Sosyalizm ve Hayvanlar – Aslı Silahdaroğlu Bekmen -

 

Sevgili sosyalistler, yoldaşlar… Okumak isterseniz sosyalizm ve hayvan hakları üzerine çokça kaynak mevcut. Kentlerde hayvanlarla ortak yaşamın imkanları, hayvan refahı, hayvan hakları, hayvan özgürleşmesi ne demek, veganizm nedir gibi meseleler üzerine zengin bir literatür var. Bunlara girmeden ve fazla uzatmadan iki çift laf edeyim.

Biz “ortalama” Marksistler, hayvan hakları savunuculuğunu, hayvan özgürleşmesi aktivizmini, vejetaryenlik – veganlık tartışmalarını, bugüne dek ya yok saydık, ya küçümsedik, ya da en iyi ihtimalle, kendi büyük ve bütünlüklü devrimci perspektifimiz içerisinde, yeterince politik bir mücadele alanı olarak değerlendirmedik. Artık bu “ortalama” bakış açısının ötesine geçip, hayvanlarla ortak yaşam konusunun bir ortak özgürleşme meselesi olduğunu ve politik olduğunu kabul edelim! Bu kabul bizi hemen eko-sosyalizmin ve feminizmin (evet yanlış okumadınız, feminizmin) alanına da taşıyacak ve hayvan konusunu yüzeysel bir ahlakçılığın ötesinde ele alabilmemizi sağlayacaktır. Hayvanlarla ortak yaşam üzerine gerçekçi ve politik bir bağlamda düşünmeye başladığımız anda, kapitalist sömürünün yanı sıra yüzleştiğimiz ırkçılık, cinsiyetçilik, kölecilik gibi meselelere bir yenisini daha ekleyeceğiz. Eklemek zorundayız.

Kabul edelim, Marksizm insan merkezli bir ideoloji ve Marx insanı “emek” ile, yaşam etkinliğini kendi bilincinin ve isteğinin nesnesi kılması ile diğer hayvanlardan ayırıyor. Ama şuna da dikkat edelim: Marx insan doğasının mutlaklığına değil, insanın dünyayla kurduğu karşılıklı dönüştürücü ilişkiye vurgu yapıyor. Üretim eylemi içinde olan insanlar dünyayı sürekli yeniden düzenlerken dünya da bu eylem içinde olan insanları şekillendiriyor, yeni ihtiyaçlar ve yeni ilişki şekilleri ortaya çıkıyor.

İnsanın doğal çevre üzerinde yaptığı yıkım, canlıların doğal yaşam alanlarının ve hatta nesillerinin tükenmesiyle sonuçlanan endüstriyel politikalar, kentlerde yaşam alanlarını insanlarla paylaşan hayvanların varlığının ve ihtiyaçlarının göz ardı edilişi, insanların keyfi tüketim alışkanlıkları için deney hayvanlarına edilen işkenceler. Doğa ve canlılarla kurduğumuz ilişki biçimleri bunlar. Bugünün “insanı” bu ilişkilerin de ürünü.

Hayvanlarla olan ilişkimiz politiktir!

Sokak hayvanlarının muhtaçlığından ve savunmasızlığından, kullandığımız hayvanların neden varlıklarını varlıklarımıza armağan etmek zorunda oldukları sorusundan, yediğimiz bonfilenin öldürülmüş ve parçalanmış bir canlının bedeni olduğu gerçeğinden kaçarak kurtulamayız.

Bunları tartışmak çok saçma mı geliyor? Öflediniz mi? Öfkelendiniz mi? Tüm bunlar bir küçük burjuva saçmalığı mı? İtiraf edelim, çok sevdiğimiz alışkanlıklardan, kendi ihtiyaçlarımızı merkeze alarak davranma konforumuzdan olmak ihtimali bizi huysuzlaştırır. Hele ki iktidarda olanın ve sömürenin biz olduğunu ima eden bir mevzu açılmışsa!

Yine de iyimserim. Buraya kadar okuduysanız, bu konforu sorgulamak için yeterince cesarete sahipsiniz demektir.

Öyleyse Kısırkaya ve Pendik Ölüm Kamplarına karşı 28 Şubat Cumartesi günü saat 13.00’te, İBB’nin Saraçhane’deki başkanlık binası önünde yapılacak buluşmanın çağrısını aşağıdaki linklerden okuyun, paylaşın ve sosyal medya eylemine destek verin. Eğer Cumartesi günü başka bir ezilenin yanında olmak zorunda değilseniz, atlayıp Saraçhane’ye gelin ve hayvanlarla ortak yaşamımızı savunun! Toplama kamplarında hayvanların tecrit edilmesine, öldürülmesine, denek olarak kullanılmasına ve işkence görmesine karşı çıkın!

Yaşasın birlikte yaşam! Yaşasın özgürlük!

Linkler:

http://yeryuzuneozgurluk.blogspot.com

http://facebook.com/yeryuzuneozgurluk
http://twitter.com/yeryuzuozgurluk
hashtagler:

#KısırkayaToplamaKampı

#KısırkayaÖlümKampı

#KanlıTasarıyıGeriÇek

#İBBpanikte

Bulunduğu kategori : Kızıl-Yeşil

Yazar hakkında

İlgili Yazılar