Suriye: Ayaklanmanın sosyal kökenleri – Joseph Daher -

Suriye’de, zamanla uluslararası bir savaşa dönüşen halk ayaklanmasının başlamasının üzerinden yedi yıl geçti; ancak genelde patlamanın asli nedenleri unutuluyor. Bu nedenler tartışılırken, yazarların büyük çoğunluğu ayaklanmanın sosyo-ekonomik kökenlerini tamamen ihmal ediyor ve onu sadece otoriterliğe karşı mücadeleye indirgiyor. Oysa, günümüz Suriye’sindeki üretim ilişkilerinin üretici güçlerin gelişiminde oluşturduğu tıkanıklık, aslında Suriye ayaklanmasının kitle tabanını anlama noktasında kilit bir unsur. Hareketin en önemli bileşeni, ekonomik olarak marjinalleştirilmiş Sünni kır emekçileri, ayrıca kentli emekçiler ve serbest çalışanlardı; bunlar, bilhassa 2000’de Beşar Esad’ın iktidara gelmesinden sonra, neoliberal politikaların en sert vurduğu kesimler oldu. İdlib, Dera ve benzer orta büyüklükte kasabalardaki, ayrıca diğer kırsal bölgelerdeki isyanların coğrafyası belirli bir örüntüye sahip: Bunların hepsi de zamanında Baas Partisi’nin tarihi kaleleriydi ve 1960’larda tarım reformundan yararlanmış alanlardı.

Esad döneminde neoliberalizmin hızlanması

Beşar Esad’ın 2000’de iktidara gelmesini izleyen on yıllık sürede, neoliberal politikalar Suriye’de vites yükseltti; bu politikalar ayrıca yeni liderin iktidarını konsolide etmesini sağlayan bir araç vazifesi de gördü. Babasının aksine, Beşar, Dünya Bankası ve IMF’nin ekonomik liberalizasyon sürecine müdahil olmasına izin verdi. 2005 yılında, “sosyal piyasa ekonomisi”, Baas Partisi’nin 10. Bölgesel Konferansı’nda yeni ekonomik strateji olarak kabul edildi. Diğer bir deyişle, devletten ziyade özel sektör, ekonomik kalkınma sürecinde ve istihdam sağlama noktasında ortak ve lider haline gelecekti (Abboud 2015: 55). Amaç temel olarak ekonominin piyasaya açılması yoluyla özel sermaye birikimini teşvik etmekti; devletin sosyal hizmet tedarik alanlarından geri çekilmesi, mevcut sosyo-ekonomik sorunları daha da ağırlaştıracaktı.

Yabancı yatırımların, ayrıca ülke içi veya dışında oturan Suriyeli yatırımcıların yurtdışında tuttukları kaynakların, özellikle de hizmet sektörüne yönlendirilmesi bu yeni ekonomik stratejinin temeliydi. Doğrudan yabancı yatırımlar 2002 yılında 120 milyon dolardan 2010’da 3.5 milyar dolara yükseldi. Dışarıdan gelen yatırımlar; ticaret, konut, bankacılık, inşaat ve turizm alanlarında büyük bir büyüme yarattı. (Hinnebush 2012: 100).

Özel sektörün payı büyümeye devam etti ve 2010 yılında özel sektör hem en büyük işveren haline geldi hem de Suriye GSYİH’sının yüzde 65’ine (bazı tahminlere göre yüzde 70 küsuruna) ulaştı. Suriyeli işgücünün yaklaşık yüzde 75’i özel sektörde çalışıyordu (Achcar 2013: 24).

Neoliberal politikalar Suriyeli üst sınıflara ve yabancı yatırımcılara (özellikle Körfez monarşileri ve Türkiye’den) fayda sağladı; oysa Suriyelilerin ezici çoğunluğu artan enflasyon ve hayat pahalılığından olumsuz etkilendi. Aynı dönemde rejim, sermaye kesiminden gerek şirket gerek bireysel düzeyde kar üstünden alınan vergileri önemli ölçüde azalttı. Oysa ülkede vergi kaçakçılığı zaten yaygındı ve bazı tahminlere göre 2009 yılında 100 milyar Suriye lirasına ulaşıyordu. (Seifan 2013: 109).

Suriye’deki tüm işletmelerin yüzde 99’undan fazlasını oluşturan küçük ve orta büyüklükteki işletmeler ise, piyasalaşma ve ekonomik liberalizasyondan büyük ölçüde olumsuz etkilendi.

Suriye ekonomisi giderek daha fazla rant eksenli hale gelirken, üretken sektörlerin payı 1992 yılında GSYH’nin yüzde 48,1’inden 2010’da yüzde 40,6’ya geriledi. Ücretlerin milli gelirdeki payı ise 2004’te yüzde 40.5 iken 2008-2009 döneminde yüzde 33’ün altına indi; yanı kar ve rant gelirleri GSYİH’nin yüzde 67’sinden fazlasını oluşturuyordu,

Bu liberalizasyon önlemlerine paralel biçimde sübvansiyonlar düşürüldü, kamu sektöründeki istihdam artışı durduruldu ve devletin iç yatırımlardaki rolü azaldı. Sosyal güvenlik harcamaları, 2000’li yıllarda emeklilik sisteminde yapılan kesintiler nedeniyle önemli ölçüde azaldı. Sağlık ve eğitim harcamaları nüfus artışına paralel biçimde artmadı. GSYİH harcamalarının yüzdesi olarak eğitim ve sağlık sektörlerinin payı, 2010 öncesinde, yaklaşık yüzde 4 ve yüzde 0,4’tü. Bu ortamda rejim, okulları, özellikle de üniversite ve liseleri, ayrıca sağlık hizmetlerini kademeli olarak özelleştirmeye başladı. Bu sürece paralel olarak, kamu sağlık hizmetlerinin nitelik ve niceliği düştü; bu da Suriyelileri temel hizmetlerden yararlanabilmek için özel sektöre yönelmeye itti. Temel gıda maddelerinin yanı sıra gaz ve diğer enerji kaynaklarındaki sübvansiyonlar da kaldırıldı. Fiyat liberalizasyonu nedeniyle, günlük yaşamda gerekli olan ürünlerin çoğu düşük gelirli aileler için gittikçe ulaşılamaz hale geldi. (Abboud 2015: 55).

Yükselen eşitsizlikleri hafifletme sorumluluğu giderek sosyal hizmetlerden özel yardım kuruluşlarına, dolayısıyla burjuvaziye ve Suriye toplumunun dindar muhafazakâr katmanlarına, özellikle dini derneklere kaymaya başladı.

Tarıma gelirsek, topraktaki özelleştirmeler sonucunda kuzeydoğu bölgesinde yüz binlerce köylü toprağından oldu. Özellikle 2007 ve 2009 yılları arasındaki kuraklık sonrasında, bir milyon köylü uluslararası yardım ve gıda desteğine muhtaç hale geldi; 300.000 kişi Şam, Halep ve diğer şehirlere göç etmek zorunda kaldı. Ancak bu sosyal felaket, basitçe doğal bir felaketin sonucu değildi. Kuraklık öncesinde bile, 2002-2008 yılları arasında, Suriye tarımsal işgücünün yüzde 40’ını kaybetmişti; sayı 1,4 milyon emekçiden 800.000’e düştü. Sektörün toplam istihdam içindeki payı 2000 yılında yüzde 32,9 / 30 seviyesinden, 2011 yılında sadece yüzde 14 / 13,2’ye düştü.

Tarımda liberalizasyon tedbirleri, Beşar Esad yönetimi altında, 2000 yılının sonlarından itibaren uygulandı: Kırk yıldan uzun süren kolektif mülkiyet sürecinin ardından, kuzeydeki devlet çiftlikleri özelleştirilildi. Araştırmacı Myriam Ababsa’ya göre, bu özelleştirme süreçlerinden fayda sağlayan kesimler, yasadışı bir şekilde eski devlet kuruluşlarını kiralayan yatırımcılar ve girişimciler oldu. Arazi mülkiyeti giderek bir avuç toprak sahibinin elinde yoğunlaştı. 2008 yılında, çiftçilerin yüzde 28’i sulanan arazinin yüzde 75’ini kullanırken, yüzde 49’un sadece yüzde 10’unu kullanması, tarımdaki eşitsizliklerin iyi bir özetiydi.

Neoliberal politikalar ve yükselen despotluk

Neoliberal politikalar ve derinleşen özelleştirme süreçleri, Beşar Esad’ın akrabaları ve rejim ile bağlantılı diğer figürlerin kontrolünde yeni tekeller yarattı – gerek aile bağlantıları gerekse de askeriye ve emniyetteki konumları kanalıyla. Beşar Esad’ın kuzeni ve Suriye’deki en zengin adam olan Rami Mahluf, rejimin yürüttüğü mafya tarzı özelleştirme sürecinin sembollerinden biriydi. Mahluf’un geniş ekonomik imparatorluğu; telekomünikasyon, petrol ve doğalgazın yanı sıra inşaat, bankalar, havayolları ve perakende sektörüne de uzanıyordu (Seifan 2013: 113). Devlet burjuvazisinden ve yüksek memuriyetten gelen yeni işadamları, Suriye ekonomik hayatındaki rollerini giderek artırıyor, eski ve geleneksel burjuvazinin elindeki konumları giderek devralıyordu.

Böylece rejim, yağmacı faaliyetlerini “devlet kaynaklı rant” üzerindeki kontrolden, en ufak bir şeffaflık bile içermeyen “özel rant” üzerindeki hakimiyete doğru genişletti. Bu yeni gelir kaynakları, hakim elitlerin, pazar payı ve koruma sağlayarak sadakatini satın aldıkları bir yandaşlar ağı kurmasını da sağladı.

Suriye’nin neoliberal projesinin sosyoekonomik sonuçları

Beşar Esad’ın siyasi yönetimi ve ekonomi politikaları, toplumun daha önce hiç görülmedik bir şekilde yoksullaşmasına yol açarken, eşitsizlikler artmaya devam etti; oysa GSYH’daki reel büyüme, 2000’den 2010’a kadar yılda ortalama yüzde 4,3 düzeyindeydi. Bu büyüme ancak dar bir ekonomik elite fayda sağladı. Oysa GSYİH iki kattan fazla artarak, 2005 yılında 28,8 milyar dolardan 2010’da 60 milyar dolara yükseldi.

2003-2004 döneminde nüfusun en yoksul yüzde 20’si toplam harcamanın sadece yüzde 7’sini gerçekleştirirken, en zengin yüzde 20’lik dilim toplam harcamanın yüzde 45’ini yapıyordu. 2007 yılında, yoksulluk sınırının altında yaşayan Suriyelilerin yüzdesi yüzde 33 iken -yaklaşık 7 milyon kişi- yüzde 30’luk bir kesim ise bu sınırın hemen üzerinde bulunuyordu.

15 yaş ve üstü kişiler arasında işgücüne katılım oranı 2001 yılında yüzde 52,3’ken, 2010 yılında yüzde 42,7’ye geriledi. Bu, rejimin başarısız neo-liberal politikalarının doğrudan bir sonucuydu; bu politika, başta yeni mezunlar olmak üzere işgücü piyasasına yeni katılan kişileri massedemiyordu. Suriye ekonomisi 2001 ve 2010 yılları arasında sadece 400.000 net istihdam -yüzde 0,9’luk bir artış oranı- yarattı; bu da istihdam oranının 2001’deki yüzde 47’den 2010’da yüzde 39’a düşmesine neden oldu. İşgücüne katılım oranındaki azalma hem kırsal hem de kentsel alanlarda gerçekleşti, ancak kırsal kesimde çok daha sertti.

Kadınlar bu gelişmeden çok olumuz etkilendi; 15 yaş ve üstü kadınların işgücüne katılım oranı 2001 ve 2010 arasında yüzde 21 / 20,4’den -dünyadaki en düşük oranlardan biri olan- yüzde 13,2 / 12,7’ye düştü. Erkeklerin işgücüne katılım oranı da aynı dönemde yüzde 81’den yüzde 72,2’ye geriledi.

Ekonomik liberalleşme işgücü piyasası üzerinde çeşitli sonuçlar yarattı: Ayaklanmadan önce, kayıt dışı sektör Suriye ekonomisinde önemli bir ağırlığa sahipti: 10. Beş Yıllık Plan’daki tahminlere göre, istihdamın yaklaşık yüzde 30’una ve GSYİH’nın yüzde 30-40’ına denk düşüyordu. Dolayısıyla enformel sektör en az formel sektör kadar üretkendi. Enformel sektör çalışanlarının yüzde 50’sinden fazlası 15 ila 29 yaşları arasındaydı; bu da, liberalleşme sürecinde Suriyeli gençlerin önündeki istihdam fırsatlarının azaldığına işaret ediyordu.

Şehirlerin etrafındaki yoksul mahalleler ciddi biçimde genişledi; Körfez sermayesinin girişiyle kentlerde ortaya çıkan emlak spekülasyonu, ve kira kontrollerinin sona erdirilmesi nedeniyle, barınma maliyetleri orta tabakaların karşılayamadığı düzeylere fırladı (Hinnebush 2012: 102). Bu durum, birçok Suriyeliyi, sık sık yasadışı barınma biçimlerine başvurmak zorunda kaldıkları marjinal kentsel alanlara itti. Bu da bir konut krizine yol açtı – Suriye Ekonomi Merkezi’ne göre 2007’de konut eksikliği düzeyi resmi olarak yaklaşık 1,5 milyondu (aktaran Goulden 2011: 188-190); nüfusun geniş kesimleri evsiz kalmıştı, ya da enformel konutlarda yaşıyordu (Hinnebush 2012: 102). Örneğin, 1981 ile 1994 yılları arasında, enformel konutlar Şam’daki yeni konut ihtiyacının yüzde 65’ini, bir bütün olarak ülkedeki ihtiyacın yüzde 50’sini karşılıyordu. (Goulden 2011: 188).

Nüfusun yüzde kaçının enformel konutlarda yaşadığına dair tahminler değişmekte olup, genelde yüzde 30 ila 40 aralığındaydı; ancak yüzde 50’ye kadar yükseldiğini ifade eden yazarlar vardır (Goulden 2011: 188). Halep’teki 29 enformel mahalle (belediye tarafından kayıt altına alınan toplam mahalle sayısı 114’tü), kentin meskun alanlarının yaklaşık yüzde 45’ini oluşturuyordu ve tahmini toplam nüfusu 2,5 milyondu (Ahmad 2012: 8). Genelde kötü inşa edilen ve bu nedenle yaşaması tehlikeli olan bu mahalleler, sağlık hizmetlerinden yoksundu ve çok az sayıda halk sağlığı tesisine sahipti (Goulden 2011: 201).

Yoksulların oranı, kırsal alanlarda (yüzde 62) kentsel alanlardan (yüzde 38) daha yüksekti; tüm işsizlerin yarısından fazlası (yüzde 54,2) kırsal bölgelerde yer alıyordu.

Suriye’nin kırsal alanlarında 1980’lerden beri sürekli bir yoksulaşma süreci gerçekleşirken, 2006’da başlayan kuraklıklar kırsal göçü daha da hızlandırdı. Yüzde 2,5 civarındaki yıllık nüfus artış hızı nedeniyle bu durum daha da kötüleşti; özellikle küçük ve orta ölçekli taşra kasabalarında 1980’lerden sonra nüfus yaklaşık 5 ila 10 kat arttı. Devletin bu şehirlerde sağladığı kamu hizmetleri artmadı, hatta neo-liberal politikaların bir sonucu olarak daraldı; bu da yerel nüfus için yaşam koşullarının iyice bozulmasına yol açtı. (Baczko, Dorronsoro and Quesnay 2016: 46-47).

Sonuç

Beşar Esad’ın 2000 yılında iktidara gelmesi, devletin patrimonyal niteliğini önemli ölçüde güçlendirdi; rejimin iç çemberinde yer alan yandaş [crony] kapitalistlerin ağırlığı giderek büyüdü. Hızlanan neoliberal politikalar, rejimin asli sosyal tabanında ciddi bir kayma yarattı; geçmişte bu taban aslen köylüler, kamu çalışanları ve burjuvazinin kimi kesimlerinden oluşurken, giderek yerini, merkezinde yandaş kapitalistler, (başını Esad’ın annesinin ailesinin çektiği) rant peşindeki politik şefler, rejim yanlısı burjuvazi ve üst-orta sınıflardan oluşan bir rejim koalisyonuna bıraktı.

Özellikle köylerde ve orta büyüklükteki şehirlerde, liberalleşmenin dışladığı geniş kesimler ayaklanmanın en ön saflarında yer alacaktı. Demokrasi yokluğu ve Suriye toplumunun geniş kesimlerinin yoksullaşması, ayrıca artan yolsuzluklar ve tırmanan sosyal eşitsizlikler, halk ayaklanmasına zemin hazırladı; ayaklanma artık sadece bir kıvılcım bekliyordu. Ülkedeki ilk protestoları tetikleyen unsur, Tunus ve Mısır’daki ayaklanmalar oldu; Dera’daki olaylardan sonra insanlar Suriye’de de benzer bir haraket başlatma fırsatı olduğuna karar verdi.

Çeviri: Barış Yıldırım

Orijinal metin:

http://www.internationalviewpoint.org/spip.php?article5614

 

Kaynakça:

Ababsa, Myriam (2015), “The End of a World Drought and Agrarian Transformation in Northeast Syria (2007–2010)”, in Hinnebusch R. (ed.) Syria: From authoritarian upgrading to revolution? (Syracuse University Press, Syracuse, 2015) pp. 199-223.

Abboud, Samer (2015), “Locating the “Social” in the Social Market Economy”, in Hinnebusch R. (ed.) Syria: From authoritarian upgrading to revolution? (Syracuse University Press, Syracuse, 2015) pp. 45-65.

Achcar, Gilbert (2013), Le peuple veut, une exploration radicale du soulèvement arabe, Paris, Actes Sud.

Baczko Adam, Dorronsoro Gilles, and Quesnay, Arthur (2016), Syrie, Anatomie d’une guerre civile, Paris, CNRS edition.

Goulden, Robert (2011), “Housing, Inequality, and Economic Change in Syria”, British Journal of Middle Eastern Studies, Volume 38, Issue 2, 2011.

Hinnebush, Raymond (2012), ”Syria: From authoritarian upgrading to revolution”, International Affairs, Volume 88, Issue 1, p. 95–113.

Marzouq, Nabil (2013), “Al-tanmîyya al-mafqûda fî sûrîyya”, in Bishara A. (ed.), Khalfîyyât al-thawra al-sûrîyya, dirâsât sûrîyya, Doha, Qatar, Arab Center For Research and Policy Studies.

Matar Linda (2015), The Political Economy of Investment in Syria, Macmillan, UK, Palgrave.

Seifan, Samir (2013), “Sîyâsât tawzî’ al-dakhl wa dawrhâ fî al-înfijâr al-îjtimâ’î fî Sûrîyya”, in Bishara A. (ed.), Khalfîyyât al-thawra al-sûrîyya, dirâsât sûrîyya, Doha, Qatar, Arab Center For Research and Policy Studies.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında