Taksim mitingi ve sol -

 

Taksim mitingi, ona katılan istisnasız herkesin itiraf edeceği üzere, mevcut demoralizasyon ve yılgınlık havasını dağıtan olumlu bir işlev görmüştür. Ancak, deyip şu hususları da hatırlatmak gerek:
1- Taksim’deki mitingin gerçekleştirilmiş olması, siyasal iktidarın sanıldığı gibi kadir-i mutlak olmadığının açık bir işaretidir. “Yukarıda”, yani devlet katında süren kavga ve olası tasfiye-temizliğin boyutları, bunun parti ve devlet içerisinde yarattığı sarsıntılar, kurumlar içerisinde ciddi bir kırılganlığa yol açıyor. Dolayısıyla siyasal iktidar bu kırılganlık karşısında, yani devlet içerisinde süren dağınıklığa, uluslararası alandaki yalnızlaşmaya, kendisine karşı devlet içinde gündeme gelebilecek olası yeni “hareketlenmelere” karşı ana akım medya ve sair siyasal partilerin destek ya da hiç değilse tarafsızlığını arıyor. Hükümet kanalından gelen kimi “yumuşak” mesajlar, birlik ve beraberlik vurguları bunun ifadesidir. Devlet aparatında kartların yeniden karıldığı bu kısa aralık, aslında toplumsal muhalefet güçlerinin değerlendirebileceği aralıkların açılmasına yol açıyor.
2- Erdoğan’ın sokak vurgusu, “ikinci bir emre kadar” meydanlarda kalınması çağrısı, tam da bu kırılganlığın bir ifadesidir. Devlet katında süren çatışmanın iktidar nezdinde yarattığı güvensizlik ve tehdit algısı, sokağın bir “ikame” olarak devreye sokulmasına neden oluyor. Yani “sokakta kalma” çağrıları, devlet içindeki zaafların daha akut bir yönetememe krizine yol açmaması için, dahası gündeme gelen radikal tasfiye hareketini bir meşruiyet, bir “milli mutabakat” halesiyle örtmek için gerçekleştiriliyor. Hükümetin darbe sonrasında desteklediği sokak hareketi, muhaliflere karşı bir paramiliter güç olarak (hiç değilse şimdilik) gündeme getirilmiyor. “Demokrasi şölenleri”, sokakta muhalefeti hedeflemiyor. “Sokak”, devlet içerisindeki ihtilafın yol açtığı zaafları şimdilik de olsa telafi edebilecek ve “yukarıda” süren pazarlıkta masaya sürülebilecek bir koz, bir ağırlık unsuru olarak devreye sokuluyor.
3- Solun ağırlıklı bir bölümünün bu sokak hareketinin bu yönünü görmeyerek onu bir faşist kitle hareketi, hatta şeriatı getirecek bir kalkışma olarak görmesi, ona katılanları neredeyse tamamen “kafa kesen IŞİD’ciler” şeklinde görmesi, onu paralize edip inisiyatif alamayacak hale getirecek bir ruh ve düşünce iklimi yaratmış, darbe ve hemen sonrasında oluşan çatlaklar karşısında solu hareketsiz kılmakta ciddi bir rol oynamıştır. Sol 15 Temmuz’dan beri seyirci konumundadır.
4- Bu hareketsizlik neticede solun bağımsız tutum alıp yeni güçler dengesine uygun alanlar açmasına mani olup CHP’nin aldığı kendince olumlu inisiyatifin ardına dizilmesine neden olmuştur. Böylece sol CHP’nin bir eklentisi haline gelme riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Şu konuda net olmak gerek: Taksim’de alana çıkanlar büyük ölçüde Gezi direnişinde de sokağa çıkanlardır elbette. Ancak üç yıl önce bu kitlenin “önderliği” toplumsal muhalefetteyken bugün bu liderlik CHP’nin parti aygıtına geçmiştir.
5- Bu hareketsizliğe, atalete yol açan mevcut siyasal parçalanmışlık ve stratejik tutulma halini telafi edecek birleşik zeminlerin inşası acil bir görevdir.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar