Sosyalist Hareketin Seçimi -

Kitlelerin radikalleşmesinin parlamenter sistem dışı kanallara, doğrudan demokrasiye dayalı özörgütlenme organlarına açıldığı tarihteki ender “yükseliş” dönemleri hariç, seçimler siyasal ve sosyal güç ilişkilerinin en belirgin ölçülme biçimlerindendir. Geniş kitlelerin bütün yanılsama ve eksiklikleriyle de olsa seçimler dolayısıyla siyasallaştığı bir ortamda somut bir seçim politikası geliştirmemek, devrimci lafızlarla terk-i siyaset eylemekten başka bir şey değil. Seçimlere katılımın %90’lara yakın olduğu Türkiye’de sandık başına gitmenin “çözüm olmadığı” gibisinden abes savlarla seçimlere ilişkin somut bir tutum geliştirmemek, önce kitlelerin bilinç ve siyasallaşma düzeyini es geçmek, onlara karşı küçümseyici bir tavır almak olur.
Seçim süreci, sosyalistler açısından toplumsal direnişlerin ve sınıf mücadelesinin bir uzantısı olarak ele alınmalıdır. Başka bir deyişle seçim süreçleri, seçim sonrasında bu mücadeleler açısından daha donanımlı, daha hazırlıklı olunmasını sağlayacak şekilde sosyalist hareketin inşasına katkıda bulunmalıdır. Sosyalist çevre ve gruplar bu süreçleri ezilenlerin ve onların mücadelelerinin belli bir program ve talepler çerçevesinde derlenmesi için vesile kılmaya çalışmalıdır. Dolayısıyla seçimlerde bizler için temel mesele, bu sürecin önceki mücadele deneyimlerinin geniş kesimlerle tartışıldığı, mevcut düzenin insanlık dışılığının teşhir edildiği ve sonraki mücadelelere bir hazırlık olarak yeni ilişkilerin kurulabildiği bir imkân olarak değerlendirilip değerlendirilmediğidir.
Seçim süreçlerinin yol açtığı siyasallaşma ortamında sosyalist solun politik inşası açısından ortaya çıkan olanakları göz ardı eden bir tutumun kendisini apolitizme mahkûm ettiği, Başlangıç zemininde sıklıkla vurgulandı. Devrimci-radikal solda 7 Haziran seçimlerine dönük somut bir siyasal tutum geliştiremeyen kesimlerin hızla siyasal tartışmaların dışına düştüğü zaten ortada; bu hususta gereksiz polemiğe neden olabilecek şeyler yazmanın artık bir manası da yok.
Ancak bir hususu hatırlatmak şart. Gezi ayaklanması sonrasında sosyalist hareketin önemli bir bölümünün seçimlere dönük bütünlüklü bir tavır geliştirmekten imtina etmesinin sonuçları ağır olmuştur. Ahalinin seçimleri bir çözüm olanağı olarak gördüğü koşullarda seçimden (şu ya da bu biçimde) kaçmak, tutum almamak, esas itibariyle görünmez olmayı seçmek, doğrudan da olsa dolaylı da olsa, yerel seçimlerde Sarıgül ya da Yavaş gibi adaylıkları adres göstermek, cumhurbaşkanlığı seçimlerindeyse Ekmeleddin İhsanoğlu’ndan medet ummak anlamına gelmiştir. Daha dolaysız bir dille ifade etmek gerekirse, seçimlere ilişkin belirgin ve görünür bir tutum almaktan sakınan sosyalist solun önemli bir bölümü, “AKP muhalifi” sistem güçlerinin arkasına dizilmek, Gezi sonrasında açığa çıkan kolektif radikalleşmeyi sistem içi kanallara terk etmek riskiyle karşı karşıya kalmayı seçmiştir.
Başlangıç, 7 Haziran seçimlerine yaklaşırken sosyalist solun HDP’yi aktif bir biçimde desteklemesi, HDP’ye oy isteyecek bağımsız bir seçim kampanyasıyla HDP’yle dayanışmasını somut bir biçimde göstermesi gerektiğini defalarca vurgulamıştı. Ne yazık ki o dönemde bu çağrılar büyük oranda karşılık görmemiş, sosyalist hareketin HDP dışında kalan kesimlerinin seçimlere dönük bütünlüklü bir müdahalesi söz konusu olamamıştır. Buna karşın, eldeki sınırlı güçlerle gerçekleştirilen kampanyalar, özellikle de Başlangıç’ın katkı sunduğu 10’dan sonra bağımsız seçim inisiyatifi, tahminlerin ötesinde bir etki ve yaygınlığa kavuştu, tabandan örgütlenen ve esnek-yatay yapısıyla adeta bir sosyal hareket olarak işleyen bir çalışmayla önemli deneyimlerin birikmesine vesile oldu.
1 Kasım’da “sarayın” zorlamasıyla bir “tekrar seçime” giderken sosyalist solda bu kez HDP’nin aktif bir biçimde desteklenmesi gerektiğine dönük bir anlayışın nihayet yaygınlık kazandığı görülüyor. Bu elbette sevindirici bir gelişmedir. Uzun zamandır seçimlerde sosyalistlerin birleşik müdahalesinin elzem olduğunu savunmuş olan Başlangıç, bu alandaki biraraya gelme çabalarına elbette aktif bir destek vermektedir, verecektir.
Bizler açısından HDP’nin örgütsel bütünlüğünün içinde yer almayan sosyalist kesimlerin seçimde HDP’ye dönük desteğinin bir “basgeççilik” reelpolitizmle sınırlı kalmaması, belli siyasal ve sosyal taleplerle içeriklendirilmesi kritik bir önem taşımaktadır.
HDP’yi AKP’yi geriletmek adına desteklemek elbette meşru bir gerekçedir. Ancak sosyalistler açısından bu, esas itibariyle meclis aritmetiğiyle alakalı sayısal ve dolayısıyla sınırlı bir tartışmadır. HDP’ye seçimler düzeyinde verilen destek, onun Erdoğan ve AKP’nin hareket alanını daraltması haricinde, genel olarak siyasal sistemin mevcut sınırlarını emekçiler ve ezilenler lehine zorlayan bir işlev görmesi, siyasal hakimiyet ilişkilerini istikrarsızlaştırıyor olması dolayısıyladır.
Bu nedenle olası bir birleşik seçim çalışması sadece bu “aritmetik” boyutla sınırlı kalmamalı ve AKP ve Erdoğan’a dönük tepkilere bilhassa belli bir sınıf içeriği vermeye dönük sosyal, ekolojik ve patriyarka karşıtı taleplerle bütünleştirilmelidir. Seçim sürecinde, üzerinde anlaşacağımız acil nitelikteki siyasal, toplumsal ve ekonomik talepler üzerinden sokakları doldururken, HDP’ye oy çağrısı yapabiliriz. Böylece seçim süreci, gittikçe siyasallaşacak toplumsal alan içinde yaygınlaştırılacak talep ve sloganlar sayesinde, 1 Kasım sonrasındaki mücadeleler açısından daha hazırlıklı olmamızı sağlayacak şekilde değerlendirilebilir. Yani bizzat seçim faaliyeti, hem 1 Kasım sonrası mücadelelere bir hazırlık olarak hem de sosyalist hareketin yeniden inşasında mütevazı bir kaldıraç olarak pekâlâ işlevli kılınabilir.
Bunun için, seçimler ve parlamenter siyasete dair mevcut yanılsamaları çoğaltmayan, büyük ve anlamlı toplumsal dönüşümlerin öncelikle “sokaktaki” mücadele ve direnişlerin eseri olduğunu hatırlatan ve HDP’ye de bu mücadelelerin talepleri adına oy isteyen bir kampanya gerçekleştirilmelidir. Seçim siyasetinin formalizmine sıkışmayan, dar manada AKP karşıtlığının ötesine geçen sosyal ve siyasal talepleri dile getiren bir seçim çalışması olmalıdır bu. Meclisler-taban komiteleri şeklinde örgütlenerek demokratik, antibürokratik ve aşağıdan bir tarzla yürütülen, seçim sonrası için de bir tahkimata yol açan, ufku 1 Kasım’la sınırlı olmayan bir kampanya.
Seçime dönük faaliyet sosyalist hareketin güncel siyasete müdahale kapasitesini geliştiren bir şekilde kurgulanmalıdır. Bunun için de toplumun geniş kesimlerince görünür olan ayrıksı bir form ve içerik kurgulanmalıdır. Bunun için HDP’ye destek vermeye çağıran metin ya da toplantılarla yetinmeyen, reklamcılık kokabilen “teknik” bir seçim kampanyasından ziyade olabildiğince tabandan örgütlenen bir seçim çalışmasını hedeflemeliyiz. Yani ortak talepler temelinde, herkesi kapsayacak ortak bir isim-amblem-slogan altında ve sürecin çeşitli aşamalarını (finansal altyapı, basılı malzeme, sosyal medya vesaire) örgütlenmesi işini üstlenecek ortak koordinatif birimler, komiteler eşliğinde gelişecek bir faaliyet. Fakat bunlardan daha önemlisi, yürütülecek çalışmaların ortak aklının ve emeğinin yoğunlaşacağı yerel meclisleri oluşturarak. Seçim çalışmasını şu kısıtlı zamanda mümkün mertebe bir meclisleşme çabasıyla paralel biçimde yürüterek.
Faaliyetin mümkün mertebe açık ve demokratik bir biçimde inşa edilmesi, bireysel katılımın kışkırtılması temel önemdedir. Seçim çalışmasını irili ufaklı kimi sol yapıların bir “platformu” üzerinden tasarlamak, bağımsız seçim kampanyasının önüne ciddi sınırlar dayatacaktır. Hiçbir yapının tek başına belirleyici ya da “öncüsü” olmadığı, katılan her yapı, küme hatta bireyin eşit söz sahibi olduğu, işleyişini ve politik dilini bunun üzerine kuran, katılan herkesin kolektif deneyimine dönüşen bir çalışmanın kurgulanması temel önemdedir. Sol içi “hegemonyacı” yaklaşımları seçim çalışmasının içine taşımak, sol içi rekabetçi kültürü böylesi bir ortak faaliyetin önüne koymak ciddi bir hata olacaktır.
Bizler hiçbir seçim çalışmasını sadece bir seçim çalışması olarak görmüyoruz. Her seçim çalışması sosyalist hareketin derlenmesi ve yeniden inşası açısından küçümsenmemesi gereken olanaklar ortaya koyar. Bu, 1 Kasım gibi her açıdan kritik bir seçimin arifesinde kotarılacak birleşik bir seçim çalışması için çok daha geçerlidir.
Başlangıç, “Saray Yenilecek Halk Kazanacak” başlığıyla yayımlanan imza metninin bir devamı olarak toplanacak ve sosyalist solun seçimlere dönük müdahalesinin tartışılacağı 3 Ekim tarihindeki foruma, işte bu anlayış çerçevesinde katkı sunmayı hedeflemektedir.

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları

Yazar hakkında

İlgili Yazılar