi 1804’de gülünç bir neden ileri sürerek “cumhuriyetin selameti uğruna” imparatorluğunu ilan edecekti. Marx, Bonaparte’ın darbesini incelediği Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i isimli kitabında, burjuva devrimlerinin “ifadenin kendisini içeriğin ötesine” taşıdıklarını söyler. Örneğin özgürlük, eşitlik vb. kavramlar her yerde konuşulur herkes kullanır ama içeriğe dair hiç kimse bir şey söylemez. İfade her yere sirayet eder: “Hükümet barış sürecine devam ediyor.” “Biliyor musunuz demokratik paket hazırlanıyormuş.” Ve bunlara eklenecek nice manşetler hatırlanabilir. Şimdi demokratikleşme paketi denilen süreci hatırlayalım. Günlerce herkes “demokratikleşme paketi”nden bahsetti, paket açıklandı, bütün gazetelerde büyük puntolarla yazıldı “demokratikleşme paketi.” İfadenin kendisiyle kandırmaya çalıştı yine trans-politik. Demokratikleşmeden bahsedilir ama nasıl demokratikleşileceğinden bahsedilmez, eşitsizlikten bahsedilir ama bunun asıl kaynağı ortaya konulmaz. Sanki bütün sorunlar kendiliğinden vardır ve biz onun üstesinden geliyormuşuz gibidir her şey. Asla kaynağına inilmez, olayın veya durumun. Böylece her yere yayılan ifade, olayı popülerleştirirken herkeste sorunun ortadan kalktığına dair inanç artar. Örneğin “Kürt sorunu”nu çözmeye yönelik girişim de böyledir. Alevilerle ilgili durum da böyledir. Herkes ifadeyi kullandığı için durum popüler hale getirilir ama çözülmez. Fakat bu popüler hale gelmenin kendisi olumlu karşılanır, sorun devam eder. Şimdi bir an için düşünelim onca süre tartışılan demokratikleşme paketinden geriye elimizde ne kaldı? İfade var, içerik yok.

 

Geçmişi Diriltmek: Bir Türlü Gömülemeyen Ceset

Diyelim ki trans-politik iktidar tehlikeye girdi ilk yapacağı şey ölüleri diriltmektir. Yine Marx’ı analım. Marx yine iktidara gelen kişilerin bir stratejisinden bahseder; “…kriz dönemlerinde, endişe içinde geçmişten ruhları yardıma çağırır, onların adlarına, sloganlarına, kıyafetlerine sarılır, dünya tarihinin yeni sahnesinde bu eskilerde hürmet edilen kılıklara bürünür ve bu ödünç dille oynamaya çalışırlar.”[3] Şimdi bu durumu cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen önce AKP’nin Yenikapı’da yaptığı mitingi izlerken çektiğim bir fotoğrafla açıklamaya çalışalım.

tp2

Erdoğan’ın portresiyle birlikte basılan Adnan Menderes, Turgut Özal’ı görüyoruz. Altında şöyle yazıyor. Menderesi Astınız, Özal’ı Zehirlediniz, Erdoğan’ı yedirmeyiz. Hatırlanacağı üzere bu söylem Yolsuzluk iddialarının dillendiği dönem ortaya atıldı. Böylece iktidar mevcut sorundan kurtulmanın yolu olarak eski olanı, ölüyü diriltmiş, Marx’ın deyimiyle “hilebaz bir oyuncunun el çabukluğu marifetiyle” bu tehlikeyi ortadan kaldırmıştır.

 

