Şeyma’nın ardından – Mustafa Erdem Sakınç -

 

İki gün önce Amerikan anaakım medyasının önde giden gazetelerinden New York Times’da bir makale yayınlandı. Makale oldukça duygulu bir biçimde iki hafta önce Kahire’de öldürülen 31 yaşındaki Şeyma El Sabbah’ın kısa sürede Mısır devriminin bir sembolü haline gelişini anlatıyor. Hatta Sisi dahi günler sonra  “o benim öz kızım” demek zorunda kalmış ve sorumluların bulunmasını istemiş. Polis ise, malum, tüm suçlamaları reddediyor.

Şeyma El Sabbah, muhafazakar bir ailede büyümüş ancak bağımsızlığını ve özgürlüğünü kendi elleriyle çekip almış, İskenderiye’de yaşayan genç bir kadın. Kahire’de halkbilim üzerine yüksek lisans yapmış. Mısır devletini değil ama Mısır halkını çok seven, aylarca Nil deltasında farklı şekillerde ekmek pişirme gelenekleri üzerine araştırma yürüten Şeyma, yine bir eğitim projesi kapsamında geleneksel doğum kutlamaları üzerine yapılacak bir araştırmada kendisine teklif edilen parayı reddederek çalışmış. Eylemlerde sloganları ve şarkıları (ki Arap coğrafyasında sloganların her biri zaten kendi başına birer makam) yönlendirmekte usta, Sosyalist Halk İttifakı Partisi üyesi. Gündelik yaşamın ayrıntılarını slogancı bir tarzda değil de siyasi bir tavırla tasvir eden, gündelik Arapça ile serbest vezin şiirler yazan bir şair. Beş yaşında oğlu olan bir anne.

Öldürüldüğü gün oğlunu bir arkadaşına emanet edip sırf bu eyleme katılmak için trenle Kahire’ye geliyor, sonrası malum. Olay, Türkiye gazetelerinde ve internet sitelerinde o ânı görüntüleyen birkaç fotoğraf ve en fazla iki paragraflık metinlerle haber oldu. Tekrar yaptığım araştırmada ise Foti Benlisoy’un konu ile ilgili kısa bir yazısına rastladım. Başlangıç da konu ile ilgili bir basın açıklaması yapmış.

O gün haberi okuduğumda içim feci burkulmuştu. Tabi bunda Şeyma’nın sosyalist olmasının, Mısır gibi bir ülkede, karşılaşabileceği her türlü baskıya rağmen pantolonuyla eylemlere katılıyor olmasının etkisi büyüktü. Sonuçta hepimiz baktığımız yerden görüyoruz dünyayı. Her şey geri gelir. Haksızlığa da uğrasan; hukukla, kavgayla, mücadeleyle de olsa geri kazanırsın hakkını, ama giden can geri gelmiyor. Sosyalist Şeyma bugün artık yok. Bu ülkede Rabia için haftalarca aylarca insanlar mobilize edilebilmişken Şeyma için elimiz kolumuz bağlı. Rabia’yı önemsizleştirmek için söylemiyorum. Ama Şeyma’yı zihinlerimize kazımak için biz ne yapıyoruz? Hani biz enternasyonalisttik, hani birlikti, beraberlikti? Hani dayanışmaydı? Şeyma’nın nasıl değerli bir insan olduğunu öğrenmek için New York Times mı okumamız gerekiyor en basitinden? Klavyede parmağımızı Türkçe sallasak bir solcu haber sitesine çarptığımız şu koşullarda, hani bizim öyle birkaç yüz değil, birkaç milyon tıklanacak, okunacak, feyz alınacak uluslararası haber iletişim kanallarımız?

Şeyma, Mısır’da devrimin bir sembolü olmuş artık. Lakin Mısır kadar Türkiye için de olmalı. Korkut Hoca aksini tahayyül etse de Türkiye de Ortadoğu ve buraların acıları da sevinçleri de Ortadoğu’nun geri kalanıyla beraber harman oluyor. Biz Türkiye sınırları içinde bir demokrasi ve haklar mücadelesi veriyorsak, vermek istiyorsak dahi; güneyden gelen her dalga, o mücadeleyi ama temizleyerek, ama pisleterek tekrar tekrar yıkıyor, yıkayacak. Ve biz Şeymalara ne kadar sahip çıkarsak, ne kadar bu coğrafyada neler olup bittiğini doğru kanallardan, dayanışmacı bir şekilde takip edersek, hem o gelen dalgaların biz kuzeydekilere neler yapacağını önceden kestirebilmek ve bütün bir Arap baharı süresince olduğu gibi olup bitene seyirci kalmamak, hem de bizden güneye gidecek dalgaları ince ince işleyerek göndermek mümkün olacak.

Biz dediğime bakmayın. Şeyma da benim için en az bir Ali İsmail kadar, bir Ceylan Önkol kadar biz. Ya da en azından öyle olsun istiyorum. Yoksa bu köhne ulus devletler dünyasında, hele ki Ortadoğu bataklığında tek başına kurtuluş kesinlikle yok. Zaten hiç olmadı da.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar