Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü ile Cizre’deki Son Durum -

Karşı Radyo, Cizre’deki son duurm ile ilgili  Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü ile görüştü.

Merhaba Sebahat Hanım. Son sürece dair ne düşünüyoruz? Durum nedir? O tarafta yaşananlar nedir? Dinleyicilerimize aktarmak istedikleriniz nelerdir?

Biliyorsunuz aslında AKP hükümeti, daha doğrusu Tayyip Erdoğan, 7 Haziran seçimlerinde çıkan iradeyi yok sayarak Türkiye’de aslında yeni bir dönem başlatmış oldu. Yani 1 Kasım’da erken seçim diyerek, yani seçimlerin yenilenmesinden önce de bir savaş kararını devreye soktu. seçim öncesi artık “masa yok, taraflar yok, çözüm yok” açıklamaları, seçimden sonra süreç buzdolabındadır gibi açıklamaları aslında gerçeği ifade ediyor. Dolayısıyla, Kürt Sorunu’nda insanların Türkiye kamuoyunun “Barış beklentileri” bu yaklaşımla birden başka bir noktaya dönüştü ve Suruç’taki patlamaların ardından bir savaş dalgası başlamış oldu. Kürt halkı da aslında bu savaş politikalarına karşı kendi iradelerine, halkın iradesine yönelik bu yaklaşıma karşı başka bir yaklaşımla cevap verdi. Özellikle, “kendi öz-yönetimlerimizi ifade ediyoruz. AKP’nin bizim irademizi yok sayan politikalarını kabul etmiyoruz. Bizim devletle sorunumuz yok ama devletin baskı-zor politikalarını, Kürdistan’daki savaş politikalarını reddediyoruz” diye söyledikleri süreçte devlet bu, özellikle öz-yönetim ilanlarının ya da kendi kendimizi yönetmek istiyoruz diye açıklama yapılan yerlere bütün şiddetiyle cevap verdi. Sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Güvenlik bölgeleri oluşturuldu. Bu aslında yıllardır denenmiş, sonuç alınamamış güvenlik politikaları yeniden dönmüş oldu. Bir yandan da ateşkes süreci bitmiş oldu. Özellikle Kandil’in bombalanması, arkasından KCK’nin de ateşkesi bitirmiş olması, savaşın ve çatışmanın da derinleşmesini beraberinde getirdi. Bunun yansımaları sadece Kürtlere yönelik değil, olduğu günden bugüne bütün Türkiye’yi asker, sivil, polis yüzlerce insan yaşamını yitirdi ve yitirmeye devam ediyor. En sonunda Cizre’deki olayı hep birlikte takip ediyoruz. Cizre’de bugün sekizinci gündür. Sürekli bir sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş durumda, bu bir olağanüstü hal aslında. Ve Cizre’deki insanlar şu an yaşamsal ihtiyaçlarına kavuşamıyorlar, su yok, ekmek yok… Sokağa çıkamıyorlar, sokağa çıktıkları için öldürülüyorlar. Yani 7 yaşındaki çocuktan 90 yaşındaki insana kadar hepsi hedef haline gelmiş durumda. Ve sokağa çıkma yasağının ilan edildiği günden bugüne 20’den fazla sivil yaşamını yitirdi. Toplamda 2 aylık sürece baktığımızda 100’e yakın insan yaşamını yitirmiş durumda. Aslında biz katliamla karşı karşıya kalmış durumdayız. Ona karşı da halk direniyor. Sokağa çıkma yasağına rağmen direniyor. Sesini dünya kamuoyuna duyurmaya çalışıyor. Devlet, Kürt halkına karşı direnirken, dışardakilerin de Batı’nın da bütün dünyanın da bu sesi duymasını istiyor. Şimdi biz de Halkların Demokratik Partisi (HDP), Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Demokratik Toplum Kongresi’nden (DTK) arkadaşlarla bu sürece son verilmesi için çaba harcıyoruz. Ve halkın orada yaşanan direnişini kamuoyuna yansıtmak ve bu sürece son vermek için Cizre’ye gitmek istedik biliyorsunuz.

 

Evet.

Ama ne yazık ki Cizre’ye gidemedik. Bırakalım Cizre’yi daha Mardin çıkışında Midyat’ta önümüz kesildi ve biz yürüyerek alternatif yollar kullanarak İdil’e kadar gidebildik. Cizre’ye gitmemiz engellendi. Israrımız sonuç almadı, engellendi. Şimdi burada şu soruyu sormak gerekir: Milletvekilleri, Bakan, bir partinin Eş Genel Başkanları’nın olduğu bir yerde neden Cizre’ye sokulmaz? Demek ki Cizre’de çok büyük bir insanlık suçu işleniyor ve bunun gösterilmesini kimse istemiyor. Aksi takdirde, böyle bir heyetin Cizre’ye gidip Cizre’deki sorunların çözümü konusunda inisiyatif alması, buradaki sorunları çözmek istemesi, bir şekilde kabul edilmesi gereken bir yaklaşımken; aksine savaşı, çatışmayı derinleştiren, heyetin girmesini engelleyen bir yaklaşımla karşı karşıya kaldık. Bu ciddi bir sorun diye düşünüyorum. Ama heyetin şöyle bir yararı oldu. En azından “Cizre’de ne yaşanıyor?” sorusunu kamuoyu sormaya başladı. Türkiye kamuoyu da sormaya başladı. Ben bunun bir etkisinin olduğunu düşünüyorum ama hala sokağa çıkma yasağının devam ediyor olması, orada hala ölümlerin olması ve insanların ihtiyaçlarına kavuşmaması ciddi bir sorun. Çünkü orada şimdi salgın hastalıklar başlayabilir. İnsanlar aç ve susuz… Bu nedenle ölümler olabilir. Şimdi keskin nişancıların vurması nedeniyle oradaki çatışma nedeniyle yaşananlar, korkarım ki bu süre. uzatılırsa açlık ve susuzluk nedeniyle yaşamlarını yitirecekler. Bunun olmaması için aslında Türkiye kamuoyunun da Cizre halkına ses vermesi, Cizre halkının bu mücadelesini, direnişini görmesi, bu devlet politikasının geri adım attırılması için mücadele etmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

 

Sayın Tuncel, Cizre Kaymakamı Ahmet Adanur ile görüşebildiniz mi? Ya da Şırnak valisi? Ne diyorlar bu yasadışı tutum konusunda?

Ben görüşmedim ama heyetimiz adına arkadaşlarımız görüştüler. Vali, kaymakam değil sadece İç İşleri Bakanı’yla da görüşüldü ki 2 bakan bizimle birlikteydi. Merkezi bir karar olduğu çok belli. Şırnak’ın bu konuda hiçbir yetkisi yok. Ankara’dan yönetilen bir karar ve heyetimizin girmemesi konusunda zaten Cumhurbaşkanı’nın açıklaması oldu, İç İşleri Bakanı’nın açıklaması oldu. Biliyorsunuz onlar kendi yaklaşımlarını ifade etmiş oldular. Dolayısıyla bu Şırnak meselesi değil. Ankara’dan hatta saraydan yönetilen bir süreç.

 

Bir irade savaşı gibi görünüyor. Zaten 400 milletvekili vermediğiniz takdirde bunun sonuçlarına savaş olarak katlanacaksınız demişti. Peki şimdi heyet nereye gidiyor, kararı ne heyetin?

Heyetimiz iki gruba ayrıldı. Bir grup arkadaşımız aslında bugün başlayıp Cizre’ye bölge gezisi yapacaktık. Ama grubu İdil’de yaptık Cizre’ye giremediğimiz için aöa bölge gezisi devam edecek. Diğer heyetimiz de İdil’de kalıp Cizre’ye girişi zorlayacak. Bu ablukanın, sokağa çıkma yasağının kaldırılması konusunda, yine insani ihtiyaçların Cizre’ye ulaştırılması konusunda çalışmalarda, girişimlerde bulunmaya devam edecekler. Dolayısıyla, yine bazı arkadaşlarımız kendi görevlerinde çalışmaya devam edecek. Mesele sadece bu değil, özellikle Batı’daki HDP’ye yönelik saldırılar, ırkçı yaklaşımlar da aynı zamanda bizim gündemimizde. Yani bulunduğumuz her yerde bu savaş politikasına karşı mücadelemizi yürütmeye çalışıyoruz.

 

Provakasyonlar sonucu parti binaları basılıyor, yüzlerce saldırı oldu. Genel merkez yakıldı. Bu konuda partiye gelen herhangi bir soruşturma sonucu var mı? Yani alanen devlet destekli bir saldırı süreci yaşanıyor, bunlara dair ne düşünüyorsunuz?

Sizin de ifade ettiğiniz gibi bunlar tek merkezden yönetilen bir şey. Parti genel merkezimizden, il ilçe binalarımıza 400 nokta iki gün boyunca yakıldı. Hep aynı ekip olduğunu görüyoruz. Aslında AKP’ye bağlı gençlik birimleri polisin de desteğiyle parti binalarımıza yönelik saldırılar gerçekleştirildi. Sadece saldırı değil, aslında Sivas’ı hatırlatan görüntülerle parti binalar yıkıldı, insanların iş yerleri yakıldı, halk kürtçe konuşuyor diye yurttaşlarımız katledildi. Bunlar aslında Türkiye’nin nasıl bir hale geldiğinin de nasıl bir şuursuzluk yaşandığının da çok net göstergesi. Bu şuursuzluk da AKP eliyle gerçekleştirildi ve aslında halkları karşı karşıya getiren bir politika oldu. Yani bu ülkede savaşın, çatışmanın asıl sorumluları partimizi hedef gösterek kendi savaş politikalarına destek bulmaya çalışıyorlar. Ama bunun hiçbir karşılığı yok. Artık Türkiye kamuoyu da barış istiyor. Bugün ölen askerlerin aileleri bile bu politikayı artık yutmadıklarını, bunun AKP’nin savaş politikası olduğunu çok net ifade ediyor. Şimdiye kadar biliyorsunuz şehit ailelerinin arkasına sığınanlar, şimdi bu aileler AKP’nin savaş politikasını istemediklerini söylüyor. Bu iradenin bir şekilde Türkiye’ye barışı getireceğini düşünüyorum. Hem Kürdistan’da hem Türkiye’de barıştan yana olan insanların, barış için sesini yükseltenlerin seslerinin giderek çoğaldığını görüyoruz. Partimize saldıranlar, Kürdistan’da halkımıza zulüm edenler amaçlarına ulaşamayacak, halklarımız kazanacak. Türkiye mutlaka demokratikleşecek. Türkiye’de gerçekten demokratik, özgürlükçü, kadın özgürlüğüden yana, ekolojik bir perspektifle yeni bir sistem inşa edilecek diye düşünüyorum. Çünkü Tayyip Erdoğan sürekli bir rejim değişikliğinden bahsediyor. Türkiye bu haliyle gitmez, bu doğru. Bunun çözümü Tayyip Erdoğan’ın başkanlığı değil, Türkiye’nin tek adam rejimine mahkum olması değil aksine çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı yapısına uygun demokratik özgürlükçü bir sistemin ve bunun anayasasının yapılmasıyla sorunlar çözülecek diye düşünüyorum. Tek adam rejimine karşı gerçekten demokrasiyi, özgürlükleri savunmak herkesin görevi. Bunun mutlaka hayat bulacağına inanıyorum. Daha çok ölüm olmadan, daha çok insan ağlamadan ve daha çok toplum birbirine karşı kışkırtılmadan, bu kaygı olmadan gerçekleşir diye düşünüyorum.

 

Çok teşekkür ediyoruz sayın Tuncel. Zor bir dönemden geçiyoruz, siz de zor bir dönemde zor bir iş yapıyorsunuz, kolay gelsin diyoruz.     

Ben teşekkür ediyorum. İyi günler.


 

Ertuğrul bey merhaba. Nelerle karşılaştınız, ne gibi engellerle? Neler yapıyorsunuz, neler planlıyorsunuz?

Şimdi bugün İdil’de grup toplantımızı gerçekleştirdik. Orda kalan vekillerimize ek olarak 10 vekilimiz daha geldi ve HDP meclis grubu toplantımızı İdilde yaptık. Selahattin Demirtaş orada genel yaklaşımları anlattı. Onları ulusal medyadan takip edebilirsiniz. Ben ek olarak şunları söylemek isterim. Onlardan farklı olarak, birincisi biz şu an Cizre’ye girebilmiş değiliz; fakat bunun için diretmekten de vazgeçmiş değiliz. Demirtaş ve bir grup arkadaşımız bölge gezisi başlatıyorlar oralarda Cizre ve bölgeyle ilgili gerçekleri anlatmak için. İkincisi İdil’de daimi bir kriz masası oluşturduk. Cizre’yle dayanışma merkezi haline getiriyoruz. Üçüncüsü, vekillerimiz her dakika en az on vekilimiz olacak şekilde İdil’de üstlenecekler ve yarından itibaren yeniden Cizre’ye giriş için kolları sıvayacaklar. Bugünü şu nedenle iyi bir bekleme dönemi olarak seçtik. Ankara’dan gelen haberlere göre bugün Cizre’de sokağa çıkma yasağının kaldırılması olasılığı var biz bu olasılığı hesaba katarak bugün mümkün mertebe bu ihtimalin gerçekleşmesine yardımcı olmak istyoruz. Olmadığı takdirde yarından başlayarak tekrar Cizre’ye girmek için gereken bütün çalışmaları yapacağız. Durum budur. Cizre’de ölü sayısına her gün en az bir kişi ekleniyor ve bu cenazeler de kaldırılabilmiş değil. Sokağa çıkma yasağı yirmi dört saat sürüyor. Bu nokta bizim için çok önemli, çünkü dünyanın hiçbir yerinde bir günden daha fazla yirmi dört saat sokağa çıkma yasağı uygulanamaz. Türkiye’de uygulanmadı bugüne kadar. Çok yönetimler gördük ama hiçbir zaman sokağa çıkma yasağı bir günden fazla sürmedi çünkü hayat sürmez, çalışma yürümez. Düşünebiliyor musunuz, bir insanın yaşadığı bir şehirde sekiz gündür dokuz gündür 24 saat sokağa çıkma yasağı varsa üretim durmuş demektir. Sağlık birimleri çalışmıyor demektir, eğitim birimleri çalışmıyor demektir. Bugün almış olduğumuz haberlere göre cuma namazı da yasaklanmış durumda. Camilerin anahtarlarının toplandığını cami imamlarından haber aldık. Cizre böyle bir yer. Dolayısıyla burada insani olan bütün faaliyetler sosyal olan her şey ortadan kaldırılmış yani insanlar birer bitki gibi oldukları yere hapsedilmiş durumdalar. Tabii buna çok büyük bir reaksiyon var. Cizre’de insanlar buna rağmen bir direniş sürdürüyorlar. Aslında bütün bu olanların amacı Cizre’yi teslim almak son eve kadar her evin içerisine girmek. Hükümetin peşinde olduğu şey, bu insanlarda hayatlarını devletletlerinden korumak için direniyorlar. Ve bu aslında başarılı oldu diyebiliriz. 9 gün boyunca bizim elimizdeki sayılara göre 20 insanı öldürdüler, bunların içerisinde hiçbirisi de PKK gerillası ya da milis gücü değildir, sıradan insanları öldürdüler bu başarılı direnişte. Halkın 20 hayatına mal oldu. Bugün Selahattin Demirtaş bunların 14’ünün kimliğini açıkladı. Hepsi sıradan yurttaşlarımız. Aralarında bebekler, kadınlar, çocuklar, çok yaşlı insanlar var. Bu zulme karşı harekete geçtik, bunun sona ermesi için de çabamızı sürdüreceğiz bitene kadar. Bu eninde sonunda son bulacak . Bence hükümetin bizim görmemizi, toplumun görmesini istemediği o kadar çok şey oldu ki o yüzden ne bizim gelişimize ne başka kimsenin Cizre’ye girişine izin veriyor. Ama sonsuza kadar bu şehri kapalı tutamazsınız sonunda o şehrin kapıları açılacak ve onunla birlikte AKP’nin bütün suçları gün ışığına çıkacak ve o günü bir gün daha öne alabilirsek hem yurttaşlarımızın hayatlarını kurtarmış olacağız hemde bu suçların yargılanmasını bir gün daha evvel sağlamış olacağız diye düşünüyoruz.

 

Çok teşekkürler.

Teşekkür ederim, iyi çalışmalar.


 

Çözümleme: Barış Yoldaş

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında