Seçimlere Giderken MHP’de Neler Oluyor? -

 

Tuğrul Türkeş’in seçim hükümetine partisinin merkez organlarının kararı hilafına girmeyi kabul etmesi dikkatleri MHP’nin içine çekti. Türkeş’in tedbirli olarak partiden ihraç edilmesi için merkez hemen harekete geçti. Türkeş hâlâ MHP içinde olduğunu iddia etse de Devlet Bahçeli kendisiyle görüşmeyi reddetti. Türkeş’in kısa bir süre içinde partiden ihraç edilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Oysa Türkeş’in teklifi kabul ettiğinin ilk duyulduğunda bunu MHP içindeki mevcut bir çatışmanın ve iç muhalefetin gün yüzüne çıkması olarak görenler oldu. Zira MHP her ne kadar otoriter, tek adam fikriyatına, lider kültüne dayanan bir parti de olsa, 1980 sonrası tarihi ve özellikle Alpaslan Türkeş’in ölümü sonrasında olaylı kongrelerle iç çatışmaların aile dışına taştığı bir yapı arz edegelmişti. Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının 1992 yılında partiden ayrılıp 1993 senesinde Büyük Birlik Partisi’ni kurmaları en önemli bölünmeydi hareket içinde yaşanan. Ancak daha sonra da parti içi rekabet ve kavgalar durulmadı. Alparslan Türkeş’in ölümü sonrasında yapılan 1997 kurultayında Tuğrul Türkeş Devlet Bahçeli’ye kaybedince partiden ayrıldı ve ancak onun iktidarını kabul ederek 10 yıl sonra MHP’ye dönebildi. 2007 yılından beri üç genel seçimdir Devlet Bahçeli’nin başkanı olduğu partide milletvekilliğiyle yetiniyordu.

Ancak Türkeş iktidar savaşını kesin olarak kaybetse de MHP kongreleri rekabet ve siyasi kavgalara sahne olmaya devam etti. Bunlardan en önemlisi Ümit Özdağ’ın 2006 yılında, Koray Aydın’ın da 2012 kongresinde Bahçeli’ye meydan okumalarıydı. Bahçeli’ye ve onun merkezdeki ekibine muhalefet ve tabandaki rahatsızlık zaman zaman bu şekilde gündeme geliyordu. Yeniçağ gazetesinin resmi gazete sayılacak Ortadoğu’dan daha fazla satması milliyetçi camiada muhaliflerin çok da yabana atılmaması gerektiğini gösteriyor biraz da. Zira Yeniçağ gazetesi zaman zaman dozu artsa, zaman zaman azalsa da Bahçeli’ye muhalif seslerin çokça yer bulduğu bir yayın organı. Yine il ve ilçe teşkilatlarının merkez tarafından kapatılması sık yaşanan bir olgu MHP’de. Özellikle muhalefet başını biraz yukarı çıkarmaya başladığı zamanlarda.

Ümit Özdağ’ın meydan okuması 2006 yılında aynı zamanda ideolojik ve programatik bir meydan okumaydı. MHP’ye ve milliyetçi harekete farklı bir stratejik hat öneriyordu ve özellikle Bahçeli’nin hareketi binalara sıkıştırmasına ve hareketsiz bırakmasına karşı olarak sokağı işaret ediyordu. Daha aktif ve reaksiyoner bir hat öneriyordu. O zaman özellikle Latin Amerika’da yükselmekte olan sol muhalefeti ve kapitalizm karşıtlarını da yakından takip eden Yeniçağ gazetesi zaten köşe yazarı olan Özdağ’ı destekliyordu. O zamanlar milliyetçilerin Atilla İlhan ve benzerleriyle ulusal sol bir evlilik hayalleri kurdukları zamanlardı. Bilgi Yayınevi’nden yayınlanan “Bir Millet Uyanıyor” kitap serisi bu çevrenin politik hattını oluşturmaya çalışıyordu. Ancak Ümit Özdağ’ın örgütsel ayak oyunu sayılacak bir şekilde üyelikten çıkarılması ve yine kendisine sahip çıkan Yusufeli ilçe teşkilatının cezalandırılarak yenilmesiyle birlikte Bahçeli bu meydan okumayı bertaraf etmeyi çok da zorlanmadan becerdi.[i] Ergenekon Davası süreci de bu çevrenin bir politik alternatif olarak temayüz etmesini ve büyümesini kısa bir süre sonra tamamen engelleyecekti.

Koray Aydın’ın 2012 kongresindeki meydan okuması ise Bahçeli’ye karşı daha ciddi bir çıkıştı. Her şeyden önce genel kongreden önce Koray Aydın ekibi İstanbul İl Başkanlığı’nı kıl payı kaybetseler de İstanbul’dan merkez delegelerin büyük bir çoğunluğunu kazanmışlardı. Bu, Bahçeli çevresi ya da çokça söylendiği şekliyle “Bahçeli maiyeti” için yeterince korkutucuydu. Ardından parti içindeki başka diğer muhalif odakların Bahçeli karşısına aday çıkarmamaları da Koray Aydın’ın şansını yükseltmişti. Parti içinde muhaliflerin baktıkları Meral Akşener, Ümit Özdağ (2010’da tekrar üye olabildi) ve Mansur Yavaş’ın bir alternatif çıkış yapmamaları veya çevrelerinin desteği, Aydın’ın başta beklenmedik bir şekilde 441 oy almasına yol açtı. Bu çok ciddi bir meydan okumaydı ancak Bahçeli 2012 sonrasında birçok il ve ilçe teşkilatını kapatıp, feshedip bu muhalefeti bastırmayı ve dağıtmayı becerdi.

Ancak Bahçeli’yi uzun bir süre iktidar alternatifi olmamakla, yaşlı bir ekibe dayanmak ve gençlere yer açmamakla, kitlelerde heyecan yaratamamakla, ılımlı olmakla, pasif kalmakla suçlayan bir memnuniyetsizler tabanının var olduğu sıklıkla dile getirilmeye devam etti. Bundan dolayı da Türkeş’in seçim hükümetine girmeyi kabul etmesinin yeni bir meydan okuma olarak algılanması tamamen sebepsiz değildi aslında. Yine özellikle kamuoyunun yakından tanıdığı Sinan Oğan’ın yeniden 2015 Haziran seçimlerinde milletvekilli adayı gösterilmemesi ve ardından partiden ihraç edilmesi ve bir önceki dönem adı sık duyulan Özcan Yeniçeri’nin tekrar aday gösterilmemesi de bu tür düşünce ve söylentileri arttırıyordu. Sinan Oğan’ın Iğdır il örgütünce disiplin soruşturmasından aklanması sonrasında bu örgüt yönetiminin toptan görevden alınması da merkezin muhalif tavırlara müsamaha göstermeyeceğine önemli bir delildi.

Aslına bakılırsa Bahçeli kendine meydan okuyan grupları orta vadede iktidar iddialarını yok ederek partiye almakta başarılıydı. Nitekim Yeniçağ gazetesinden iki önemli isim Ümit Özdağ ve Özcan Yeniçeri farklı seçimlerde MHP’den milletvekili yapıldılar. Bu şekliyle aslında Bahçeli ve onun ekibinin iktidarını tanımak zorunda kaldılar. Yine Sinan Oğan’ın MHP yönetimini yavaştan eleştirmeye başlaması ve bireysel hareketleri ona hem milletvekilliğine hem de MHP üyeliğine mal oldu. Tuğrul Türkeş diğerleri gibi Bahçeli’nin başkanlığını ve iktidarını tanıyarak MHP’ye geri gelebilmişti. Ancak seçim hükümetine girmesi yine muhtemel bir muhalefetin doğmasına da an itibarıyla set çekmiş görünüyor. Zira Bahçeli muhalifleri her ne kadar Tuğrul Türkeş’e küfredenleri (özellikle sosyal medyada) kınasalar da Türkeş’i sert bir şekilde eleştirmek durumunda kaldılar. Zira tam da eleştirdikleri şeyi yapmış oluyordu. Teşkilat ve taban yok sayılarak bireysel bir tavır sergilenmiş oluyordu. Dahası en büyük şeytan AKP’ye mevzi verilmiş oluyordu. Muhaliflerin en önemli sıkıntısı zaten her şeye rağmen MHP’ye sahip çıkılmasının gerektiğine inanmaları. Bundan dolayı çatışmasızlık ortamının ortadan kalktığı, çatışmalarda ölümlerin yaşandığı, Erdoğan’ın başkan olmaya çalıştığı bir dönemde rahatsız ve memnuniyetsiz de olsalar özellikle seçimlere gidilirken kıpırdayacak bir aralıkları yok. Hatta Türkeş’in bu kararının MHP tabanında oluşan tepkiyle partide bir kenetlenmeye yol açacağını görüyorlar ve bunu da arzu ediyorlar. Aslında Bahçeli ve çevresinden rahatsız olanların ruh halini en iyi Seldan Taşçı’nın şu satırları açık ediyor: “…MHP için yazılan ‘ihanet senaryosu’nun asıl faillerinin hâlâ içeride bir yerlerde ‘hücrelerinde uyuyor’ olduğunu fısıldıyor bana!… Türkeş’ten ziyade, içeride ‘bakın görün Türkeş’in oğlu bile gitmişken biz kaldık’ diyerek kendilerini adeta ‘dayatacak’ ve patlamaya ayarlandıkları gün ve saatte bunun ‘diyet’ini isteyecek olanlara karşı teyakkuza geçilmeli MHP’de!… Dilerim bu şer gibi görünen hadisenin hayrı da ‘vefa’nın ‘ebedi siyasi kontenjan’a ipoteklenmesi halinin tedavülden kaldırılması olur”

Sonuç itibarıyla özellikle seçimlere giderken MHP içinde bir depremin olması çok olası değil. Zaten Türkeş’in teklifi kabul etmeden önce Saray’da Erdoğan ile buluşmuş olması artık açıktan dile getiriliyor. Bu “ihanet” tablosu içerisinde Bahçeli’den rahatsız olanların bir aralık bulmaları ve muhalefet oluşturmaları an itibarıyla çok mümkün değil.

[i] Bu konuda o vakit yazdıklarımda bir tanesi şurada duruyor: http://www.birikimdergisi.com/guncel/milliyetci-harekette-yarilma-ve-mhp-kongresi

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar