Seçimler ve Programın Seçimi -

 

Kimsenin tartışmadığı bir gerçek var: 7 Haziran seçimleri AKP ve HDP arasında geçecek. Bu seçimde, memleketi otokratik bir rejime doğru günden güne sürükleyen AKP’nin geriletilmesi ve Kürt özgürlük hareketinin talepleri etrafında ancak onu aşmaya yönelmiş olan HDP’nin barajı aşması, kesişen ve birbirinden önemli ve hatta tarihsel iki görev olarak önümüzde duruyor. Bu iki görev kesişiyor, çünkü AKP’nin olası bir Anayasayı referanduma götürmesi için gerekli vekil sayısına ulaşıp ulaşamayacağı  ve hatta hükümet kurmak için güvenoyu alıp alamayacağı HDP’nin barajı aşmasına bağlı. HDP barajı aştığı takdirde, Kürt illerinde uzun zamandır ikinci sıradaki parti olan AKP’ye verdiği emanet vekilleri geri alabilir. Yani AKP’nin fazladan çıkardığı 35 milletvekili, barajı geçerse HDP’nin olacak.

Bazı çevreler HDP’yi salt AKP’nin geriletilmesi için destekleyebilir; mantık, matematik ve politik olarak buna söyleyecek hiçbir lafımız da olmaz. Ancakbu, çok konuşulan seçimle sokağı birleştirme çabasında 7 Haziran seçimleri ile sınırlı düşük bir profil vermek olacaktır. İnşa ettiğimiz bağımsız seçim kampanyalarının AKP’nin geriletilmesi ile sınırlı olmak yerine, HDP’nin de Meclis’te güçlü biçimde temsilini önüne koyması, bizi bir perspektif geliştirmeye zorladığı ölçüde, 7 Haziran sonrasını daha rahat konuşabilecek duruma gelebiliriz. Bu durumda, bir arada bulunduğumuz insanlarla, AKP’nin yapıp ettiklerinden ziyade, HDP’yi de aşan bir anlamda “Biz”lerin, kendimizin nasıl bir dünya istediğini düşünmeye başlayabiliriz.

Bu bakımdan HDP’yi sadece AKP’yi güçsüzleştirmek için değil, sosyalist hareketin politik inşası için seçim sürecini bir kaldıraç olarak görerek desteklemek gerekiyor. Belirtmek gereksiz belki ama, elbette bu destek, eleştirel, daha doğrusu eleştiriden kaçınmayan bir destek olacak.

“Büyük İnsanlık Çağrısı” ve Koalisyon

Bu çerçevede partilerin seçim programları ilk bakmamız gereken yer. Gerçi memlekette program, genelde en son bakılan metin olmakta. Program yerine bir vaadler silsilesi de haliyle siyasi partiler tarafından tercih edilir hale geldi. Bu yaklaşım, örneğin son dönemde Demirtaş’ın “ilkelerimiz doğrultusunda koalisyon yapabiliriz” sözünden, “ilkelerimiz doğrultusunda” bölümünü atabilmeye kadar esniyor. Bir siyasi partinin programının bir diğerininkiyle uzlaşıp uzlaşmadığına bakılmaksızın koalisyon tartışması yapmak, memlekete özgü bir garabet olarak görünüyor. Mesela, program çerçevesinde değerlendirildiğinde, CHP’nin veyahut MHP’nin Türkiye’nin gelecek dört yılına şekil vermek konusunda AKP ile çok daha fazla anlaştıkları, bu üç parti arasındaki meselenin sadece emekliye beş lira mı on lira mı zam yapma tartışması olduğu ve pekala yedi buçuk lirada uzlaşabilecekleri, bir seçenek olarak bile değerlendirilmiyor. Politik olanı politik yapan program ya da perspektif, çoktan bir kenara bırakılmış durumda. Esefle görülmekte ki, koalisyon tartışmasında “ilkeler doğrultusunda” lafzının üzerinden atlayan sosyalist sol tarafından da.

HDP programının AKP programı ile en uzlaşmaz olanı olduğu açık. Ancak HDP’nin seçim programının da tam olarak kopuşçu bir çizgiyi barındırdığını söylemek mümkün değil. “Büyük İnsanlık Çağrısı” adıyla yayınlanan program[1] on iki bölümden oluşuyor ve esas olarak; farklı toplumsal kesimlerin temel olarak görülen ihtiyaçlarının talep / hedef olarak ifade edilmesini içeriyor. Bir başka deyişle, programlarda görmeye alışık olduğumuz türden bir perspektif bölümü yok, doğrudan; kadın, lgbti, Kürt, Alevi, genç, çocuk, işçi, emekli gibi ezilen kesimlerin hayatlarını iyileştirmek için talepler sıralanıyor. Bu bakımdan, Büyük İnsanlık olarak BİZ’in kimliği ortaya konuluyor. Geçerken, Duran Kalkan’ın basına yansıyan işçilerin programın altlarında olması eleştirisine[2] katılmak pek mümkün değil. Çünkü programda bu kimlikler ve sorunlara ilişkin bir önceliklendirme yapıldığını düşünmek için belirli bir neden yok. Öyle olsa, Kürt özgürlük hareketinin taleplerinin beşinci sırada olmasını anlamlandırmak daha zor olurdu. Program daha ziyade, oy alınması / birlikte hareket edilmesi düşünülen ya da zaten edilen kesimlerin taleplerinin hiyerarşik olmayan / tematik başlıklar altında bir araya getirilmesinden ibaret.

Tuğlalar Harçsız Birarada Durmaz

Her şeyden önce, talep eksenli bir seçim programının son derece önemli, kullanışlı ve vurucu olduğu bir gerçek. Ancak, arkasından hemen belirtilmeli ki, programın belirli bir harcının olmaması, en büyük sorunu. Bu aynı zamanda “büyük insanlığın” yeni toplumsal kavlinin de harcı olacak bir yaklaşımın ifade edilmesinden imtina edildiğini de gösteriyor. Şöyle ifade edelim; sistem bir meşruiyet krizi ile karşı karşıya iken girilen bu seçimlerde, taleplerin biri ya da birkaçının sistemi aşan bir içeriğe sahip olması programı sistem dışı, düzen karşıtı /alternatifi haline getirmek için yeterli olmuyor.

O bakımdan, Duran Kalkan’a katılmamak mümkün değil. KCK’nin son dönemde daha sık yaptığı sosyalizm- işçi sınıfı vurgusunun hayattaki karşılığının ne olacağını söylemek için henüz erkense de, gerçekten; sosyalist bir program olarak “demokrasinin devletten kopartılarak esas yeri olan toplumla birleştirilmesi tarihi önemdedir”.

Fakat bunu, tüm toplumsal düzeylerde yapmak gerekir. Tam bu noktada, “harç” meselesine geri dönmüş oluruz ve söylediğimiz biraz daha açık hale gelir: Örneğin HDP Programı, “demokrasinin toplumla birleştirilmesi” olarak demokratikleşmenin bir yöntemi olarak kadın ve gençlik meclisleri öneriyor. Gerçi bu model, bir süredir HDP tarafından yürütülüyor ve tüm toplumsal kesimlere yayılmasının önerilmesi, son derece önemli. Ancak bu doğru ve güçlü yöntemi, programın tamamına teşmil etmiyor. İki örnek üzerinden harcın ne işe yaradığını açıklamaya çalışalım:

Birincisi, programın “Biz’ler İşçiyiz” bölümü. Bölümde yer alan talepler son derece yerinde ve geçtiğimiz dönemde sınıf mücadelesinde öne çıkan hemen her meseleyi (kiralık işçilik, taşeronlaşma, güvencesizleştirme, sendikal hak ve özgürlükler, işçi sağlığı ve güvenliği vs) kapsamasına karşın, siyasal alanda tarif ettiği demokratikleşmeyi ekonomik olarak ifade edecek herhangi bir yaklaşımı bulunmuyor.  Oysa, genç ve kadın meclisleri bir demokratik model olarak önerilirken, politik ve ekonomik demokrasiyi bir arada ele alan bir perspektif (harç) çerçevesinde, fabrika ya da işyeri meclisleri neden aynı şekilde bir örgütlenme modeli olarak anılmasın?

İkinci örnek; “özerk ve demokratik üniversite” talebi. Öğrenci hareketi uzun zaman bu talebi tartıştı, sanıldığının aksine, üzerinde herhangi bir uzlaşma yok. İdari, mali ve akademik özerklik olarak açımlanan bu talebin, özellikle “akademik özerklik” bileşeninin “akademik özgürlük” olarak ifade edilmesi gerektiği artık genel kabul görmeye başladı. Üniversiter özerklik, idari ve mali olarak da sorunlu; “özerk bütçeli bir kuruluş olarak üniversitenin” kimden ve neyden özerk olacağı, güçler dengesinin seyrine bırakılmış olur zira. Oysa, aynı şekilde, genel bir demokratikleşme ve özgürleşme perspektifi içinde (harç), öğrenci, öğretim üyesi ve çalışanların birlikte yönettiği bir özgür üniversite modeli neden olmasın?

Tam da bu örneklerin gösterdiği bir başka şey, programın yer yer yön çizici değil, herkesi ve herkesin en bilinen, en çok ifade edilen taleplerini kapsamaya çalışan yaklaşımı.Yani, tam bir demokratikleşme ve özgürleşme perspektifini önümüze koyduğumuzda dile getirme potansiyelimiz olan gerçeklerle, gündelik hayatın içinden açığa çıkardığı gerçekler arasındaki açı farkı.Toplumsal kesimlerde bir bilinç sıçraması yaratacak talepler yerine, toplumsal kesimleri ifade edecek taleplerin seçilmiş olması.

Elbette bu eleştiriler, programın tamamına yönelik değil. HDP’nin yaptığı bu tercihin de bilinçli olduğunu değil, yine memleketteki program tartışmasını önemsiz gören yaklaşım sonucundaki kolektif zayıflığımızın bir ürünü olduğunu düşünmek gerek. Kuşkusuz, “benim taleplerimin savunulması” önemsiz değil, sadece bana yeni bir dünyanın kapılarını aralayan bir yaklaşım ve taleplerin bugün, bu tarihsel bağlamda ifade edilmesi daha önemli.

Diğer yandan, programı sadece eleştirmekle kalamayız. Nihayetinde HDP programı, seçime giren tüm diğer partilerin programlarından çok daha ezilenler lehine, çok daha somut bir program. Örneğin, bu seçimde KP ve HDP’ye oy vermek arasında kalan varsa; “en saf sosyalist programın”, gericiliğe, düzene, emperyalizme, sömürüye karşı olduğunu[3]ama nasıl bir sosyalizm istediğini, ya da sosyalizmden ne anladığını sorgulamakla işe başlaması gerekir. HDP programından zorlama bir sosyalizm çıkartmak değilse de amaç; yaklaşım ve talepler açısından o “programda” söylenmeyenlerin bu programda büyük ölçüde içerildiğini göreceklerdir. Ya da kadınların cinsiyetinden dolayı ezilmesinin diğer ezilme biçimleriyle nasıl ilişkili olduğunu sorgulamak isterlerse, ekolojik yıkım, LGBTİ hakları gibi, HDP Bildirgesinde olan bazı başlıklara ulaşabilirler.

Yine bu seçimde CHP ve HDP arasında kalan varsa; o zaten “AKP’yi geriletmeyi” değil, “ana muhalefeti güçlendirmeyi” düşünüyor demektir. Ama program düzeyinde de, “sendikal hakları genişleten” değil, “her türlü grevin önündeki tüm yasakları kaldıran”; “özel sektöre dinamizm kazandıran” değil, “taşeronu ve özel istihdam bürolarını ortadan kaldıran”, büyümenin nasıl paylaşıldığını sorgulamadan, üretim verimliliği denilen şeyin işçinin daha çok çalışması olduğunu gözlerden saklayarak “üretim verimliliğini artırıp büyümeyi yüzde 6’ya çıkartan” değil, “çalışma saatlerini 35 saate indiren”; “yerli kaynaklara öncelik veren bir enerji politikası” değil, “yenilenebilir bir enerji politikası” istiyorsa, HDP’ye oy vermelidir.

Sonuç

HDP Programının elbette eksiklikleri var. Bunlardan en önemlileri, bütüncül bir perspektif ve sıçrama yaratacak yeni taleplerin kolektif olarak geliştirilmesi yerine, var olanların derlenmiş olması. Ancak, birincisi, bu program, sosyalist bir program tartışmasını bu kadar somut bir biçimde önümüze koyduğu için başlı başına değerli. İkincisi, bu toplumsal kesimlerin seslerine bu kadar sağır, taleplerine bu kadar kör olunan bir ortamda bir siyasi partinin seçim sath-ı mahallini bu talepleri daha güçlü, daha yüksek sesle söylemek üzere bir zemin olarak görmesinin kendisi anlamlı.

Başta söylediğimize dönecek olursak; 7 Haziran seçimleri alınacak yüzdeler açısından HDP ve AKP arasında geçecek, evet. Ama aynı zamanda toplumsal taleplerin ifadesi ve ete kemiğe büründürülmesi açısından da BİZ ve ONLAR arasında net bir ayrım var. Program, bu ayrımın bir nişanesi.

[1]http://hdp.org.tr/guncel/haberler/buyuk-insanlik-cagrisi/6050

[2]http://siyasihaber.org/duran-kalkandan-hdpnin-secim-bildirgesine-elestiri#.VT_un7PaFaJ.facebook

[3]http://haber.sol.org.tr/turkiye/komunist-partiden-secim-aciklamasi-bu-duzeni-sifirla-113314

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar