Seçimden sonrası tufan -

 

İktidar 31 Mart’ta karşı karşıya kaldığı kısmi ve “yönetilebilir” yenilgiyi kendi elleriyle hezimet haline getirdi. 31 Mart’ta manzara iktidar için nahoştu elbette ama çok da can yakıcı değildi. Düzenli bir geri çekilişle ricatı önlemek, kayıpları minimumda tutmak, ağır çekim erozyonu gizleyerek tabanın moral bütünlüğünü muhafaza etmek pekâlâ mümkündü. Olmadı. Rejim yenilemeyecek kadar güçlü olduğu vehmiyle aslında mevzi bir yenilgiyle dahi baş edemeyecek zayıflıkta olduğunu dünyaya ilan etti. İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı seçimini yine rejimin ve liderin oylanacağı bir plebisite dönüştürdü. Bunun riskli bir adım olduğu, taviz verememenin, geri adım atamamanın bir zayıflık alameti olduğu, “ya hep ya hiç” çizgisine sıkışmış olmanın daha büyük yenilgilere kapı aralayabileceği o zaman da yazıldı.

Yazıldı yazılmasına da sonucun böyle bir hezimet, mevcut iktidar blokunu destabilize etme potansiyellerini gündeme getiren bir bozgun olacağı da büyük ihtimalle kimse tarafından tahmin edilemedi. Adını koyalım: Memleketin siyasal topografyasında devasa bir değişimin işaretini veren, siyasal güç dengelerinde büyük sarsıntılara yol açacak bir “tektonik kayma” bu. Kesin sonuçları daha dikkatli irdelemek gerek elbet ama ilk izlenim, uzun zaman sonra belki de ilk defa siyasal bloklar arasında dikkate değer bir hareketliliğin-kaymanın gerçekleştiği, küçümsenmemesi gereken bir kesimin iktidar blokundan muhalefete doğru geçtiği yönündedir. Yani mesele sadece iktidar tabanındaki konsolidasyon eksikliğiyle açıklanabilecek boyutları aşmıştır. Seçimi yeniletme, iktidar için “ağır çekim erozyonu” ya da “yavaş ölümü” hezimet ve kopuşa-kırılmaya dönüştüren, telafisi güç bir ağır hataya dönüşmüştür.

İktidar cenahı şimdilik seçim sonuçlarını önemsizleştirme gayreti içinde. 31 Mart gecesi iktidar açısından anlamlı olabilecek böyle bir tutumun 24 Haziran’da hiçbir hükmü kalmamıştır. Ana akım muhalefet istediği kadar “Erdoğan’la birlikte yönetmek” çağrıları yapsın, erken seçim talep edilmeyeceği garantileri versin. İktidarı da muhalefeti de böylesi ezici bir yenilginin iktidar blokunu istikrarsızlaştıracağını, iktidar partisi içindeki güç mücadelesini, olası kopmaları da içerecek şekilde kışkırtacağını bilmektedir. AKP içinde MHP ile koalisyonun muhasebesi, MHP içinde de Erdoğan ile koalisyonun muhasebesi muhakkak yapılacaktır. Kürt meselesi şu son yılların iktidar koalisyonunun harcıydı; Kürt siyasal hareketinin yeni sistemde (Erbakan’ın bir zamanlar kullandığı tabirle) “anahtar parti” haline gelişi de o koalisyonun temellerini sarsmaya adaydır.

Dahası var: AKP kökenli muhaliflerin ikiz partileşme süreçleri sekiz küsür puanlık bir farktan sonra ivme kazanacaktır. Bizatihi Erdoğan’ın siyasal karizması ciddi yara almış, “yenilmezlik” halesi yere düşmüştür. Bu durum, Erdoğan’ın devletin kurumsal mimarisindeki özgül ağırlığını da etkileyecektir. “Milli iradeyle mistik bağı” en güçlü silahı olan liderin yenilgisi, onun gücünü de muhakkak olumsuz etkileyecektir. Daha şimdiden “partisiz cumhurbaşkanı” tartışmalarının boy göstermesi tesadüf değildir. Uzatmayalım: Zaman iktidar blokunda çoklu ve muhtemelen “can acıtacak” iç mücadeleler zamanıdır. Ana akım muhalefet bu güç mücadelelerini izleyecek ve kopmalarla, kırılmalarla iktidar meyvesinin daha da olgunlaşmasını bekleyecektir.

Seçim sonuçları iktidarı destabilize edecek ağır bir yenilgi evet ama önümüz kriz ve iktidar da ana akım muhalefet de krizden çıkışı, farklılıklar bir yana, esas olarak emekçileri daha da güçsüzleştirecek bir doğrultuda görüyor. Türkiye’deki şefçi/Bonapartist momentin bir “demokratikleşme” momentine evrilivermesi bu nedenle öyle kolay değildir. Kriz şimdiden şefçi rejimin üzerine bina edildiği toplumsal zemini istikrarsızlaştırmıştır. Eski şimdiden eskimektedir. Ancak ana akım muhalefetin “demokrasi” çağrısının sınıfsal muhteviyatı zayıftır; yoksulluğun israfsız yönetilmesinden öteye geçmemektedir. Siyasal iddiasıysa muğlak bir “normalleşme-kucaklaşma” söyleminden ibarettir. Dolayısıyla şefçi momenti bir demokratikleşme momentine dönüştürecek toplumsal güçleri açığa çıkartacak bir iddia ve cesarete sahip değildir. Her şey bambaşka olacaktır o kesin de her şeyin çok güzel olup olmayacağı bu nedenle koskoca bir soru işaretidir.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar