Seçime Doğru: Yanlıştan Dönememek… -

 

31 Mart’ta gerçekleştirilecek yerel seçimler için, ‘yüksek siyaset’ katında yoğun bir aday belirleme pazarlığı devam ederken, ahali nezdinde seçimlere yönelik ilgisizlik hâkim. Seçim kampanyalarının başlamasının ya da adayların açıklanmasının da yerel seçimlere yönelik kayıtsızlık halini dağıtmaya yetmediği görülüyor.

16 Nisan Referandumu ve 24 Haziran seçimlerinde geniş kesimler daha aktif bir mobilizasyon içindeydiler. Bilindiği gibi bu iki seçim süreci, siyasal iktidar açısından otoriter-plebisiter rejimin meşruiyet zeminini oluşturmada basamak olarak kullanıldı. Sürekli toplumsal onay almaya, meşruiyet kazanmaya ihtiyacı olan otoriter-plebisiter rejim, seçimlerden öyle ya da böyle belli bir meşruiyet devşirerek çıkmayı başardı. Bunda başta CHP, kurumsal ya da ‘düzen içi’ muhalefetin, geniş toplumsal kesimlerin değişim talebini sinizme kurban eden statükocu politikalarının yadsınamaz rolü bulunuyor.

Açıktır ki yeni rejiminin tahkim edilebilmesi için ortaya çıkarılan “ittifak” sistemi, HDP ve ortak hareket ettiği muhalif kesimleri dışlayan, piyasacı, statükocu ve milliyetçi iki ana eksen etrafında oluşmaktadır. Yerellerde aday belirleme süreçleri bütünüyle yukarıdan aşağı şekilde ve basit matematiksel hesaplar üzerinden yapılmakta, her iki ittifak da yerel yönetim anlayışlarının hangi açılardan farklılaştığına dair ciddi bir program sunma gereği dahi duymamaktadır. Cumhur ve Millet ittifaklarının bileşenleri birbirlerinin lehine bölgesel olarak seçimlerden çekilebilmekteler.

Yerel seçimler; ‘devletin bekası’ gibi ulvi ve büyük amaçlarla yürütülen mücadelenin bir cephesi gibi gösterilirken, tüm süreç bir ihale paylaşım sisteminden farklı ilerlememektedir. Cumhur ittifakı karşısında,  Millet ittifakının yerel yönetim anlayışı da eşitlikçi, katılımcı, demokratik, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gözeten ve ekolojist bir içerikten tamamen yoksundur. Neredeyse yegane iddiası, iktidar blokunun yıpranmasının otomatik olarak kendi hanesine yazmasını beklemekten ibaret bir ‘muhalefet’ anlayışından ibaret hale gelmiştir.

Dahası sürekli bir teyakkuz halinde, asıl acil gündemin faşist-otoriter AKP-MHP ittifakını geriletmek olduğu ve bunun yolunun da CHP-İYİ Parti ittifakı lehine ‘bas-geç’ci tutumdan geçtiği iddiası, alternatif ve kurucu bir politik hat örmenin hayatiliğine gölge düşürmektedir.

HDP’nin nereye işaret ettiği tam açık olmayan ‘demokrasi güçleri’ lehine Batı illerinde aday göstermemesi ve büyük şehirlerde parçalı bir duruş sergilemesi, toplumsal muhalefet açısından bütünlüklü bir politik hat kurmanın, üçüncü bir seçenek yaratmanın imkanlarını sınırlamaktadır. Diğer yandan HDP’nin kimi metropollerde aday göstermeme tutumu karşısında sosyalist solun öne çıkarak yaşanan bütünlüklü kriz karşısında emekçi kesimlerin bağımsız kürsüsünü oluşturma iddiasını gösterememesi, tersine mevcut egemen bloklardan birine eklemlenmeyi seçmesi ya da en iyi ihtimalle kendini büyütmekle sınırlı, siyaseten daraltıcı refleksler sergilemesi önümüzdeki dönemin mücadelelerine hazırlık yapma fırsatının cömertçe harcanması anlamına gelmektedir. Oysa siyaseten giderek birbirine benzeşen bloklar karşısında ezilenlerin, emekçilerin ve kadınların sesi olmaya soyunan çoğulcu ve katılımcı kampanyalar inşasına emek harcanması, alınacak sonuçlar bir yana sosyalist hareket ve toplumsal muhalefetin yeniden inşasında kilit rol oynayabilirdi.

Batı’da varlık gösteren muhalif ve sosyalist odaklar için, iki statükocu ittifak cephesi arasında kalmadan kendi alternatif siyaset arayışlarında ısrar etmek hayati görünmektedir. Doğrudan gündelik hayata dair gündemleri-sorunları ilgilendiren yerel seçimler, toplumsal-kentsel talep ve politikaların öne çıkmasına zemin sunmaktadır. Muhalif kesimler, Batı’da AKP-MHP iktidar cephesini geriletmek adına, kendi alternatif duruşlarından ve politik sözlerinden diğer bir statüko cephesi lehine geriye düşmemelidir. Herhangi bir toplumsal-sınıfsal içeriği olmayan, yerel düzeyde mevcut idari-iktisadi-sosyal modelin karşısına kent hakkını temel alan bir anlayışa işaret etmeyen bir sözde iktidar karşıtlığının toplumsal muhalefeti bir stepne konumuna sürüklediği açıktır. Rant ekonomisine dayalı merkeziyetçi neoliberal yerel yönetim anlayışına karşı doğrudan demokrasi ve kent hakkı mücadelesinin kanallarını oluşturmanın mücadelesi ertelenemez.

Yerel seçimlerde;

Kürt illerinde ve Batı’da HDP’nin aday gösterdiği yerlerde HDP’ye eleştirel de olsa destek olunmaya devam edilmesinden çekinmemek gerekir. HDP’nin eleştirdiğimiz seçim taktiğini bahane kılıp kitleleri sözde ‘düzenin sarılı morlu partilerine mahkum etmemek’ iddiasındaki şoven duruşlara geçit verilmemelidir. Adaylar arasında emekçilerin, kadınların, gençlerin, LGBTİ bireylerin, farklı etnik ve dinsel kimlikli bireylerin, kent ve ekoloji mücadelesi aktivisitlerinin olmasına dair çağrılar yapılmalı ve böylesi adaylar desteklenmelidir.

CHP-İYİ Parti ittifakı karşısında net bir tutum gösterilmelidir. CHP otoriter rejime karşı, gerçek muhalefet imkanlarını sınırlayan pratik adımlar atmayı sürdürüyor. CHP’nin kendi tabanının değişim talebi ve enerjisini sokaktan ısrarla uzak tutup, bunu bir türlü korun(a)mayan ve giderek daha fazla iktidarın insafına  terkedilen sandık kutularına hapsetmeyi tercih etmesi, aynı zamanda HDP’ye ve temsilcilerine yönelik baskılara verdiği örtük ve utangaç destek bunun en bariz örnekleridir. Üstelik CHP, iktidarın yerel seçimlerin içeriğini siyasetsizleştirip bir yönetişim prosedürüne indirgeme politikasını sürdürmekte, iktidar karşısında sadece biçimsel bir muhalefet göstermektedir. Seçimler dahil her fırsatta otoriter yuvarlanıştan çıkışın bu ‘muhalefetle’ söz konusu olamayacağı ve bu bakımdan üçüncü bir seçeneğin inşasının hayati olduğu ısrarla vurgulanmalıdır.

İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz ve bunun toplumsal-kentsel alanlarda yarattığı tahribatlar yakıcı biçimde ortada durmasına rağmen,  bunlar seçimlerin ana gündemleri arasında görülmüyor. Oysa emek ve doğanın hoyratça sömürülmesine dayalı mevcut sermaye birikim rejiminin yarattığı kentsel sorunların, ekonomik ve ekolojik krizin artık gündelik yaşantımızın bir parçası olduğu, sadece büyükşehirlerin değil Anadolu’nun her köy ve kasabasının sermaye tarafından talan edildiği bir ortamda yerel seçim süreci, kent ve yaşam hakkını gasp eden neoliberal belediyeciliğin ifşa edildiği bir zemin olmalıdır.

Gerçek alternatifler ancak statükocu hatların sınırlarından çıkarak ve iktidarın yarattığı kutuplaşmaları aşmaya çalışarak inşa edilebilir. Bunun için tüm ezilenler ve emekçiler arasında daha sıkı ağlar ve birliktelikler örmeyi hedefleyen sol/sosyalist bir iradeye, alternatif kurucu bir politik duruşa ihtiyaç devam ediyor. Böyle bir üçüncü seçeneğin inşasına işaret etmeyen her tutum, siyasal iktidarı geriletmek bir yana, dönüp dolaşıp içerisine kıstırıldığımız zorbalık döngüsünü pekiştiriyor.

Toplumsal mücadeleler içerisinde de seçimlerde de mevcut kurumsal muhalefetin ötesine işaret eden, hâkim siyasal bloklaşmayı istikrarsızlaştırmayı hedefleyen ve dolayısıyla da istibdat rejimine takoz koyabilecek bir seçeneğin inşası, acil bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Bu yolda küçük de olsa adımlar atarak aslında mevcut muhalif potansiyelleri çoğaltmayı değil de kuru sıkı bir pragmatizmi seçmek, bizi zaten çıkmaz sokağa sürüklemiş bir büyük hatadır. Yanlıştan öğrenmenin ve hatadan dönmenin zamanı geldi de geçiyor…

Başlangıç, 12.02.2019

Bulunduğu kategori : Başlangıç Yazıları

Yazar hakkında

İlgili Yazılar