“Tiktok’un Emek Sineması” Üzerine- Emin Çelik -

Karşı Sanat’ta 3-31 Aralık tarihlerinde “TikTok’un Emek Sineması” adlı sergi izleyicileri ile buluştu. Pandemi dönemine gelmesi sebebi ile şansız bulduğum başarılı bir sergiydi. Ama sergi sona ermesine rağmen online olarak izlenebileceği duyuruldu. Sergi merkezinde emek-bedenin bulunduğu TikTok videolarından bir seçki sunuyor. “Proletaryanın geleneksel temsil biçimlerinin dışında kurmaca ve belgesel arasında salınan anlatım dilinin imkânlarını konu alıyor.” Bunun sanat olup olmadığı tartışmalarını gereksiz bulmak ile birlikte bir kenara koyuyorum. Bu tartışmayı ötelediğimde serginin estetik potansiyeli birden ortaya çıkıyor. Sergi, kurulumundan videoların seçimine kadar hep bir soru peşinde koşuyor.” Gösteri-gözetim toplumu kendine karşı kullanılabilecek olasılıkları da üretiyor mu?” Bu soru ekseninde sergi aslında birçok soruya da cevap veriyor. Serginin düzenleyicileri Deniz Zeybek ve Ozan Çağlar da videoları seçerken emek – bedenin sinemadaki temsiline odaklanıyor.

TikTok’un benim gözümdeki konumu hep başkası adına utanılacak videolar toplamı şeklinde olmuştur. Bu sergiye kadar bu potansiyeli dikkatimi çekmemişti. Sanırım serginin diğer bir güzel tarafı da bu… Bana bu durumu arabesk kültürün başta dışlanıp, küçük görülüp sonradan sanat alanında bambaşka bir yere oturmasını; hatta birçok eseri beslemesini hatırlattı. Birer “işçi filmleri” olan bu videolar genelde inşaat, tarla vs. gibi çalışma mekânlarında çekiliyor. Üstelik bu filmlerin yönetmeni de oyuncuları da yine işçilerin kendileri oluyor. Emek zamanın boşluklarında çekilen bu videolar bir nevi taban hareketi, bir iletişim platformu, bir neşeli direniş yöntemi olarak işçi sınıfının elindeki bir silah gibi. Adeta çalışma zamanını işgal eden bir silah.

Guy Debord’un işaret ettiği ve açıkladığı bir kavram olan “gösteri toplumu”, her şeyin görünürlüğe teslim edildiği ve görünenin iyi olduğuna dair inancı benimseyen bir yapıya sahiptir. Gerçekliği yeniden üreten gösteri, onu simüle etmekte ve taklit olanı mutlak olanın yerine koyarak kültür endüstrisinin ürününe dönüştüğünü görürüz. Bu videolarda ise bu sitemin boşluklarından sızan üretimler görüyoruz. Gösteri, çağımızı kuşatmış ve iletişim araçları, toplumsal gerçekliği kurmanın aracı haline gelmiştir. Bununla bağlantılı olarak bireylerin dünya ile ilişki kurma biçimleri de değişime uğramıştır. Gösteri kültüründe tarz ve görünüm, gündelik yaşamda giderek önem kazanmış, kimliğin ve kendini ifade etmenin bir yolu haline gelmiştir. Bu kadar kuşatıcı bir yapıdan da taban hareketinin izlerini aramak sanırım pek yanlış olmaz. Sergilenen videolar da bence bu potansiyeli gösterir nitelikte. Üstelik videolarda gördüğümüz, işçi filmlerinin tarihine baktığımızda, onlara kıyasla çok neşeli bir direniş. .

İşçi filmlerinin tarihine baktığımızda genelde belli bir karakterde ilerlediğini görürüz. Özellikle 1970’ler işçi filmlerinde 70’li yılların yoksulluk, kırdan kente göç, gecekondulaşma gibi toplumsal sorunları, dönemin sinemasında da yansımasını bulmuştur. Bununla birlikte dönemin işçi karakteri, lider, mücadeleci, kolektif kurtuluşa inanan bir imgeyle sunulur. 2000’lere geldiğimizde bu imge biraz değişiklik gösterip işsizlik, etnik-dinsel aidiyet gibi konuları işlese de ana eksenden pek kaymamıştır. Burada gördüğümüz işçi imgeleri ise çok farklıdır. Bunun en büyük sebebi ise teknolojinin imkânları ile hem yönetmen, hem kurgucu, hem oyuncu olabilmektedir. Yönetmen, senarist, oyuncu ve bağlam gibi hiyerarşik yapıdan azade olarak üretilirler. Ben burada avangardın izini sürerken de birçok ipucu görüyorum. İnternette üretilen sanat Ocuppy Wall Street ve Gezi Parkı direnişlerinde bolca gördüğümüz bir medyumdur. Dijital sanatla ilgili Dyske Suematsu’ “Sebebi ne olursa olsun, politik sanattaki yeni patlamanın ağırlıklı olarak dijital sanat dünyasında cereyan ettiği gerçeği”[1] nden söz etmektedir. Bilginin hızlı yayılıp hızlı örgütlendiği bir sistem olan internet, sanat alanında da aktif kullanılacağını söyler, bunun politik etkisine dikkat çeker. “İnternet’in, doğası gereği demokratik ve küresel olması günümüzün uluslararası siyasetiyle yakından ilgili niteliklerdir.”[2] 

Ben başta serginin düzenleyicileri Deniz ve Ozan olmak üzere Karşı Sanat Çalışmaları’nı ve emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Sergi 30 Aralık’ta sona erdi ama online platforma taşınma aşamasını ve duyuruları Karşı Sanatın internet sitesinden takip edebilirsiniz.


[1] Dyske Suematsu, Paradox of Political Art,White Papers, 2004,

[2] Y.a.g.e.

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları

Yazar hakkında