Seçimin iptaliyle haritası çıkarılmamış sulara girerken… -

 

Sosyalist siyasetçi Leon Blum, Fransa’nın siyasal kaderine yirmi küsür yıl boyunca hükmetmiş Charles de Gaulle hakkında şöyle yazıyordu: “Onun katılık ve uyuşmazlığı büyük ölçüde istemliydi. Zayıf olduğu için uzlaşmazlığın yegâne silahı olduğunu söylemekten hoşlanırdı”. De Gaulle için uzlaşmazlık/katılık bir mizaç meselesi olmaktan çok akut bir zayıflık halinde kaçınılmaz hale gelen bir siyasal tutumdu.

Teşbihte hata olmaz: “Türkiye ittifakı” üzerine yapılan onca spekülasyona ve olası bir (kısmi de olsa) “normalleşmeye-musafahalaşmaya” dair nahif beklentilere rağmen 31 Mart seçimini İstanbul için iptal edip yenilemeye götüren “uzlaşmazlık”, güçten çok zaaf belirtisidir. Geri adım atamayacak, bir milim geri çekilmeyi dahi göze alamayacak kadar esnekliğini yitirmiş, sürekli olarak “ileriye doğru kaçmak” zorunda olan, manevra alanı daralmış bir iktidarın işaretidir. İktidarın (Troçki’nin deyimiyle) “bugünkü zayıflığının, dünkü gücünün gölgesiyle giyinmiş olarak karşımıza çıkması” kimseyi yanıltmamalıdır.

Kitlelerle lider arasındaki “mistik” bağ aracılığıyla bir otokrasi yaratma girişimi, AKP’nin toplumsal çoğunluğu yitirmiş bulunduğunun tescillenmesi durumuyla, ağır çekim erozyonun hızlanıp görünür hale gelmesiyle nasıl baş edeceğini bilmez görünmektedir. 31 Mart sonrası iktidar cenahındaki dağınıklık ve sakilliğin, hiçbir meşruiyet kaygısı gütmeyen “ben yaptım olduculuğun” nedeni budur.

İstanbul seçiminin iptali, iktidar açısından eski (ve “CeHaPe zihniyetine” ait) bir sloganı hatırlatıyor: “Durmayalım düşeriz”. Hız (yani istikrarsızlıkta istikrar) bağımlısı haline gelmiş, memleketi ancak sürekli türbülansa sokarak idare edebilen iktidar, serbest seçim ve sandık güvenliği ilkelerini ayaklar altına alarak o çok kullanılan (ve problemli) metaforla “hepimizin içinde olduğu gemiyi”  haritası çıkarılmamış sulara sokmuştur.

Eskinin, çok eskinin haritalarında bilinmeyen (haritalandırılmamış) alanlar ister istemez boş bırakılır ama bazen de bu alanlar, özellikle denizler, hayal ürünü canlılarla süslenirdi. Bizim “haritası çıkarılmamış sularda” bekleyen canavarlarsa hayal mahsulü olmaktan uzaktır: Siyasal ve toplumsal güç ilişkilerinde daha şimdiden keskin değişimlere yol açan bir iktisadi krizin ortasında ve uluslararası ilişkilerde Türkiye’nin konumunu tartışmaya açan jeostratejik bir sarsıntı yaklaşırken bir de ağır bir siyasal meşruiyet krizi manzaraya eklenmektedir.

Kriz zaten “aşağıda” iktidarın toplumsal tabanını istikrarsızlaştırmakta, “yukarıda” ise iktidarın hâkim sınıfın çeşitli fraksiyonlarının bütünlüğünü sağlama kabiliyetini erozyona uğratmaktadır. Buna eklenen siyasal meşruiyet krizininse şimdilik (kısmen) oy oranlarında ve parçalı işçi direnişlerinde ifadesini bulan “aşağıdan yukarı” dikey sınıf savaşlarını ve özellikle de (hâkim sınıf içi) yatay sınıf savaşlarını kışkırtması muhtemeldir. 7 Haziran – 1 Kasım senaryosunun bir “sequelini” çekmek, yani “ikinci turda” muhalefeti bölüp iktidarın tabanını konsolide ederek yenilgiyi zafere çevirmek bu nedenle sanıldığı kadar kolay değildir.

Ancak beyhude iyimserlik karşısında dikkat: İktidarın zafiyeti onun gücünün kaynağı haline gelmektedir. Devlete sandıktaki kitle mobilizasyonuyla, yani “millet” aracılığıyla ve “millet” adına el koyma stratejisinin iktidarın elinde bir kozdan onun yumuşak karnına dönüşmesi, seçimin iptal ve yenilenmesini iktidar açısından siyasal ömrünün en belirleyici kumarı haline getirmektedir. 31 Mart’ta kaybedemeyince bir daha kaybetmeyi hiç göze alamayacak, kısmi kayıplar yaşamamak için her şeyi kaybetmeyi riske eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Havuç yetmeyince sopadan başka çıkışı olmayan, devamlı rest çekmekten başka çaresi kalmamış, Rubicon’u geçip gemileri yakınca her şeyi göze alabilecek bir iktidarla. Zaafın getirdiği bu cüret ve paradoksal güç; tehlikeli olan budur…

Gramsci “aklın kötümserliği ve iradenin iyimserliği” gereğini vurgulamadan hemen önce, “en kötü dehşet karşısında umutsuzluğa düşmeyecek ama her küçük şeyden de heyecana kapılmayacak sabır ve makullüğe” olan ihtiyaçtan bahsetmişti. Haritası çıkarılmamış sulara girerken lazım gelen kolektif ruh durumu tam da budur…

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar