Seçimlerin ardından: Yenilginin süreklileşmesine karşı yeniden inşa -

 

Seçimler hakkında birkaç veriyle başlayalım. SYRIZA ani ve birçokları için beklenmedik bir “dönüşle” memorandum kampına dahil olmasına rağmen Ocak 2015 seçimlerinde aldığı oyu (%36,3) muhafaza ederek bu seçimden galip çıkmasını bildi. Seçimler öncesinde anketlerde merkez sağ Yeni Demokrasi’yle arasında çok düşük bir fark gözükmesine rağmen neticede bu partiye yüzde yedinin üstünde fark atarak 35,5 oy aldı. Yedi aylık hükümet macerasında SYRIZA’nın koalisyon ortağı olmuş sağcı Bağımsız Yunanlar’ın (ANEL) da yüzde üçlük barajı geçmesiyle her iki partinin 155 civarında milletvekiliyle yeni hükümeti tekrar kurmaları bekleniyor.

Vurgulanması gereken önemli bir husus da seçime katılmama oranının rekor kırarak yüzde 45’lere ulaşması ve bilhassa gençler nezdinde etkili olması. Krizin siyasal sisteme ilişkin yarattığı güvensizliğin SYRIZA’nın da memorandum-yapısal uyum kampına katılmasıyla yeni bir sıçrama yaptığını söylemek mümkün. Öte yandan SYRIZA’nın elde ettiği zafere rağmen bu seçimlerde Ocak seçimlerindeki ya da Temmuz’daki referandumdaki umut ve coşku manzaralarının bir benzerinin yaşanmadığını vurgulayalım. Çipras ve ekibi geçmişte SYRIZA’yı desteklemiş kitlelerin desteğini elde etmiş gözükse de bu desteğin daha pasif, bir anlamda daha mesafeli ve oyla sınırlı olduğunu söylemek mümkün.

Seçimler, 5 Temmuz referandumunda yüzde 62’e ulaşmış “hayır” oyunun siyasal temsiline soyunabilecek SYRIZA’nın solunda bir sol alternatifin şekillenmesinden oldukça uzakta sonuçlar verdi. Yunan Komünist Partisi (KKE) Ocak seçimleriyle aynı oranı (%5,5) elde ederek Yunanistan kapitalizminin tarihi krizinin devam ettiği ve KKE’nin önceki dönemde söylediklerini tescil edercesine Çipras liderliğinin memorandum kampına iltihak ettiği koşullarda dahi desteğini arttırmayı başaramadı. Çipras’ın kemer sıkma politikalarını derinleştirecek memorandumu imzalamasıyla SYRIZA’dan ayrılanların bir dizi başka güçle kurdukları Halk Birliği ise parlamentoda temsil elde etmek için gerekli yüzde üç barajının hemen altında bir oy elde ederek parlamento dışı kaldı. Bu sonuçlar Halk Birliği’nin ve özellikle onun sözcülüğünü üstlenmiş Lafazanis’in Çipras liderliğinden hayal kırıklığına uğramış SYRIZA tabanının güvenini şimdilik elde edemediğini gösteriyor. Halk Birliği’nin önümüzdeki dönemde radikal solda yeni bir harmanlanmaya imkân verecek şekilde tam manasıyla açık bir yeniden inşa sürecinin önünü açması, memorandumun uygulanmasıyla oluşacak toplumsal tepkilerin örgütlenmesi açısından önemli işlev görecek. Son olarak Antikapitalist ittifak ANTARSYA ise oylarında çok cılız bir artış elde ederek (%0,8) SYRIZA’nın memorandum kampına dahil olmasının yarattığı boşluğu ve tepkiyi örgütleme noktasından uzak olduğunu gösteriyor.

Bu sonuçlarla hangi partilerin üçüncü memorandumun koşullarını hayata geçireceğinin kararının verildiği seçimler, SYRIZA’nın ana gövdesini oluşturacağı bir koalisyona yol açmış oldu. Öte yandan SYRIZA’nın memorandum karşıtı bir siyasal oluşumdan gönülsüz de olsa memorandum uygulayıcısına dönüşmesiyle Yunanistan siyasetinin biçimi radikal biçimde değişikliğe uğramış durumda. Daha Ocak ayında SYRIZA’ya oy vermek memorandumların ve kemer sıkma politikalarının geçersiz kılındığı başka bir Avrupa’ya oy vermek anlamında radikal bir tavra işaret ederken bugün aynı oy memorandumun uygulanmasında daha mutedil ve ahali yanlısı bir hassasiyete oy verme anlamına geliyor.

SYRIZA liderliğinin teslimiyeti, siyasal zamanın homojen olmayıp düz çizgisel (lineer) bir biçimde ilerlemediğinin ve siyasal anın ve sıçramaların hayati ve devrimci önemini bir kez daha hatırlattı. 5 Temmuz referandumu sonrası gerek ülke içerisinde gerekse de uluslararası düzeyde siyasal olanaklar ve siyaseten mümkün olanın sınırları muazzam biçimde genişlemişti. Halkın yüzde 62’lik ezici çoğunluğu yerli ve yabancı sermaye, medya ve siyasetçi çevrelerinin şantaj ve tehditlerine inat SYRIZA liderliğinin daha radikal ve kopuşçu bir yaklaşım sergilemelerini destekleyeceğini ifade etmişti. Bu muazzam oyun içerisinde işçi sınıfı, gençler ve kadınlar ağırlığı oluşturuyor, toplumun en diri ve mücadeleci unsurları SYRIZA liderliğine daha kararlı bir tutum alması için açık çek veriyordu. Öte yandan tüm Avrupa’da neoliberalizmin mağduru olan ve egemen politik seçeneklere karşı mücadele arzusu taşıyan emekçiler, gençler ve kadınlar yüzlerini bu deneyime dönüyor, “ohi” tüm kıtada sermayenin ve avrokratların egemenliğine karşı bir direniş çığlığına dönüşüyordu. Referandumun hemen sonrasında devam eden müzakerelerde bu destek kendisini tüm Avrupa’da Tsipras’a yönelik baskıya itirazı dile getiren “Thisisacoup” (bu bir darbedir) hashtaginde ifadesini buluyordu. Oysa Çipras’ın 13 Temmuz gecesi nihai teslimiyeti ve üçüncü memorandumu kabul etmesiyle siyaseten açılan bu ihtimaller demeti, mümkün olanın sınırlarındaki muazzam genişleme hızla ortadan kalktı.Lafı eğip bükmeye hacet yok, bu dönüşüm sadece Yunanistan için değil tüm kıta ölçeğinde ve hatta ötesinde neoliberalizme karşı mücadele eden siyasal ve toplumsal hareketler için büyük bir yenilgi anlamına geliyor. Sermayenin mevcut egemenliğine karşı başka bir alternatif olmadığının (TINA) hissinin derinleşmesi ve egemen hale gelmesi anlamına geliyor.

Öte yandan 2009 yılında başlayan krizle birlikte oluşan siyasal temsil krizi, yani memorandumun yükleniciliğini üstlenen sistem partilerinin hızla aşınmaları olgusunun her şeye rağmen SYRIZA için de işlemeye başlayacağını söylemek mümkün. Avrupa’nın periferisinde süreklileşen kriz koşulları içerisinde kemer sıkma politikalarının yürütücüsü siyasal oluşumların hareket serbestisine sahip olmamaları iktidara gelmeleriyle birlikte hızla itibarsızlaşmalarına yol açıyor. Çipras ve ekibinin seçimlerde yaratmaya çalıştığı, memorandumun öngördüğü karşı reformların sol tarafından hayata geçirilmesinin bunun toplumsal olarak olumsuz etkilerini ortadan kaldıracağı ya da hiç olmazsa hafifleteceği argümanları ham hayal. Çipras ne kadar inkâr ederse etsin onun seçim beyannamesi ve önümüzdeki dönemde hükümet programının ufkunu üçüncü memorandum oluşturacak. Dolayısıyla kriz koşullarının baki kaldığı ve memorandumun emekçilerin gündelik hayatlarını doğrudan etkileyecek ağır koşullarının hayata geçirildiği koşullarda SYRIZA ve Çipras’ı bekleyen kaderin krizle birlikte hızla itibar kaybı yaşayan ve çöküşe sürüklenen diğer sistem partilerinden farklı olmayacaktır.

Çipras ekibinin başrol oynadığı bu yenilginin sonuçlarını sınırlamak, etkisini geçici kılmak ülkedeki solun ve toplumsal hareketlerin bugün üzerine düşen en büyük görev. Seçimlerde memorandum karşıtı güçlerin (Halk Birliği, KKE, Antarsya) aldıkları sonuçların bunun bir ilk adımını oluşturduğunu söylemek mümkün değil. Ama hâlâ asıl ortada duran soru, 5 Temmuz’da AB ve Yunanistan egemenlerine karşı büyük bir cesaretle “hayır” demiş yüzde 62’lik toplumsal sınıfsal blokun dağılmadan ya da pasifize olmadan yeniden sahneye çıkabilmesini başarabilecek bir siyasal hattın önümüzdeki dönemde inşasını sağlamak. Bu soruya inandırıcı bir siyasal yanıt üretebilecek ve umudu yeniden diriltebilecek bir devrimci inisiyatif, ülkenin ve hatta tüm kıtanın kaderini yeniden şekillendirebilecek bir “karşı saldırının” fitilini ateşleyebilir.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar