Sinmeyelim, karanlığın yüreğine dosdoğru bakalım! -

 

Erdoğan hepimize, sadece gazetecilere değil, tüm toplumsal muhalefete parmak sallıyor, güç gösteriyor. 1 Kasım seçimlerinde içeride elde ettiği geniş desteğin ve G20 zirvesinde uluslararası meşruiyetini bir ölçüde onarmasının ardından, Rus uçağının düşürülmesiyle taçlanan milliyetçi hezeyanı arkasına alarak Can Dündar ve Erdem Gül’ü tutuklatıyor.

Bu basına, bu her çeşit muhalefete, hepimize alay edercesine verilmiş bir gözdağıdır, adıyla sanıyla bir muhtıradır.

Erdoğan’ın savaş hükümeti toplumsal muhalefeti ve gazeteciliği kriminalize eden “terör karşıtı” paradigmada çıta yükseltmiştir. Gazetecilik artık casuslukla ve “vatana ihanet” suçuyla itham ediliyor. Soğuk Savaş’ın pespaye “casusluk-ajanlık” suçlamalarının naftalinli dolaplardan çıkartılarak gazetecilere ve toplumsal muhalefete karşı bir “cadı avı” vesilesi kılınması böylece meşru kılınıyor.

Yaşanan basitçe bu memlekette alışageldiğimiz hukuksuzluklar silsilesine bir ilave olarak değerlendirilemez. Bir hukuksuzlukla, hukukun ayaklar altına alınmasıyla değil, bir savaş hukuku uygulamasıyla, bir “düşman hukuku” pratiğiyle karşı karşıyayız. Hedef düşman sayılanın şu ya da bu eylemi değil, düşmanın, yani hepimizin bizzat varlığıdır. Dündar ve Gül’ün şahsında tutuklanan gazeteciliktir, tutuklanan basındır, tutuklanan muhalif olmaktır.

Erdoğan/AKP, iktidarını pekiştirmek için ülkede kendi yanında olmayan, kendisine biat etmeyen herkese karşı kelimenin gerçek anlamında “savaş” ilan etmeyi kafasına koymuştur. “Vatana ihanet”, “casusluk” ve “devlet düşmanları” lafızlarının bu kadar kolay kullanılıyor oluşu, yargı kararlarına konu oluşu, dışa değil içe yönelen bir “savaşın” işaretidir.

Zor günlerden geçiyoruz. Yakın zamanda daha da zor günler göreceğiz muhtemelen. Ancak tüm güçlüklere karşı bu baskı, bu sindirme dalgası karşısında ayakta durmak, birlikte olmak, dayanışmak ve sinmemek tayin edici önemdedir. Erdoğan’ın parti devletinin gazeteciliğe, muhalefete ve halka karşı ilan ettiği bu savaş, eninde sonunda ayağına dolanacaktır.

Şimdi teslim olmanın, köşeye çekilmenin değil, ayakta durmanın, dayanışmanın, karşı karşıya olduğumuz zorbalığı alt edebilecek direniş mevzilerini yaratmak ve çoğaltmanın zamanıdır. Şimdi karanlığın yüreğine dosdoğru bakabilme cesaretini birlikte gösterebilirsek yarın bu karanlığı alt etme gücümüz olacak.

Kimsenin en ufak şüphesi olmasın, kazanacağız. Nusaybin’de kurşunlanan gencin, iş kazaları denen katliamda öldürülen işçinin, kadın cinayetlerinin kurbanlarının, bombalarla katledilen yoldaşlarımızın ahı örgütlenip büyüyecek, bütün ülkeyi elbet saracak. Enternasyonal’de dendiği gibi, bizi hiçe sayanlara inat her şey biz olacağız!

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları

Yazar hakkında

İlgili Yazılar