seçimler, sol ve “devrimci” yerel yönetimler – foti benlisoy -

Yerel seçimler yaklaştıkça sol parti ve oluşumların adayları da ortaya çıkmaya başlıyor. Bu farklı seçim çalışmalarının olanak ve kısıtlarının ne olduğu tartışması önümüzdeki dönemde kuşkusuz hepimizi meşgul edecek. Ancak başlangıç aşamasında gelin, çoğu “devrimci”, “halkçı” ya da “kamucu” sıfatıyla açıklanan bu adaylıklardan hareketle temel bir soruya yanıt aramaya çalışalım: Bir yerel yönetimi “devrimci” ve/veya “halkçı” yapan nedir? Bir yerel yönetim anlayışını hangi temel özellikler nedeniyle bu şekilde tasnif etmek, böyle adlandırmak gerekir? Bir yerel yönetim, mesela sunduğu hizmetlerin niteliği ya da uyguladığı sosyal politikaların alt sınıflar lehine olması nedeniyle mi halkçı ya da devrimci gibi sıfatları hak eder? Yoksa daha esaslı bir kıstasımız olmalı mı?

Önce çiğnenmiş sakızı yeniden çiğnemek pahasına bir hatırlatmada bulunalım: Neoliberal otoriterizm sınıflardan bağımsız soyut bir demokrasiden ziyaden esas olarak aşağıdakilerin demokrasisini hedef alır; yani işçi sınıfının, emekçi ve ezilenlerin kendi bağımsız örgütlenme ve kolektif eyleme geçme kapasitesini tahrip eder. Neoliberalizm ezilenlerin kendi hayatlarını kontrol etmeye dönük enerjilerini, kendi hayatlarına sahip çıkmaya dönük inisiyatiflerini, özgüvenlerini törpüler. Sınıf hareketini ve toplumsal mücadeleleri zorla bastırır, parçalar, atomize eder, böler, hareket edemez hale getirir, itibarsızlaştırır.

Dolayısıyla ezilenlerin ve emekçilerin kendi hayatları üzerindeki kolektif güçlerini artırmaya ve dolayısıyla alt sınıfların yıpranmış kolektif özgüvenlerini tamire dönük sistemli faaliyet, neoliberal bağlamda demokrasi mücadelesinin merkezi öğesidir. Yerel yönetimler düzeyinde “devrimci” ya da “halkçı” sıfatını hak edebilecek örnekler inşa etmek bu mücadele zemininin bir parçası olabilir ancak. Bu anlamda kıstasımız, iyi ya da mesela rant yönelimli olmayan belediyecilik uygulama ve hizmetlerinden önce, bir yerel yönetim deneyiminin halkın kendi kendini yönetme ve kendi yaşamını bizzat ve fiilen idare etme gücünü artırıp artırmadığıdır.

Bu bağlamda “devrimci” ya da “halkçı” yerel yönetimler, örgütlenme biçimleriyle yerelde neoliberalizmin tahrip ettiği kolektif gücün önünü açıyor, aşağıdakilerin kendi kaderine sahip çıkma enerjilerini tamir ediyorsa neoliberal otoriterizm karşıtı bir siyasal stratejinin önemli bir unsuru olabilirler. Yani yereldeki karar alma süreçleri (komiteler yoluyla, katılımcı bütçe gibi formlar vasıtasıyla) ahaliyi “hizmet alıcısı” olmaktan çıkartıp fail kılıyorsa, özneleştiriyorsa yerel yönetimler önemli bir siyasal işlev görmüş olurlar. Bu anlamda tayin edici kıstas, uygulanan politikalardan ya da sunulan hizmetlerin niteliğinden öte yereldeki karar alma mekanizmasının niteliğidir.

Yukarıda yazılanlara paralel olarak, yerel seçimlere giderken adayların kim olduğu ya da ne söyledikleri kadar nasıl belirlendikleri de tayin edici önemdedir. Yerel inisiyatiflerin, yereldeki toplumsal mücadele ve direniş deneyimlerinin aday belirleme sürecine dâhil edilmediği süreçler, “devrimci” ya da “halkçı” yerel yönetim iddiasıyla tezat oluşturur. Çeşitli biçimler alabilecek yerel meclis ve komite pratiklerinin ürünü ve önerisi olmayan ve basitçe parti ya da siyasal örgütlerin belirlediği adaylıklar, ezilenlerin kendi kendini yönetmesi önermesiyle açıkça çelişir.

Yerel yönetimler, temsili sistemin idealizasyonuna karşı ciddi bir meydan okuma teşkil edebilecek (elbette kısıtları olan) deneyimleri gündeme getirebilir. Yani “devrimci” yerel yönetim örnekleri kitleler açısından özörgütlenme ve özyönetim kapasite ve deneyiminin yaygınlaştırıldığı önemli birer pratik siyasal-eğitsel çalışma halini alabilir. Aşağıdakilerin kendi kendini örgütleme kapasitelerinde yerel yönetim deneyleri aracılığıyla gündeme gelecek her sıçrama, her ilerleme, liberalizmin, yani “piyasa ekonomisi” ve oligarşi-demokrasi kırması bir siyasal sistem olan parlamenter demokrasinin meşruiyetinde çatlaklar açabilir. Mevcut parlamenter sistemin kısıtlarının ötesinde “doğrudan” karar alma ve popüler denetleme formları, neoliberalizmin müsebbibi olduğu kolektif özgüven ve siyasal-moral güç erozyonuna karşı set çekebilecek deneyimleri kışkırtabilir. İşte bu anlamda da “devrimci” yerel yönetim deneyimleri anti-neoliberal bir strateji çerçevesinde anlamlı bir yer edinebilirler.

Sosyalist hareketin her yerel yönetim deneyimini, her yerel seçim çalışmasını, pragmatik kaygıları öteleyerek işte bu zaviyeden ele alması, “stratejik” bir gerekliliktir. Kıssadan hisse: Emekçi ve ezilenler açısından sınırlı ve küçük de olsa bir özyönetim ve özörgütlenme deneyimine dönüşmeyen her belediyecilik deneyimi, kapitalist devletin kurumlarını (belediyeleri) daha “iyi” yönetmeye dair teknik bir tartışmadır. “Aşağıdakilerin”  mücadelelerinden doğmuş (eksiğiyle gediğiyle) yerel karar alma mekanizma ve inisiyatiflerine yaslanmayan, onlardan doğmayan ve esas itibariyle parti örgütünce yukarıdan aşağı şekillendirilen her yerel seçim çalışması, (istesek de istemesek de) işleyiş ve yönelişi itibariyle dar anlamda seçimciliktir. Yerel seçim tartışmalarına başlarken aklımızda bulunsun.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar