Syriza ve Devrim -

 

5 Temmuz 2015 tarihinde Yunanistan halkı çok net bir şekilde Troyka’ya, memorandumlarına ve sonuçlarına “Hayır” dedi. Tüm dünyada Yunanistan’da yaşananlar yakından takip ediliyorken bu küçük Akdeniz ülkesi birden gündemin birinci sırasına oturdu. AB’nin egemenlerine, IMF’ye “yeter artık” mesajı çok net verilmişti. Bu demokratik mesaj ve hemen ardından gelen Yunan sağında yaşanan panik, Solun ve Syriza’nın çok önemli bir hamlesi ve kazanımı olarak algılanmıştı. Ancak referandumdan daha 24 saat bile geçmeden yaşanan gelişmeler gerek Yunanistan’da gerekse de dışında büyük bir şaşkınlık yarattı.

 

Syriza ve hükümetin başı Çipras ertesi gün yaptığı açıklama ile bu hayır sonucunun hiçbir şekilde Avro ve AB’ye karşı bir hayır olmadığını, bu hayır’ın AB’nin değerleri hilafına hareket eden neoliberal teknokratlara verilen bir yanıt olduğunun altını çizerek, daha iyi şartlarda yapılmış bir anlaşma için müzakerelere hızla girişeceklerini belirtti. O ne girişmek! Oysa sağ bu referandumu bir Avrupa ve Avro oylamasına çevirmişti ve bu zaviyeden bakıldığında buna da hayır denilmiş sayılabilirdi. Ama sağ da hızla Çipras’ı destekledi ve referandum kampanyasını unuttu. Çok kısa bir süre içinde referandumda “hayır” denilen teklifin hemen hemen aynını, hatta daha da ağırını, AB’ye sundu. İlk başta hemen bir şaşkınlık yaşandı. Beklenen hiçbir şekilde AB’ye rest çeken bir öneri değildi, ne Syriza’nın solu ne de Syriza’ya oy verenler için. Ancak reddedilenden daha da ağır şartları önermiş olması şu tür düşüncelerin haklı olarak sorulmasına yol açtı. Güç dengesinde eşitsiz bir konumda olan Syriza’nın geri adım atmasına hemen hemen bütün çevreler belli bir anlayış ile yaklaşıyor ya da tahmin ediyorlardı. Ancak öyle ya da böyle Syriza’nın AB’yi uğraştırması ve bir mücadele ile zaten reformist olan programı için en azından zorlamasını bekliyorlardı. Zira Syriza iktidara gelmek için erken seçimi fırsata çevirmiş ve Yunanistan’ı kurtarmak için acele iktidara gelmeyi zorlamış bir partiydi. Cumhurbaşkanlığı seçimini bir kriz haline getirmiş ve hükümeti erken seçime zorlamış ve yüzde 36 gibi ciddi bir oy ile iktidara gelmişti. Ve seçim öncesindeki tavrının hilafına çok dogmatik ve “ideolojik” olmadığını ispatlamak için de hemen hiç tartışmadan bir sağcının cumhurbaşkanlığına onay vermişti. Daha sonra AB iktisadi ve mali patronlarına sembolik meydan okuma faslını hızla geçilmiş ve geçmiş hükümetlerin yaptıklarına benzer teklifler sunmaya başlamıştı. Hem de çok benzer bir özürle: zorunluluk. Ancak kendi varlığı AB yönetici eliti ve sınıfları için bir tehdit olduğu için Samaras’ın bile yapmaktan çekindiği tavizler Syriza’dan talep edilmeye başlanmış ve daha önce hiç kullanılmayan küstah ve kibirli bir dil kullanılmaya başlanmıştı.

 

Syriza bu nokta sıkışmaya başladı. Zira normal bir merkez veya sağ hükümetin sunacağı tekliflerden daha sağ öneriler, daha ağır bedelleri olan teklifler getirmesine rağmen AB adeta burunlarını sürtmeye ve “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” misali Avrupa halkalarına ve işçi sınıfına başka bir yol için yola çıkmanın bile nelere mal olabileceğini ibreti aleme göstermek istemişti. Syriza ve Çipras yönetimi birçoklarının beklediği hamleyi sonunda yapıyor ve halka giderek bu sürece bir “dur” diyeceğinin sinyalini veriyordu. Yunanistan halkı Syriza’nın elini görüyor ve ciddi bir çoğunlukla referandumda hayır diyordu. Hatta Başlangıç’tan hemen işaret ettiğimiz gibi bu referandumda Yunanistan’ın sınıfsal haritası da tabak gibi ortaya çıkıyordu. Ve biz bu siteden Solun ortaya çıkan bu sınıfsal yarılmayı politikleştirmesi gerektiğini ve daha radikal adımlar atmasını tavsiye ediyorduk naçizane.[i] Ancak tam bu noktada aksine Çipras ekibinden hızlıca geri adımlar geldi. Referandumda “hayır” sanki “evet”miş gibi hareket etmeye başladı, hem de hızla. Evet şaşkınlık bunaydı. Ve sorulmaya başlanmıştı. Eğer sağcı bir cumhurbaşkanı seçilecekseydi ve dahası Samaras’ın yıllardır yaptıkları Syriza eliyle yapılmaya devam edilecekseydi, Syriza’ya ne gerek vardı? Yola bunun için mi çıkılmıştı? Bu noktada asıl vurgulamak istediğim bunun çok büyük bir tepkiye yol açmamış olmasıdır. Sorulan bu sorulara rağmen ortaya çıkan toplumsal bir tepki değil, hayal kırıklığı, moral bozukluğu, sinizm ve şaşkınlıktı. Evet madem öyle, Samaras atmış olsa ortalığın yıkılacağı, yakılacağı adımlar Syriza tarafından atılınca ne yapmak gerekirdi? Suskunluk! Syriza’nın sıradan üyelerinin ve seçmenlerinin benim burada görebildiğim kadar durumu bu.

 

Peki Syriza içindeki solcular ya da Syriza’nın etrafındaki solcular? 4 gün önce Başlangıç’ta yazdığım yazıda buna kısaca değinmiştim. Syriza merkezinin dışındaki solcular da referandum sonrası AB’nin reddedeceği bir ılımlı teklifle devam edilmesi ve farklı biçimlerde Syriza’nın istifa ederek halka bu sefer AB politikalarına daha net bir hayır ile gidilmesi gerektiğini tartışıyordu üç aşağı beş yukarı.[ii] Yani bir nevi Syriza’nın aşamalı bir kopuşa doğru gitmesini umuyordu ve ciddi bir kredisi de mevcuttu partiye. Bu yazıda da değindiğim gibi referandumdaki “hayır”ın anlamı üzerine bir tartışma yapılıyordu ama solda kimse bunu Çipras’ın yaptığı gibi çarpıtacağını beklemiyordu. An itibarıyla Yunanistan’ın Duyun-ı Umumiye’si kurulurken hızla partiye mesafe alacakları ve kopuşların yaşanmaya başlanacağı beklenebilir.

 

Peki Çipras ve ekibi bazen abartılarak denildiği gibi “milli bir kahraman” olma yolunda ilerlerken ve arkasında referandum desteğini almışken neden böyle bir ricata girdi. Ve neden bu partide büyük bir feverana ve tepkiye yol açmadı, açmıyor. Onca aşağılanmaya rağmen. Çok basit bir nedenle. Syriza’nın oynama olasılığı olan bir orta alanın mevcut olmayışı nedeniyle. Gidilecek bir orta yolun yokluğu. Ve dahası AB’nin buna zinhar izin veremeyecek olması. Bu noktada aşağılanma ve kişiliklerin örselenmesi ve aşınması ile devrimci kopuş arasında bir orta alan yoktu. Ve ne Syriza’nın yöneticileri ne üyeleri ne de oy verenler küçük bir azınlık dışında devrimci değillerdi, değiller. Syriza kökleri solda solcuların, sosyalistlerin partisiydi evet ve başarısı, yükselişi, meydan okuması çok değerliydi. Ancak devrimci bir adım atacak, hem AB ile ilişkileri anlamında hem de sınıf savaşımı anlamında bir kopuşu başlatacak bir parti değildi. Başlangıç’ta yazdığımız gayet eleştirel yazılar ve söyleşilere tekrar bakılacak olursa görülecektir ki hep vurguladığımız noktalardan bir tanesi bu partinin bu tarz bir kopuşa hazırlık yapacak düzeyde örgütlü bir kitle partisi olmadığıdır. Zira böyle bir kopuş, hem sınıf mücadelesi anlamında hem de engebeli sarp yollarda sürdürülecek siyasal mücadele anlamında belli bir politik örgütlülüğü ve tahkimatı gerektirir. Zaten Syriza’nın içindeki sol kanat da uzun bir süredir partide hem bir B planını tartışmak gerektiğini, alternatif kopuş yolları üzerine tefekkür edilmesi gerektiğini ve daha örgütlü bir parti haline gelinmesi gerektiğini vurgulayıp duruyordu. Ancak referanduma gelene kadar AB ve Avro dışında bir yol, parti kurullarında tartışılmamıştı bile. Partinin böyle bir hazırlığı yoktu. Bundan dolayı Çipras AB’yi karşısına almak yerine sol Avrupacılık yapmaya devem ederek AB’nin sahiplerine Avrupa’nın aslında ne olduğunu anlatmak gibi afaki bir çaba içine girdi. Ne kadar zavallı ve insanı üzen bir çaba! Oysa parti içi sol Yunanistan’ı bu tartışmaya hazırlamak gerektiğini salık veriyordu. Zira parti çok kısa bir sürede ve kriz koşullarında oluşan popüler tepki ile yükselişe geçmişti. Ancak bu tür anlarda kitlelerin hızlı öğrenme kapasitesi yüksel siyaset beklentisi beslenerek soğrulmuş, alternatif diğer örgütler ise bundan sadece şikayet etmiş durmuştu. Sonuçta başarısız olunmuştu.

 

Partinin farklı ilçelerinden üye ve yöneticileri ile konuştuğumuzda yukarıda değindiğimiz özellik hemen ortaya çıkıyor. Deniliyor ki “Çipras bu son hamlesinde buna zorunda kaldı ve yanlış ve moral bozucu da olsa biz onun yanında olmalıyız. Çünkü halk buna hazır değil. Halk böyle radikal politikalara hazır değil.” Aslında Syriza üyeleri kendi hazırsızlıklarını da ifade etmiş oluyorlar bu söylemleriyle. Tekrar geri şu soruyu soruyorduk: “peki bu politikalar için size ve Syriza’ya gerek yoktu ki, sağcılar bu işi gayet iyi yapıyorlardı, öyle değil mi?” Cevap: Suskunluk!

 

Peki Syriza’nın solu. Devrimciler, komünistler. Bu cenahta da çok önemli bir dağınıklığın ve Syriza’nın yenilgisinin, “ihanet”inin sola da fatura çıkarmış olmasının moral bozluğunun olduğundan bahsedebiliriz. Syriza’nın teklifi parlamentoda görüşülürken KKE ve Antarsia’nın öncülük ettiği (bazı Syriza ilçelerinin de katıldığı) miting kelimenin gerçek anlamıyla sönüktü. Dün yapılan Antarsia ve anarşistlerin gösterisi ise Türkiye’de bir iki öğrenci politik grubunun sayısını aratmayacak düzeyde cılızdı. Yurt dışı Yunan diasporasında referandumda alınan %62 oyun sola Antarsia ve ya KKE’ye kayacağı yolunda yorumları okumak bugünlerde mümkün. Ancak bunun yakın gelecekte çok olası olduğunu iddia edecek değiliz. Zira toplumsal hareketlerin Yunanistan’da çok güçlü olduğunu teslim etsek de siyasal anlamda solun odaklandığı yerin sandık olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz. Dahası her ne kadar bu örgütlerin çoğu arasında (KKE hariç elbette) bir dayanışma ilişkisinin varlığını teslim etsek de çok ciddi bir örgütsel sekterliğin bu çevrelerin kapalı gruplar olmalarını getirdiğini söylememiz gerekiyor. Bu çevre kendisini hem sokak mücadelesi ve örgütlenme hem de solda yeni samimi harmanlanmalara açmadığı ölçüde Yunanistan için kısa vadede umut olamayacağına kesin gözüyle bakabiliriz. Hatta yaşanan sinizmin bu çevrelere de çok yaygın bir şekilde sirayet ettiğini görmek diğer bir moral bozucu etmen Yunan sularında.

 

1990’ların ortalarında neo-liberal kapitalist düzene karşı başlayan isyanlar, tepkiler, sosyal forumlar 2000’lerde artık büyük devrimci kalkışmalara ve arayışlara dönüşmüş durumda. Zira neoliberalizm artık insanları dağ başına bile kaçsa rahat bırakmıyor. Paraları bittiyse artık canlarını talep ediyor ve bunlar çok büyük isyanlara yol veriyor. Ancak Başlangıç’ta hep dikkat çektiğimiz gibi politika, siyasi alternatif ve örgütlenme ve devrim tartışması modern tarihte hiç bu kadar eksik olmamıştı. Hem de böyle bir dünyada. Yunanistan’da yaşananları buradaki sosyalist solun yaptığı gibi basitçe Syriza yönetiminin ihanetiyle açıklayamayız. Öyle olsa da. Syriza üyelerinin çok sık tekrarladığı gibi Çipras hiçbir zaman devrim vaat etmemişti ki! Bunun için yapmak istediklerine eşitsiz güçler dengesinde yer bulamayınca ileri gitmek yerine geri basmıştı.

 

Durum hepimiz için kötü olsa da yıkılmaya da gerek yok. Toplumsal ve siyasal mücadelelerin iki adım ileri bir adım geriler ile malul olduğunu, engebeli sarp yollarda çabuk ve kolay zaferlerden ziyada yenilgiler olduğunu unutmadan, dersler çıkarmayı ihmal etmeden ve devrimi unutmadan yola devam etmemiz gerekiyor. Bu daha Başlangıç nitekim!

 

[i] http://baslangicdergi.org/referandum-net-bir-sinifsal-yarilmayi-aciga-cikartabilir/

[ii] http://baslangicdergi.org/syrizanin-karar-ani-halk-hayir-ile-ne-dedi/

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar