SİZİ DİNLİYORUM/ÖĞRENCİLER – ALİ BABACAN ÜZERİNE – ALP KÖKTEN -

SİZİ DİNLİYORUM/ÖĞRENCİLER – ALİ BABACAN ÜZERİNE

 

Dünya genelinde bir salgın haline gelen Koronavirüs gündemimizi bu denli meşgul ederken, Ali Babacan ve partisini incelemek zor olsa da, uzmanlık alanı bu olmayan biri için böylesine bir inceleme ancak sosyal izolasyon ile birlikte mümkün olabiliyor. Ben de geçtiğimiz günlerde partisinin kuruluş dilekçesini İçişleri Bakanlığı’na veren Ali Babacan’ın SİZİ DİNLİYORUM / ÖĞRENCİLER başlıklı içeriğini yoğunlaşarak dinleme fırsatı buldum. 3 Mart tarihinde, henüz partinin kuruluş dilekçesi verilmeden önce, yayınlanan program kendi sorunlarımın da nasıl ifade edildiğini ve kurulmak üzere olan bir partinin bana nasıl yaklaştığını görmek açısından beni heyecanlandırdı. Öncelikle bir organizasyonu kurmadan önce gençlerle fikir alışverişinde bulunulması ve bunun YouTube’da yayınlanması fikrini eksiklerine rağmen olumlu buluyorum. Aynı zamanda oldukça profesyonel şekilde hazırlanmış bir içerik ile karşı karşıyayız. Benim yazıyı yazdığım saatlerde ise yaklaşık 162 bin izlenmesi vardı.

Belki sonda söylemem gereken sözleri en başında söyleyerek akabinde Babacan ve ekibinin ürettiği içeriğe geçmek istiyorum. Öncelikle gerek oturma düzeni, gerek özellikle ilk etapta Babacan’ın bir nevi moderatör rolünü üstlenmesi, hatta en başta içeriğin kendisinin, bana özellikle Gezi’den beri oluşturduğumuz “yeni” siyasetin ve onun kültürünün bir etkisi olduğu hissiyatına kapıldım. Babacan programın ilk kısmında derdinin anlatmak değil de, dinlemek olduğunu üstüne basa basa belirtiyor. Tüm bu “tatlılığa” rağmen, program süresince sürekli şekilde fikir belirten, soruyu soran gençlerin önceden “hizaya çekilmiş” olup olamayacağına dair sorularım vardı. Bu noktada ise sorular hem tam Babacan’ın isteyeceği şekildeydi hem de gerçekten bizim de soracağımız sorular vardı. Programı bitirdiğimde ise kesinlikle tatmin olmuş hissetmedim. Hem soruların ve çözümlere dair fikirlerin, hem de Babacan’ın bazı noktaları ısrarla karanlıkta bırakması, içeriğin güvenilirliğine ve açıklığına dair soru işaretlerimi arttırdı. Bu noktaları soruları ve cevapları açıklarken daha iyi açıklayacağımı umuyorum.

Öncelikle Babacan’ın Netflix içeriklerine selam gönderircesine sahneye çıkışına şahit oluyoruz. Zaten program boyunca da oldukça rahat ve özgüvenli görünen Babacan, partisinin kuruluş sürecine ve Türkiye’deki problemlere dair kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra, öğrencilere Türkiye’nin en önemli üç sorununu soruyor. Burada öğrenciler Babacan’ın söz vermesiyle önemli gördüğü şeyleri söylüyor. Sonunda ise gençlerin cevaplarını sayısal olarak değerlendiren Babacan, birincisi ekonomi, ikincisi adalet ve özgürlük, üçüncüsü dış politika, terör sorunu, mülteci sorunu olarak birleştiriyor ve son sıraya da dördüncü olarak hukuk meselesini ekliyor. Henüz bu noktada çok büyük problemlerle karşılaşıyoruz. İlk olarak Türkiye’deki en büyük sorunlardan biri olarak dillendirilen, sorun olarak söylenen kadın cinayetlerini, ne Babacan’ın “sıralamasında” ne de programın sonuna kadar bir daha duymuyoruz. İkinci olarak ve aslında ilk problemle de bağlantılı olarak, aslında sorun olarak sayılan konuların içerisinde oldukça gençlere dair şeyler duyuyoruz. Örneğin öğrencilerin üniversitelerinde hiçbir şekilde bilime dair herhangi bir şey olmaması ve öğrencilerin doğru düzgün bir eğitim alamamasını problem olarak belirten öğrenci… Örneğin, kendisini uluslararası bir öğrenciyim diye tanıtan birinin Türkiyeli öğrencilerle arasında bir bariyer olduğunu söylemesi ve kalacak yer bulmanın zorluğundan bahsetmesi… Yine ilk problemle bağlantılı dediğim şekilde, üniversiteli bir kadının kendini güvensiz hissetmesi… Bunlara rağmen “Öğrencileri dinliyorum” başlığı altında, sorun olarak sayılan sözlerin arasında öğrenci olmaya ve gençliğe dair bu denli bireysel problemleri bir kenara koyup merkez bankasını anlatan Babacan’ın, Türkiye’nin geleceğine dair umut yaratan hiçbir parti olmadığı için bu partiyi kuruyoruz demesi en azından hala gençleri anlamadığını gösteriyor. Bu problemler sayıldıktan sonra ise öğrencilerin bu konular hakkındaki çözümleri dinleniyor. Hem konumuz Babacan olduğu için hem de burada alınan sözlerdeki çözümleri değerlendirmenin yazı bağlamında bir faydası olmayacağı için, ilgilenenler yazı sonundaki linke tıklayıp, 13.30 ile 25.00 dakikaları arasını dinleyebilir diyerek geçiyorum.

Önceden de söylediğim gibi Babacan’a sorulması gereken birçok soru sorulmadı. Israrla dikkat çekmek istediğim nokta ise; programın bu kısmında öğrencilerin, gençliğin sorunlarına dair neredeyse hiçbir şey konuşulmamış olması, şeklen gençlere hitap etse ve yine şeklen bir nebze başarılı gözükse de, başlık-içerik uyumu olarak oldukça başarısız bir program. Bunun yanında, bir kısmı zaman problemi ile ilgili olabilir ancak “bazı soruların” hiç sorulmamış olması içerik ile ilgili ciddi bir güvenlik bir problemi oluşturuyor. Yine sorulardan bazıları ise oldukça klasikti. Cevaplar da aynı şekilde oldukça popülist ve yuvarlak cevaplardı. Bunların haricinde dikkatimi çeken soru ve cevapları burada yazmaya çalışacağım. İlk olarak, Kürt sorunu ve terör sorunu hakkındaki düşünceleri merak edilen Babacan, Kürt sorunu ve terör sorunu diye adlandırılan kavramların birlikte kullanılmasından hiç rahatsız olmamışçasına cevaplamaya başlıyor ve soru içerisinde “bölgede yüksek oy alan parti” sözleri geçmesine rağmen HDP’yi kendisi de cevaplar içinde kullanmıyor. Aynı zamanda “problemi” çözme yolu olarak güvenlik enstrümanını öne çıkartarak aynı zamanda terörün sadece bölgesel bir problem olmadığını ve diğer ülkelerle iyi bir diyalog gerektirdiğini belirtiyor. Burada daha önce de duyduğumuz sözler dışında Kürtlerin sorunlarına dair, yüzeysel bir eşit yurttaşlık haricinde sağlıklı sözler duyamıyoruz. “AKP konusunda fikirleriniz ne zaman değişti ve iki partinin de kurucusu olarak şimdi kuracağınız partinin AKP’den ne farkı var?” sorusunu duyduğum anda Babacan’ın bizim kurduğumuz ilkelerden saptılar gibi bir cevap vereceğini düşündüm ki tam olarak bunları duydum. Babacan bu noktada 2009-2010 yıllarında çeşitli sinyaller aldığını, istifa ettiğini ve sonrasında ikna edilip bir süre daha görevine devam ettiğini söylüyor. Yine burada yüzeysel olarak liyakatin yok olduğundan ve “tek adam ve çevresinin” tek karar mekanizması olduğundan bahsediyor. Bir diğer soruda ki bu rahatlıkla bizim de soracağımız bir soruydu: ” Neden 2013 yılında bırakmadı, ekonominin bu durumunda hiç mi payı yok, FETÖ’nün ilerleyişinde hiç mi payı yok?” deniyor. Burada ilginç olan ise öğrenci arkadaşın soruya, ben beyaz Türk olarak adlandırılan bir Kemalist olarak sizi desteklediğimi söylediğimde çevremin bana sorduğu soruyu size soruyorum demesi. Bu vurgu ve gerçekten bununla birlikte içeride bulunan topluluk, aynı zamanda Babacan’ın ısrarlı vurguları, her kesme hitap etme söylemini öne çıkarttıklarını gösteriyor. Tabii bu keşfettiğim bir şey olmamakla birlikte, hem gördüğüm görsellerde hem bu içerikte en çok algımı buraya yönlendiren bu gerçeği çok önemsediklerini gösteriyor. Zaten aynı sorunun cevabı olarak, Türkiye’deki en büyük siyasi partinin kararsızlar olduğu, bununla birlikte toplumun farklı kesimleriyle konuştuklarında onları yatay kesen sorunların aynı olduğu vurgulanıyor. Burada yine benim ilginç bulduğum bir iddia olarak Babacan: Başkanlık sistemi oylamasından önce ondan miting yapmasını, televizyonlara çıkmasının istendiği ancak onun çıkarsam zaten hayır oyu verirler diyerek kesinlikle reddettiğini söylüyor.  “Nepotizm ve yolsuzluk ile mücadeleyi nasıl yapacaksınız?” sorusu Mansur Yavaş’ın Melih Gökçek hakkındaki söylemleri ve Ekrem İmamoğlu’nun Yenikapı’daki araba sergisi ile birlikte soruluyor. Buradaki sorulara gerçekten bir “ayar” durumu var ise, bunu Babacan’ın arada bahsettiği “bazı” belediyelerin olumlu uygulamaları söylemleri ile birleştirince, belli belirsiz bir ittifak fotoğrafı ortaya çıkıyor diye düşünüyorum. Soruya ise zaten program boyunca olduğu gibi net bir liberal politikacı tavrı ile AB’nin kamu ihaleleri kanununu işaret ediyor. Biraz bakışımlı olarak ümmeti mi bölüyorsunuz söylemleri sorusuna, ümmet kavramının değerli olduğuna fakat devletin başındaki kişinin kendi fikrinden olmayan kişilere de eşit mesafede olması gerektiğinde bahsediyor. Bunların ötesinde kendisine Bilderberg toplantısına katılması, yerel seçim sonuçlarının parti kurma konusunda kendisine cesaret verip vermediği, gerçekten çift cüzdan taşıyıp taşımadığı gibi sorular soruluyor. Buralarda da ortalama her siyasetçiden duyabileceğimiz cevapları duyuyoruz. Yine kendi politikasına bağlı olarak eşitlik kavramını kullandığı noktalar, partisinin din, dil, ırk, mezhep tanımaksızın herkese eşit davranacağı ve şirketler arası eşitlik sağlayacağı oluyor. Son olarak, Babacan son sorulara doğru geçerken özellikle söz almamış kişilere söz vermeye dikkat ederken bir öğrenci ikinci kez söz alacağını ancak bu soruyu kesinlikle sorması gerektiğini söylüyor. Babacan ise öğrencilere dönüp sorsun mu arkadaşlar diyor. Tam anlaşılmayan bir uğultudan sonra ise, bir kuralı değiştirmek için meclis gerekiyor demiştik ya, onaylandı sorabilirsin deyip alkışı alıveriyor. Küçücük bir ayrıntı olsa dahi Babacan’ın burada uyguladığı temsili demokrasi ve daha soru sorma sırasında bekleyenler olmasına rağmen bu şekilde, kendince bir demokrasi uygulaması, yıllarca içinde bulunduğu partinin tek hakimi olduğu meclisteki uygulamalarına oldukça benziyor…

Sonuç olarak Babacan teşekkür ederek programını kapatıyor. Gerek fikrin kendisi, gerek kullandığı arka fondan, kamera açılarına kadar kullandığı prodüksiyon hoşa gitse de, başlıkta belirtmesine rağmen gençliğe dair çok az şeyin konuşulduğu, toplumun tamamına dair soruların da oldukça zayıf kaldığı ve çetrefilli konulara çok da girilmediği bir program olarak akıllarda yer ediyor.

 

https://www.youtube.com/watch?v=vsqME-jCUsw

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları, Uncategorized

Yazar hakkında