sosyalist hareket nereden bölünmeli ya da bir sendika nasıl üye kazanmaz? – başlangıç -

 

Türkiye’de muhafazakâr otoriterliğin giderek her alanda kök saldığı bir konjonktürde sosyalist hareket olarak kötü sınavlar veriyoruz. Şüphesiz ki bu yanlışlar bizlerin bugünkü öznel, grupsal tercihleri ile açıklanamaz, daha doğrusu buna indirgenemez. Sosyalist hareketi oluşturan bileşenlerin dayandıkları toplumsal, kurumsal güçler ve bunların tarihi bugünkü tercihlerimizi biçimlendirmekte, bu tercihleri adeta çerçevelemektedir.

Bunun en bariz olduğu alanın sendikal hareket ile kurulan ilişki olduğu pekâlâ söylenebilir. Başlangıç’ta sosyalist hareket ile sendikal hareket arasındaki ilişkinin eleştirisine daha önce de girişildi (örneğin bkz. Mustafa Görkem Doğan’ın “Sosyalistler ve Makbul Sendikacılık” başlıklı yazısı). Bu konuda ağzını açan herkesin söze “sendikal bürokrasi eleştirisi” ile başlamasına rağmen, içerisinde sosyalistlerin de olduğu çeşitli sendikal çalışmalarda bürokratik tarzın yeniden üretiliyor oluşuna defalarca şahit olduk.

Soma hariç değil…

Soma’da 13 Mayıs’ta yaşanan toplu iş cinayeti sonrasında bölgede başlatılan sendikal çalışma DİSK’e bağlı Dev-Maden-Sen’de yürütülmüş, fakat bu çalışma içerisinde iki farklı eğilim ortaya çıkmıştır.

İlki, Dev-Maden-Sen yönetiminde cisimleşen tipik bürokratik sendikacılıktır. İşçileri basit “etki-tepki” ilişkisi üzerinden refleks veren basit varlıklar olarak gören bu anlayış, yaşanan toplu iş cinayetinde Türk-İş sendikasının sorumluluğunun bulunduğu ve işçilerin de bunun ayırdında olduklarından dolayı örgütlenmek açısından “DİSK tabelasının” yeterli olacağı varsayımından hareket etmiştir. Bu nedenle de sendikal çalışmayı “üye yazma” faaliyeti ile sınırlı tutmuştur. Bunun ötesinde bir perspektifi de yoktur.

İkinci eğilim, Soma’da işçilerin, Türk-İş üzerinden yaşadıkları deneyim nedeniyle sendikalara karşı genel bir mesafe koydukları tespitinden hareket etmiş, buna karşı yapılması gerekenin işçileri sendikal hayat içerisinde karar verici, aktif özne haline getiren bir örgütlenme yaratmak olduğunu belirlemiştir. Bu minvalde işçiler bir yandan Dev-Maden-Sen’de örgütlenmeye davet edilmiş, üye yapılmış, fakat buna paralel olarak kendi meclis ve komitelerini kurmaları konusunda da ısrarcı olunmuştur. Dev-Maden-Sen yönetimi de yine ısrarla bu çizgiye davet edilmiştir.

Üstelik bu ısrar salt Soma’nın gerçeği ile de ilgili değildir. Bizler açısından devrimci bir sendikal çalışmayı ayırt eden temel mesele, işçilerin kendi öz örgütlerinin oluşturulması, yönelimin bu olmasıdır. Ayrıca eklemek isteriz ki kökeninde Yeraltı Maden-İş’in yattığı Dev-Maden-Sen’de bu ısrarın sürdürülmesinin tarihsel bir önemi de vardır.

Soma önemlidir. Sadece yakın zaman önce kaybettiğimiz 301 işçinin anısı nedeniyle değil. Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarının bölgeye yatırım yapmaya devam edecek olmaları ve yakın bir zamanda burasının daha büyük işçi kitlelerini barındıracak geniş bir enerji havzası haline gelecek olması nedeniyle. Kimse sermayenin burayı işçi hareketine kolay bırakacağı zannına kapılmasın: Metal iş kolu nasıl disipline edildiyse, sermaye bu havzada giderek büyütmeyi planladığı enerji ve madencilik sektörlerini de aynı şekilde yapılandırmanın peşinde olacaktır. Bu nedenle verilecek karar Türkiye işçi sınıfı hareketi açısından önem arz etmektedir: Bu havzada sermayenin rahatlıkla devşireceği bürokratik bir sendikal hareket mi yaratacağız yoksa buna direnecek ve kendi iradesini ön plana çıkaracak bir işçi hareketini mi örgütleyeceğiz?

Soma’da yaşananların ve yaşanacakların özü budur.

Bunun yanı sıra öyle anlaşılıyor ki sendika bürokrasisi “bel altı vurmaya” da başlamış durumdadır. Bu elbette ne biz ne de orada komiteleşme, meclisleşme çalışmalarını yürüten arkadaşlarımız açısından şaşırtıcı olmuştur. Başlangıç olarak bu çalışmaları yürüten arkadaşlarımızın maddi ve manevi olarak arkalarında olduk. Daha büyük bir kararlılıkla olmaya da devam edeceğiz. Hatta durum gösteriyor ki artık arkalarında olmamız yeterli olmuyor: Bizzat yanlarında olacağız.

“Esas olan işçi sınıfının birliği ve mücadelesidir” diyerek bugüne kadar susan arkadaşlarımızın hiçbir anlamda yalnız olmadıklarını herkese hatırlatırız.

Not: Bu metnin başlıktaki her iki soruya da yanıt verdiğini düşünüyoruz

BAŞLANGIÇ

 

Bulunduğu kategori : Emek

Yazar hakkında