Sermayenin “Büyük Koalisyon” Formülü: AKP-CHP -

Seçim sonuçları, türlü veçheleriyle tartışılmaya başlandı ve daha sürecek. Cumhurbaşkanı’nın Baykal ile görüşme hamlesi sonrasında olası senaryolar şekilleniyor. Bir AKP-CHP koalisyonu, sermayenin sopası olarak kullanılan “istikrarı” sağlayacak en uygun senaryo olarak görülüyor. Bu hızlı notta, seçimler sonucunda oluşan tabloyu küresel ekonomik krizin derinleşmesi zemininde ve Türkiye ekonomisi bağlamında ele alacağım. Yazının özü şu: önümüzdeki dönemde hangi hükümet gelirse gelsin mevcut ekonomik sıkışma artarak sürecek. Bu nedenle sermaye, CHP-MHP-HDP üçlüsü arasındaki farklı kombinasyonlardan oluşacak seçenekler gibi “maceralara” yönelmeden bu süreçten en az hasarlı bir şekilde çıkmanın hesaplarını yapıyor. Ortaya çıkan formül: AKP-CHP.

 

Küresel Kriz Derinleşiyor

2008’de ABD’de patlak veren, ardından Avrupa’yı ve son olarak da “yükselen piyasaları” etkisi altına alan küresel kriz derinleşerek sürüyor. ABD’deki istihdamdaki göreli artışa rağmen ekonomik toparlanma bir türlü umulan şekilde ilerlemiyor. Ancak kritik olan 2008 öncesine krizi tetikleyen önemli mekanizmalardan biri olan yeni finansal mimarinin, kriz sonrasında da olduğu gibi işlemeye devam etmesi. Bu durumda ekonomik sıkıntıların geride bırakıldığına dair herhangi bir belirti ortada yok. Avrupa ise hala sıfır büyüme düzeyinde duruyor, deflasyon riski hala kapıda. Yunanistan’daki borç görüşmelerinin nasıl sonuçlanacağına bağlı olarak mevcut durum daha da kötüleşebilir. Başta Çin olmak üzere “yükselen piyasalarda” ise ekonomik büyüme tempo kaybetmeye devam ediyor. Bu ortamda dünya ekonomisinin parlak bir gelişme dönemine gireceğini beklemek hayal olacaktır. Zaten geçtiğimiz aylarda önemli uluslararası kurumların tahminleri de mevcut sıkışmışlığın süreceğine işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde kilit aktör yine ABD ve FED olacak. Olası faiz artışı kararı şimdilik ertelendi. Faizlerin olası artışının dünyanın geri kalanında ciddi krizleri tetiklemesi muhtemel. Ancak kısa dönemde faiz artışı olmasa dahi dünya genelinde ekonomik büyümenin bir türlü toparlanamaması, krizin derinleşerek sürdüğüne işaret ediyor.

 

Türkiye Ekonomisi Sıkışıyor

Yukarıda ana hatlarıyla özetlediğimiz konjonktürde Türkiye’deki ekonomi yönetimi giderek sıkışıyor. AKP, 2000’li yıllarda FED merkezli kredi genişlemesinin sağladığı olanaklar çerçevesinde uyguladığı sosyal yardım programlarıyla sert neoliberal uygulamaların yaratacağı olası hoşnutsuzlukları törpülemede başarılı oldu. Ancak kredi genişlemesi aynı zamanda Türkiye ekonomisinin finansallaşmasında da etkili oldu. Böylelikle sosyal yardımlar kadar kredi genişlemesi ve artan borçlanma da insanların gündelik ihtiyaçlarını karşılamasını kolaylaştırdı.

 

Bu süreç küresel krizin derinleşmesiyle tıkanmaya başladı. Özellikle 2012’den sonra ekonomik büyüme tempo kaybetti, işsizlik ve enflasyon yükselmeye başladı. Dolayısıyla önümüzdeki dönem küresel ekonomik krizin derinleşmesinin etkilerinin daha da sertleşerek görülebileceği bir süreç olacak. Seçim sonrası oluşan tabloda, sermaye örgütlerinin tek bir ağızdan seslendirdikleri “istikrar” söyleminin gerisinde, ekonomik sıkışıklıkların artacağı bir ortamdan en az zararla çıkma telaşı var.

 

Sermayenin Formülü: AKP-CHP

Seçim sonuçları sonrasında yaşanan ilk şokun ardından gerek sermaye örgütleri gerekse eski hükümet erken seçimin en son düşünülmesi gereken bir seçenek olduğunu belirttiler. Örneğin TİM başkanı, “şimdi bir masa etrafında toplanma ve ortak akıl geliştirme zamanı. Artık seçim döneminin tartışma atmosferinden çıkmalıyız” derken, İTO başkanı “iş dünyası olarak ülkemizin elde ettiği kazanımların ve ekonomik istikrarın sürdürülmesi en büyük beklentimizdir” açıklamasını yaptı. İSO başkanı ise “ekonomiyi ana gündem maddesi yapan bir yaklaşımın, tüm siyasi partiler tarafından benimsenmesi gerektiğine inanıyoruz. Böyle bir yaklaşım, seçmen iradesine karşı gösterilecek en tutarlı ve sorumlu davranış da olacaktır” dedi. Murat Ülker, “artık ben değil, biz zamanı, yarını kurmak için ben değil, biz olmalıyız” diyerek büyük uzlaşıya işaret etti. TÜSİAD ise, “seçim sonuçları itibariyle seçmen iradesi, siyasi partilere tek başına hükümet kuracak çoğunluğu vermemiştir. Bu bağlamda partilerimizin, demokrasinin gereği olan uzlaşma kültürü ile hareket ederek, ülkenin menfaatleri etrafında kenetlenmelerini diliyoruz” açıklamasını yaptı. TOBB başkanı da benzer bir şekilde “hepimizin aynı gemide olduğunu unutmadan uzlaşı ile birlikte çalışarak, diyalog ve ortak akılla tüm meselelerimizin üstesinden gelmeliyiz” dedi.

 

Sermaye çevrelerinin Erdoğan-Baykal görüşmesi ile ilk adımı atılan bu büyük koalisyon olasılığının ardında ısrarla duracakları belli. Dünkü yazısında Erdal Sağlam da, yabancı sermaye çevreleri için en korkutucu senaryonun seçimlerin tekrarlanması olacağını belirtiyor. Erdoğan-Baykal görüşme haberinin duyulması dahi piyasalarda doping etkisi yapmışa benziyor. Sermaye çevrelerinden gelen bu taleplere ek olarak Kemal Derviş, Fuat Keyman aracılığıyla yaptığı açıklamada “Türkiye için en iyi olan, ya da olması gereken, büyük koalisyon” diyerek AKP-CHP koalisyonuna işaret etti. Zaten seçim döneminin başlangıcında Kılıçtaroğlu ile yaptığı görüşmede olası bir CHP hükümetinde ekonomi bakanı olarak görev yapabileceğini söylemişti.

 

Bu süreçte CHP üzerinde Erdoğan’ın anayasal sınırlar içine çekilmesi, 4 bakanın yargılanması vb. gibi konuların çok da “sorun edilmemesi” için büyük bir baskı kurulacak. İktidarda kalabilmesi sayesinde varlığını sürdürebilen bir parti olan AKP ise erken seçimi göze alamayabilir. Dolayısıyla bu iki parti arasında Derviş-Babacan çizgisi gibi neoliberal teoknokratların taşıyıcılığını yaptıkları “ortak alanlar” vurgulanarak, ülkeyi “kaosa götürmemek için” bir denemenin yapılması ihtimali giderek kuvvetleniyor. Derviş’in bu koalisyonda şahsen yer alıp almayacağı belli değil ancak Böke, Derviş-Babacan çizgisini rahatlıkla sürdürebilir.

 

Muhalefet İçin Olanaklar

Seçim sonuçlarıyla ilgili ilk birkaç günde belirginleşen tabloyu ana hatlarıyla özetlemeye çalıştım. Tabii ki bu tablo hızla değişebilir ancak “büyük koalisyon” olasılığı, toplumsal muhalefet için de önemli bir olanak yaratacaktır. Ortak paydası neoliberal program olacak bir koalisyona karşı yapılacak muhalefetin, gündemi neoliberalizm karşıtı bir düzleme çekmesi daha da kolaylaşacaktır. Küresel ekonomik krizin etkilerinin daha da derinleşeceği bir ortamda, Kürt özgürlük hareketi, metal işçilerinin direnişi, kadın özgürlüğü mücadelesi, çevre hareketleri, kent hakkı mücadeleleri, HES karşıtı mücadeleler gibi farklı düzeylerde ve mecralarda akan sosyal hareketliliği ortak bir program etrafında birleştirmek ise, önümüzdeki dönemde toplumsal muhalefetin karşısındaki en önemli görev. Elbette önemli bir seçim başarısı sağlayan HDP ve ortaya koyduğu program bu konuda önemli potansiyelleri barındırıyor. Ekonomik sıkışmanın etkilerinin daha hissedilebileceği bir konjonktürde HDP içinde ve dışında oluşan bu radikal potansiyellerin tutarlı bir ekonomik-siyasal program etrafında birleştirilmesi olasılığı, umulmadık düzeyde etkili olabilir.

 

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar