tck’nın kıyısında – ilkay yılmaz -

 

1980’lerden itibaren Türkiye’de kadın hareketinin “Dayağa Hayır!”, “Bedenimiz Bizimdir! Cinsel Tacize Hayır!”, “Bekaret Kontrolüne Hayır! Bedenimiz Bizimdir!”, “İffetli Kadın Olmak İstemiyoruz!” ve “Haklı Tecavüz Yoktur” gibi sloganlar etrafında yürüttüğü kampanyaları anımsayacak olursak, söz konusu taleplerin kökeninin 1980’li yıllara kadar dayandığını görürüz. TCK reformu için kadınların geliştirdikleri taleplere bakıldığında da, kadın hareketinin 1980’lerden miras aldığı köktenci, demokrat, çoğulcu, katılımcı ve bireyci yapısının hâlâ sürdüğü görülmektedir. 1980’lerdeki İkinci Dalga kadın hareketinin yarattığı dil ve kavramlar çerçevesinde kadınlar, 1990’lı yıllarda hem hareket içinde hem de devlet aygıtı içinde oluşturulan kurumları kullanarak taleplerini parlamentoya taşımışlardır. Bu talepler parlamentoya taşınırken de feminist hareketin uluslararası düzeyde etkilediği Birleşmiş Milletler belgelerinden de yararlanılmıştır.

TCK değişiklikleri sırasında süreci etkilemeye çalışan ve bunu başaran en güçlü toplumsal hareket kadın hareketiydi. TCK Kadın Çalışma Grubu, kadın hareketinin 80’li yıllardan itibaren oluşturduğu talepler doğrultusunda toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik madde değişiklikleri önermiştir. Çalışma Grubu daha sonra 20’ye yakın kadın örgütünün katıldığı TCK Kadın Platformu’na dönüşmüştür. Platform, söz konusu önerilerin gerçekleşmesi için basın açıklamaları, sokak eylemleri, uluslararası mekanizmaların kullanılması ve lobi faaliyetleri gibi yöntemler kullanmıştır. Böylelikle hem kamuoyunun süreçten haberdar edilmesi hem de TBMM Adalet Komisyonu ve TBMM Adalet Alt Komisyonu tartışmalarının etkilenmesi sağlanmış oldu.

TCK tartışmalarının ana ekseni, kanunun kadına ve kadın bedenine yönelik ayrımcılık yapan, kadına yönelik insan hakları ihlallerini meşrulaştıran ve kadının bedensel bütünlüğünü yok sayan maddelerin sorunsallaştırılması ve çözüm önerilerinde bulunulmasıdır. Eski TCK’da kadın toplumun, ailenin ve erkeğin malı sayılmaktadır. TCK Kadın Platformu, kanundaki ataerkil ruhu ortadan kaldırarak toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde kanuna, kadını birey olarak gören bir ruh kazandırmak için mücadele etmiştir.

Fakat kadınları ilgilendiren her yasa değişikliğinde olduğu gibi TCK sürecinde de önerilen değişiklerin hepsi gerçekleştirilmemiştir. Öyle ki yapılan her değişiklikte mutlaka bilinçli bir şekilde bir eksiklik olmakta ve böylece çıkan yasanın uygulanması da güçleşmektedir. Bu süreç TCK reformu içinde de aynı şekilde işlemiştir. Şimdi de TCK’ya yönelik yeni tasarı aynı örüntüyü sürdürür niteliktedir.

tasarıda neler var?

1-      Eski TCK’da erkek egemen sistemin kadın cinselliği üzerindeki egemenliği ve bu bağlamda kadını simgeselleştirerek araçsallaştırması, kadınların değişmesini istedikleri hemen hemen tüm maddelerde vardır. Örneğin “töre cinayetleri” kavramı, kanun metni hazırlanırken çokça tartışılmıştır. Yeni TCK’da “namus cinayetleri”,  “töre cinayetleri” olarak nitelikli adam öldürme fiili ile tanımlanmıştır. Buna ek olarak, ‘Haksız Tahrik’ maddesinde yapılan yeni düzenlemeye göre, hiddet ve şiddetli eylemin haksız bir fiil sonucu ortaya çıkması ve doğrudan haksız fiil eylemcisine yönelik olması gerekmektedir. Dolayısıyla namus cinayetleri failleri ceza indiriminden yararlanamayacaklardır. Ancak namus cinayetleri ve töre cinayetleri içerik olarak farklı anlamlar taşıdıklarından, bu düzenleme platformun taleplerini tam olarak karşılamamaktadır. Yeni tasarıda da kadına yönelik şiddet ve cinayetlerle ilgili olumlu bir değişiklik yoktur. Cinayet davalarında haksız tahrik indiriminin uygulanmasının önüne geçecek bir düzenleme yapılmamaktadır.

2-      Tasarıda iki yıldan aşağı hükümlerin temyizi bölge mahkemelerine bırakıldığı için yaralama suçlarında Yargıtay yolunun kapanması da başka bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.

3-      Cinsel saldırı suçu düzenlenirken suçun cezası arttırılmış görünmekle beraber fiilin ani hareketle işlenmesi halinde ceza indirimi öngörülmektedir. Bu durum cinsel saldırının bütününe ve çocuk istismarına da yansıyacak şekilde formüle edilmiştir. Tasarı kanunlaşırsa bütün cinsel suçlarda tanımı yapılmamış bir “ani hareket” aranacaktır. Bununla birlikte cinsel taciz, cinsel saldırı ve cinsel istismar suçlarında kadının beyanı esas alınarak soruşturmanın yürütülmesi talebi de tasarıda yer almamıştır. Bu suçlarda zaman aşımı korunmaktadır: Cinsel taciz ve kimi cinsel saldırı suçlarında şikayet süresi 6 ayla sınırlandırılmaktadır.

4-      Bir başka sorunlu nokta başta çocukların cinsel istismarı olmak üzere, cinsel suçlarda zaman aşımı kavramının uygulanmaması gerektiği hâlde tasarıda buna dönük hiçbir şey olmamasıdır. Kanunda çocukların cinsel istismarında taciz ve saldırı ayrımı yokken yeni tasarıda cinsel tacizle ilgili maddeye eklenen “fiilin çocuğa karşı işlenmesi halinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” ifadesi karşımıza çıkmaktadır. Bu, şu anki yasada çocukların cinsel istismarı olarak düzenlenen bazı fiillerin “taciz” olarak tanımlanmasıyla  -ceza artırımı gibi görünmesine rağmen aslında-  ceza indirimi anlamına gelmektedir. Çocuğa karşı cinsel suçlarda taciz ve tecavüz ayrımına gidilmemesi gerekir. Buna ek olarak istismarcının denetimli serbestlik kapsamında “tıbbi tedaviye tabi tutulması” ifadesi yer almaktadır. Tasarıda sanıkların “tedavisinden” söz edilmesi, devlet nezdinde eylemin bir suç değil, hastalık olarak görüldüğünü gösteriyor. Tedaviden söz ederek, bu suç toplumun önünde tıbbileştirilmeye çalışılmaktadır. Söz konusu tedavinin Sağlık Bakanlığı’ndan alınan görüşle, Adalet Bakanlığı tarafından çıkartılacak yönetmelikle belirleneceği belirtilmektedir.  Kimyasal/cerrahi hadımın da dahil olabileceği insan bedenine yönelik böylesi bir müdahalenin ya da tedavinin yönetmelikle belirlenmesi ise başka bir tartışma konusu açmaktadır.

5-      Yeni TCK’da tecavüz eylemi evlilik birliği içinde meydana geldiği takdirde şikayete bağlı bir suç olarak kabul edilmiştir. Bu önemli bir sorun teşkil etmektedir ve platformun taleplerini tam olarak karşılamamaktadır. Yeni tasarıda bu maddeye ilişkin olumlu bir değişiklik yapılmamıştır.

6-      Yeni TCK’da cinsel ilişki yaşına ilişkin olarak 15-18 yaş arası çocuklarla cebir, tehdit ve hile kullanmadan kurulan cinsel ilişki fiili cinsel farkındalık içinde olmasından dolayı şikayete bağlı olarak düzenlenmiştir. Eylemci çocuktan 5 yaş büyük ise şikayet şartı aranmaksızın ceza 2 kat arttırılacaktır.  Bu madde, yasada düzenlenmiş olan cinsel farkındalık yaşı maddesi ile uyuşmamaktadır. Üstelik, tanımlanan cinsel birliktelik zor unsuru taşımadığından değiştirilmesi gerekir. Ancak yeni tasarıda 15-18 yaş arası gençlerin kendi rızalarıyla giriştiği cinsel eylemlerin cezası arttırılmaktadır. Flört eden genç kadın ve erkekler, daha uzun süreli hapis tehdidiyle cezalandırılmak istenmektedir.

7-      Bunlarla birlikte cinsel saldırının “vesayet ilişkisini kullanarak” gerçekleşmesi, üvey akrabalar tarafından gerçekleştirilmesi ve kışla, cezaevi, öğrenci yurdu gibi “insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunun bulunduğu ortamlarda” vuku bulması, cezayı yarı oranında arttıracaktır. Posta, elektronik haberleşme araçları ve teşhir aracılığıyla cinsel taciz de ağırlaştırıcı neden sayılacaktır.

sonuç yerine

Tasarının tümüne bakıldığında çocukları korumayı amaçlayan ya da kadına yönelik şiddeti ortadan kaldıracak müdahalelerin değil, muhafazakârlaşmanın ve cinsel özgürlüklerin sınırlandırılmasının  amaçlandığı söylenebilir. Çocuk yaşta ve zorla evlendirmeleri ya da kadın cinayetlerini ortadan kaldırmakla uğraşmak yerine, devlet gençlerin flört etmeleriyle uğraşmayı uygun bulmuş ve buna daha önemli bir mesele olarak tasarıda yer vermiştir. Vahim meselelerden biri de yasa tasarısı üzerine konuşan yetkililerin, tüm bu konular sanki kadına ya da çocuğa yönelik şiddet ve cinsel saldırıları önlemek için formüle edilmiş imajı yaratmaya çalışmalarıdır. Oysa bu tasarının ruhunda, başbakanın kadın bedeninin kontrol altına alınmasını vurgulayan konuşmaları en net hâliyle karşımıza çıkmaktadır.

Bulunduğu kategori : Mor ve Gökkuşağı

Yazar hakkında

İlgili Yazılar