Son Söz ve İlk Görev – Tahir Çetin

 

Sevgili İşçi Arkadaşlar,

Yukarıda saydığımız görevleri layıkıyla yerine getirebilmemiz için öncelikle sırtımızdaki kamburdan bugünden tezi yok ivedilikle, kurtulmamız gerekmektedir. Sırtımızdaki bürokrat sendika beylerinden kurtulursak, iş kolumuza çöreklenmiş sarı sendika ağalıklarını daha kolay yıkarız.

NEDEN?

SARI SENDİKAnın ne olduğunu hepimiz hemen bilir, tanır ve anlarız. Çünkü sarı sendika ağaları sürekli işverenlerin, müdürlerin, amirlerin yanında dolanır, onlarla oturup kalkarlar. Biz işçilere onlar gibi üsten davranırlar, emirler yağdırıp bu emirlere karşı çıkanları tehdit ederler. Bizim aidatlarımızla on milyonlarca maaş alıp lüks araçlarla yaşarlar. Toplu sözleşmelerdeki düşük ücret ve kötü sosyal haklara bizim haberimiz dahi olmadan imza atar, bizi bunlara uymaya mahkum ederler. İtiraz edeni işverenle elbirliğiyle işten atarlar vb. uzatabiliriz. Ama gerek yok bunlar, kendilerini açık etmiş düşmanlarımızdır. Bir de bürokratik sendikalar, sendikacılar var ki bunların düşmanlığını açık etmek ise hiç de kolay değildir.

Bir sendikanın BÜROKRATİK SENDİKA olup olmadığının anlaşılabilmesinin yolu ise şunlardan geçer; Bürokratik sendikacılar, uzun yıllar doğrudan iş yerlerinden, işçilikten kopuk, sendikanın genel başkanı, mali sekreteri, genel sekreteri, uzmanı, şube başkanı vb. olarak görev yaparlar. Bunu kendilerine hak görürler.  Kore Savaşı yıllarından beri sendika yöneticisi olanları vardır. Önemli bir kısmının maden işçiliğiyle hiçbir ilgisi yoktur. Kendilerine sorsanız işçiler ülkeyi yönetsin isterler hatta sosyalizmi savunurlar ama işçilerin kendi sendikalarını kendilerinin yönetmesini istemezler, aslında bunlar dolaylı olarak işçileri geri zekalı insanlarmış gibi değerlendirirler. Öyle ya nasıl olur da kazma sallayan, tarama yapan bir maden işçisi sendikanın başkanı olur. Her dönem kendi BEYLİKlerini sürdürmek için aralarına göstermelik yedekledikleri bir iki işçi arkadaş bulurlar. Kuşkusuz bunların yüksek maaşları, lüks cipleri yoktur. Her sohbette “şanlı” otuz kırk yıl önce ki tarihlerini anlatırlar askerlik hikayesi gibi. Çünkü bugüne dair, bugünkü mücadele ve örgütlenme başarıları ile ilgili anlatacakları tek bir hikaye yoktur. Fonlar ve projelerle beslenirler. Sendika yöneticileri olarak her gün basına demeç verirler, vekillerle görüşür, yemek yerler. Kamuoyunda bilinir, tanınırlar, bulundukları siyasi partilerde “sendika yöneticisi” etiketini kullanıp itibar görürler. Bunların en önemli özelliği sorumsuz, tembel ve başarısız insanlar olmalarıdır. Dev-Maden Sen’e yıllardır çöreklenmiş BEYlere bakınca meramımız daha net anlaşılır. Sorumsuzluk, başarısızlık ve tembellik durumuna şimdi hep birlikte bir göz atalım: Sendikamız 1959’da kurulmuş ve sendikamızı kuran işçiler dövüşe dövüşe sendikamızı on binlerin, yirmi binlerin üye olduğu bir yapıya dönüştürmüşlerdir. Sendikamız, maden işçilerinin haklarına yönelik ocaklarda doğrudan sömürünün içinde çalışan işçi yönetici önderlerin ön ayak olduğu mücadeleler geliştirdiği için 12 Eylül’de kapatılmıştır. 1992’de bugünkü yöneticileriyle yeniden kurulmuştur. 1992’den Soma katliamına kadar olan üye sayısı 177’dir.

Biz maden işçileri biliyoruz ki maden işçiliği sömürünün, ezilmenin, yok sayılmanın, hakaretin, aşağılanmanın, çalışmanın en ağır, en rezil, en zor biçimde gerçekleştirildiği iş koludur. Biz, her gün parmak kopması, göz çıkması, kol kırığı, ayak kırığı gibi kazaları ve bizi yönetenlerin fıtrat diyerek bizim yazgımıza dönüştürdükleri işçi cinayetleri ve katliamları yaşayanlar olarak, bu cinayet ve katliamlardan en yakın arkadaşlarını, kardeşlerini kaybeden maden işçileri olarak biliyoruz ki emek sermaye çelişkisinin en yoğun  ve en şiddetli yaşandığı iş kolu da bizim iş kolumuzdur. Nasıl oluyor da bu sendika örgütlenmiyor? Çelişki çok, örgütlenme isteği çok, kendiliğinden direnişler, hak arayışları çok ama bizim BEYLER bir türlü ortalıkta yok. Çünkü bunlar bizim sınıfımızdan dönüştürülmüş, bizim dilimizi konuşan ama bizi yüreklerinde hissederek canla başla çalışmak yerine sadece ve sadece kendi sosyal itibarlarını, sosyal sermayelerini büyütmek peşinde olan insanlar. Sendikamızın örgütlenmemesi, büyümemesi sizce en çok kimlerin işine geliyor? 25 yıldır sendikayı küçük bir bakkal dükkanı gibi işleten bu BEYler şimdi yanlarına bizim aramızdan bir iki fotoğraf koyup, dekoru iyi gösterip bir dört yıl daha BEYLİK istiyorlar. Buna müsaade edecek miyiz? Peki, buna şimdi müsaade edersek Kozlu’da, Çeltek’te, Soma’da çığlık çığlığa sermayece katledilen işçi kardeşlerimizin bizlere ulaştırdığı mücadele feryadına sahip çıkmış olur muyuz? Hatıralarına saygılı davranmış olur muyuz? Söyleyelim HAYIR.  İşte bu yüzden sendikamıza 25 yıldır çöreklenmiş her türlü kimlikle kendini şimdiye dek gizlemiş başarısız, sorumsuz, tembel BEYLİK DÜZENİni hep birlikte yıkmalıyız. Bu BEYLERE oy vermeyi gelmiş olan tek bir işçi kardeşimiz varsa bir dakika sadece bir dakika ocağı, ayağı, orada nasıl çalıştığımızı düşünsün;  ölen, kaza geçiren arkadaşlarımızı düşünsün; yoksulluğumuzu, çaresizliklerimizi düşünsün ve isyanını bizim isyanımıza katsın istiyoruz. Hepimiz bu salona gelirken işimizi kaybetmek korkusuyla geldik bunu biliyoruz. Üye kalma cesaretini gösterip, buraya gelme cesaretini gösteremeyen yüzlerce tanıdığımız işçi kardeşimizi de biliyor, anlıyoruz.  Çünkü bizim için de onlar için de işsizlik ölümden beterdir. Kolay değil DİSK üyesi işçi olmak ve bunun onurunu taşımak. Biz işimizi kaybetmeyi göze alan bir duruşa sahibiz… Peki, bu BEYLER tam olarak neyi, neleri kaybetmeyi göze alarak buradalar?

Ölmek de kolay değildir ve biz maden işçileri ölümü her gün yaşayan işçileriz. Her ocağa girişimizde birbirimize bir daha hiç görüşemeyecekmişiz gibi sarılarak vedalaşır, ocaktan her çıkışımızda  yeniden doğmuşuz gibi merhabalaşırız. Aşinayız ölüme de, mücadele içinde yaratmaya, üretmeye de… Her gün tek tek, yüz yüz ölmemek için maden işçileri olarak birlikte mücadele edeceğiz. Kendi sendikamızı kendimiz yönetme iradesini göstereceğiz. Maden işçileri olarak bu adımımızı birgün ama birgün mutlaka diğer işçi ve ezilen kardeşlerimizle birlikte ülkeyi de yönetme iradesinin ilk adımı olarak görüyoruz.  Biz o yüzden karşınıza tavizsiz bir mücadele sözü vererek çıkıyoruz. Biz çok yenildik, farkına bile varamadığımız, bilincinde olmadığımız yenilgileri hep sonradan acı ve zorlukla anladık, deneyimledik. Şimdi burada ortaya koyduğumuz cüret sadece bana, bize ait değil ölenlerimize, devlet ve sermayece para için ömürleri harcanan milyonlara ait bir cüret… Kaybetmeye alıştırıldık ama bu kez kazanarak buradayız. Biz cesareti kazandık bu her şeye değer. Bu bürokrat takımına işçilerin ne olduğunu gösterip, paniklemelerine neden olduk ya bu yeterli. Doğru çalışıp, doğru planlayıp, doğru örgütlenenince her şeyi, her gücü yenebileceğimizi deneyimliyoruz. Pazartesi buradan kaybederek ya da kazanarak ocaktaki  işime geri dönüp kazmayı sallarken ölen kardeşlerime şu sözü rahatlıkla verebilirim; rahat edin benim kardeşlerim biz kazandık, sizi anlayanlar kazandı, siz kazandınız, tesadüfen ölmeyenler kazandı…

Ve sermaye, devlet, sarı ve bürokrat sendikalar  karşısında da bugün de yenilsek dahi er ya da geç biz işçiler kazanacak. BİZ KAZANACAĞIZ…

SÖZ YETKİ KARAR MADEN İŞÇİLERİNE!

 

Tahir ÇETİN

Yeraltı Maden İşçisi,  Dev Maden-SEN 17. Genel Kurul Meclisin Başkan Adayı

Bulunduğu kategori : Emek