Simülasyona Uğratılmış Bir Mekana Hükmetmek

Machiavelli şüphesiz dini bir kişilik değildi. Bir anekdotla hatırlayacak olursak: Floransa’da her yıl yapılan dini kutlamalar için özel rahipler ayarlanır, bu kişiler şehre gelir vaazlar verir törenlere katılırdı. Bir keresinde bu rahibin seçilmesini Machiavelli’den isterler. O da bu isteğe yanıt olarak “kendisini rahip seçmeye yollamanın kentin namlı eşcinsellerinden Paturotto’yu gelin seçmeye göndermek gibi bir şey olduğunu” söyler. Dine bu kadar uzak olduğunu böyle dile getiren Machiavelli’nin devlet adamlarına en büyük öğütlerinden birisi din üzerineydi. Ona göre din önemliydi ama devlet adamlarının bir aleti olarak. Hükümdarlar veya yöneticiler halktan saygı görmek için dindar görünmeliydiler. Machiavelli böyle salık verir hükümdara, böylece tarihte ilk “-mış” gibi yapmanın değerli olduğu fikrini başlatır. Machiavelli’den bu yana bütün siyasetçiler belki de şunu hep biliyorlardı: İktidarın kaynağı -ya da siyaset yapmanın yolu- gerçeklikten uzaklaştırılmış -Baudrillard’cı anlamda simülasyona uğratılmış- bir mekana hükmetmekle gerçekleşir.

Bu durumu “barış süreci”nde de görebiliriz. Örneğin Güneydoğudan ya da içinde Kürtlerin olduğu herhangi bir olaydan sonra “resmi” açıklamaların hepsinde “barış sürecini baltalamak isteyenlerin oyunu” lafı geçiyor. Örneğin Bakan Mehdi Eker: “Barışı sabote etme girişimine meydan vermemeliyiz”[4] diye bir açıklamada bulunmuştu, ki buna benzer bir sürü açıklama arşivlerde de mevcut. Ya da daha yeni yaşadığımız bir olaydan sonra yapılan açıklamayı düşünelim: Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, “Ağrı Diyadin’deki terör saldırısı, Çözüm Süreci bu aşamaya gelmişken, Çözüm Sürecine karşı bir suikast girişimidir” dedi.”[5] Bu trans-politiğin bir diğer stratejisidir. Bir şeyin olmadığı belli olmasın diye onun sürekli tehdit altında olduğu fikri gündemde tutulur. Bir barış süreci diye bir şeyin olmadığı belli olmasın diye sürecin baltalandığı fikri yayılır. Sanki barış süreci vardı ve her şey yolundaydı da şimdi baltalanıyor fikri aşılanır topluma. Barış girişimi başarısızlığa uğratılıyor denmeli ki, hakikatin yokluğu belli olmasın. Var olmayan bir hakikatin baştan çıkarıcılığını muhafaza etmenin tek yolu budur. Fakat dikkat etmemiz gereken bir konu var ki o da şu: İktidar ürettiği bu göstergeyle gerçeği gizlemez; kendisinin olmadığını gizleyen bir gerçeklik sunar. Bu iktidarı koruyan bir konumdur. Baudrillard diyordu: Tanrıya inanarak, inanmaya devam ederek tanrı nedir sorusunu akla getirmiyor… Böylece, barış süreci baltalanıyor denilerek, barış süreci nedir? Sorusunu yanıtsız veya içeriksiz bırakmanın yolunu yaratmış oluyorlar.

Peki politikanın trans-politik evresinde Muhalefet ne yapar?

 

Güç Karşısında şaşkına dönmek veya trans-politik evrede muhalefetin olağan hali

Trans-politik evrede görüldüğü üzere veya dikkat edersek fark edeceğimiz gibi politika her şeyi belirlemektedir. Her şey üzerine politik bir söylem veya politikacıların bir söylevini görmek mümkündür. Her şey politikleşmiş, iktidar her şeyi “ele geçirmiş” gibidir. Bu durum da muhalefet partilerinin başını döndürür. İktidar o kadar çok her şeyi kuşatmıştır ki muhalefetin tek derdi iktidardaki kişi üzerinedir. Birçok kez CHP’nin Erdoğan karşıtlığı üzerine bir politika güttüğü ve bunun yersiz olduğu eleştirileri yapılmıştı. Tüm bu eleştiriler belki yerinde olabilir ama trans-politik evrede muhalefetin başka türlü siyaset yapma biçimi neredeyse yoktur. Bütün ele alacağınız konular iktidar tarafından kuşatılmıştır. Böylece muhalefete sadece iktidarın bu gücü karşısında şaşkına dönme veya bir kızgınlık yaratma girişiminde bulunmaktan başka bir yol kalmamaktadır. Fakat bu girişimde muhalefeti yine güçsüz bırakmaktadır. Şimdi bu iddiaya göz atalım.

Bonaparte’ın bir darbeyle hükümeti devirip iktidarı ele geçirmesini Victor Hugo, “masmavi gökte birden çakıveren bir şimşek” gibi görür. O bu olayda bir gaddar adamın şiddet eylemini görür sadece ve bu adamın gücünün bir an önce engellenmesi yönünde fikirler sunar. Marx ise bu tür bir muhalefet tarzının böyle kişileri küçülteceği yerde yücelteceğini söyler. Çok değil 3-4 gün önce CHP birçok adliye sarayının önüne siyah çelekler koydu, zira böyle yaparak AKP iktidarının yargıyı da ele geçirdiğine dikkat çekmek istediler. Yani Victor Hugo’nun küçük düşüreyim derken iyice yücelttiği Bonaparte gibi AKP hükümetini iyice güçlü kıldılar. Zannediyorlar ki bakın AKP yargıyı, orduyu, üniversiteyi … ele geçirdi dersek halk: “aman Allahım memleketi ele geçirdi bunlar” deyip AKP’ye karşı tavır alacaklar. Oysa böyle yaparak iktidarı iyice muktedirleştirirken, iyice güçlendirerek halkın bu iktidara eklemlenmesine daha fazla hizmet ediyorlar.

Böyle yaparak, vasat hatta bir o kadar da grotesk bir şahsiyetin bir kahraman rolü üstlenmesine ve bu kahramanın kendi “dava”sının tarihsel savunusuna dönüştürmektedir durumu, bu da iktidarı iyice güçlü kılmaktadır.

 

Trans-Politik İktidardan Nasıl korunuruz ya da Ne Olacak Bu Ülkenin Hali?

Diyalektiği düşünmeye davet ediyorum. Diyalektik bize ümidi diri tutmamızı salık veriyor. Diyalektik, bir sonun başka bir şeyin başlangıcı olma durumu ve aynı zamanda bu başlangıcın diğer şeyin sonu olması durumudur. Çok mu havada bir tanım oldu? Kelle yani kuru soğanı düşünelim. Kuru soğanı yeşerirken takip edersek, alt tarafı çürür ve hatta leş gibi kokar. Ama diğer taraftan üst tarafı yeşermiş yeni yeni yeşillenmiştir. Şimdi soru şu: Bu soğan ölüyor mu diriliyor mu? Alt tarafına bakarsak bir yok oluş içinde, üst tarafına bakarsak bir var oluş durumunda. Fakat diyalektik gözle bakarsak bu soğan bir oluş durumunda. Yani soğan hem ölüyor hem diriliyor. Yani alt tarafının çürümesi, üst tarafının yeşermesinin nedeni. Aynı zamanda üst tarafının yeşermesi alt tarafının çürümesinin nedeni. Böylece diyalektik bize mevcut kötüye gidişlerin yeni bir başlangıç için muazzam olanaklarla çevrili olduğunu hatırlatır. Her şey çürümeli ki yeni bir filiz baş göstersin. Aman dikkat bunu söylemek mevcut koşullar olgunlaşsın sonra bakarız duruma demek değil. Peki, ne yapmalı?

 

Ne yapmalı?

“Olduğu yerde donup kalmış koşulları, kendi şarkıları eşliğinde dans etmeye zorlamalıyız.” Karl Marx, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Giriş.

 

 


 

[1] http://www.milliyet.com.tr/erdogan-alevilik-hz-ali-yi/siyaset/detay/1738091/default.htm

[2] http://www.milliyet.com.tr/erdogan-alevilik-hz-ali-yi/siyaset/detay/1738091/default.htm

[3] Karl Marx, Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’i, çev: Tanıl Bora, 3.bs. (İstanbul: İletişim Yayınları, 2013) 30.

[4] http://www.trthaber.com/haber/gundem/barisi-istemeyenler-var-149164.html

[5] http://www.ahaber.com.tr/gundem/2015/04/11/agridaki-saldiri-cozum-surecine-karsi-suikast-girisimidir (13.04.2015)

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar