Syriza’nın Karar Anı: Halk “Hayır” ile Ne Dedi? -

 

25 Ocak seçimlerinde Troyka karşıtı vaatlerle iktidara gelen Syriza hükümeti vaatlerinin en azında bazılarını gerçekleştirmek için 6 aydır çetin pazarlıklar yürütüyor. Ancak Başlangıç’ta da çokça ifade ettiğimiz gibi AB’nin egemenleri müesses nizamlarına meydan okuyarak iktidara gelen bir sol partiye zırnık koklatma heveslisi olmadı. Hatta Syriza öncesi diğer hükümetlere gösterilen birçok kolaylık benzeri adımlar bir yana şu anda artık şartları daha da ağırlaştırarak Syriza ve benzeri oluşumların burnunu sürtmeye ve bir alternatifin mümkün olmadığını ispatlama derdine düştüler. Yani zaten biliyorduk ama dünkü Avrupa Parlamentosu görüşmelerinde bir kez daha ortaya çıktı ki durumun borç ödemeleriyle uzaktan yakında ilgisi yok.

Şu anki duruma geçmeden önce hiçbir zaman unutmamız gereken bir husus var. Zira sağın gerek Avrupa’da gerekse de Türkiye’de sosyal medyada sıkça kullandığı bir saçmalığa cevap vermek gerekiyor. Efendim, Avrupa Yunanistan’a para vermişmiş, Yunanlar da bunları tavernalarda yemişmiş. İlk önce kreditörler bu paraları babalarının hayrına değil faiz karşılığı vermişlerdir. Yani para vererek para kazanmışlardı. An itibarıyla Yunanistan’ın faiz geri ödemeleri ana borç miktarından kat be kat fazladır. Zaten üstün körü bir araştırma bile son 8 senede alına borçların büyük kısmının yine Avrupalı bankalarına gittiğini çok net bir şekilde gösterebilir.

Bu süreç boyunca Syriza’nın solu özellikle Çipras yönetiminin taleplerinden hızla vaz geçeceğini ve Syriza’yı iktidara getiren tepkiyi soğuracağı endişelerini ve suçlamalarını dile getirdiler. Gerçekten de Syriza seçimde vaat ettiklerinden dahi geri bir takım öneriler sunmak zorunda kaldı. Zira Avro’dan ve AB’den çıkmayı hiçbir zaman gündemine almadığı için likit para ihtiyacını karşılamak için Troyka’nın cevaz vereceği paraya ülkeyi yönetmek için ihtiyacı vardı. Ancak girişte de belirttiğim gibi özellikle Avrupa müesses nizamı, kapitalist dünya Syriza’nın tavizkar adımlar atmasının önündeki en büyük engeldi. Zira neoliberal tanrılar Syriza’yı ehlileştirmek değil adeta yok etmek istiyorlardı. Yılanın başını küçükken ezmek egemenlerin kadim alışkanlıklarındandı. Bu nedenle Yunanistan’da ve dışında Syriza’ya eleştirel bakanlar bir türlü tam anlamıyla bir “satışla” karşılaşamadılar. En son Syriza’nın çokça tartışılıyor olmasına rağmen Çipras yönetiminden hiç beklenmeyen “referandum” kartı hemen hemen bütün solu “Hayır” arkasında birleştirdi. Çipras’ın da popülerliği ilk defa seçim sonrasında Syriza’nın önüne geçmeye başladı. Syriza’nın kamuoyu için değil kendi için yaptırdığı yoklamalarda parti uzun bir süredir %40’ın altına inmiyor. Syriza bütün bu müzakere süresince her ne kadar önemli tavizler verse de Avrupa ve IMF’nin kabul etmesi imkansız önerilerini karşıya dayatmaktan vazgeçmedi ve bu tutum özellikle yeni bir anlaşmanın imzalanmasını imkansız kıldı. Ancak şu anda Yunanistan’da para suyunu çekmiş durumda ve muhtemelen bir sonraki ay ne maaşlar ödenebilecek ne de kamu kurumları hizmet verebilecekler. Dünden itibaren kamu hastanelerine malzeme ilaç alınamıyor. Birçok bankomattan da para çekmek mümkün değil. Bu durum özellikle toplumun alt kesimlerini açlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakmış durumda.

Ancak yaygarayı koparanlar zenginler. Zaten tartışma da burada düğümleniyor. Şu anda en çok tartışılan husus ve Syriza hükümetinin bir sonraki adımının ne olması gerektiği tartışmasını belirleyen halkın “hayır” ile ne demek istediği. Referandum sırasında evetçiler “hayır” oyunun Avro ve AB’den çıkmak anlamına geldiğini propagandalarının merkezine yerleştirmişlerdi ve referandumu bu tür bir oylamaya çevirmeye çalışmışlardı. Bugün onlara sorulsa mantık icabı halkın AB’den çıkmaya oy verdikleri sonucuna varılması gerekir. Elbette şu anda bunun üstünü örtmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Syriza’nın solu da her ne kadar Syriza ve lideri Çipras “hayır”ın zinhar Avrupa’dan çıkmak demek olmadığını söylemiş de olsa aslında halkın Syriza’nın soluna kaydığını ve artık AB’yi de sorgulamaya başladığını dile getiriyor. Bundan dolayı hızla Avrodan ve gerekirse AB’den çıkılarak para basılması gerektiğini dile getiriyorlar. Sosyalist solun büyük kısmı Avrupa’nın derdinin sol bir hükümeti yok etmek olduğunu da sıklıkla vurguluyorlar. Bu anlamda sol içi ilişkilerin hala dayanışma çizgisi çerçevesinde yürüdüğünü de unutmadan belirtelim.

Syriza çevresi ise şu anda iki alternatif adım üzerinde duruyor. İlk önce halkın Avro’ya kesinlikle hayır demediği, aksine Çipras’ın aksi söylemi olmasa referandumda %30 bile oy alınamayacağı iddia ediliyor. Burjuva basınında da halkın %90 oranında Avro’dan yana olduğunu dile getiriliyor. Elimizde güvenebileceğimiz bir araştırma olmadığı için bir yorum yapmak zor. Bu inançtan dolayı Syriza hükümetinin iki alternatif yolunun olduğu ifade ediliyor. Bunlardan bir tanesi ılımlı bir teklif ile müzakereye geri gidilmesi ve acil borç alınarak bir anlaşma ile zaman kazanılması önerisi. Buna göre Syriza’nın bu parasızlık durumda bir hükümet sorumluluğu taşıyarak bu adımı atması gerekiyor. Ancak bu teklifi sunanlar da dahil olmak üzere birçokları Avrupa egemenlerinin bu ılımlı teklifi bile kabul etmeyeceklerini kabul ediyorlar. Hatta bu teklifi yapanlardan bazıları Avrupa’nın Samaras’a sunduklarından daha kötü şartları dayatacağını iddia ediyorlar. Peki o zaman ne yapmalı?

Bu noktada da ikinci alternatif yol önerisi geliyor. Ancak onun da iki tipi var. A şıkkı olarak belirteceğimiz birinci gruptakiler Syriza’nın teklifinin kabul edilmemesi durumda hemen istifa ederek seçime gitmesini salık veriyorlar. Zira Syriza halka “ben bu vaatlerle iktidara geldim, kabul edemeyeceğim şartları imzalamam mümkün değil, artık bana AB ile başka şartları da önüme koyabileceğim iradeyi verin” demesi gerekiyor. Bunu savunanlar aslında Syriza’nın AB için elinden gelen her şeyi yaptığını ve halkı başka bir olasılığa hazırladığına inanıyorlar. Yani Syriza olası bir erken seçimde artık AB’yi karşısına alacak bir politika yürütmeliymiş. Bu tezi daha çok Syriza içinde zaten Drahmici olan ve sol blokta yer alanlar ile dışardan Syriza’yı destekleyenler savunuyorlar.

B şıkkı olarak kabul edilecek diğer bir grup ise Syriza hükümetinin yine istifa etmesini ancak erken seçimden önce geçici bir teknokrat hükümet kurulmasını ve Avrupa ile bu hükümetin bir anlaşmaya varmasını salık veriyorlar. Yani Syriza’nın günaha doğrudan ortak olmadığı teknotratların pis işleri göreceği bir alternatif bu. Elbette etik yönden gayet zaaflı bir öneri. Hem Syriza erken seçim öncesi ellerini kirletmemiş olacak hem bir zorunluluk olarak görülen AB şartları kabul edilmiş olacak ve ülkeye para gelecek. Bunu savunanlara gelen en net eleştiri Syriza’nın politik iddiasını kaybedeceği eleştirisi. Bir de madem havlu atılacaktı ve cumhurbaşkanı olarak bir sağcı seçilecekti o zaman 25 Ocak’taki seçimlere neden olan cumhurbaşkanlığı krizinden neden erken seçime oynadı Syriza diye haklı sorular soruluyor.

Sosyalist solun önemli bir kısmı ve bu yazının yazarı Çipras ekibinin AB’den çıkma kararı verebileceğine inanmadığı için Syriza’nın en zor karar anının geldiğine inanıyor. Ancak gerek Çipras gerekse de ekibi kararlarıyla solu arkasında toplamayı bugüne kadar öyle ya da böyle becerdi. Tarihin hızlı aktığı bir zamanda yaşıyoruz ve bütün bu soruların cevapları iki üç gün içinde belli olacak.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar