Savaş Seçimden Büyük müdür? -

Hemen her akşam çatışmaların yaşandığı Diyarbakır Suriçi’nin dar sokaklarında küçük çocuklar oyun oynarken genellikle sloganlar atarlar. Biraz tekerleme biraz da gerçek slogan tavrıyla bağırırlar. Bu hafta mahalleye gittiğimde en çok duyduklarım “Bizler HDP Bizler Meclise” diğeri de “Bê Serok Jîyan Nabê” (Başkansız Yaşam Olmaz) sloganıydı. Bu ölçekte bir politizasyonu Türk devletinin şiddetle bastırmasının mümkünatı yok. Hafiften burunları yakan biber gazı çocukların pek umursadığı bir şey değil alışkın olduklarından. Ama yeniden başlayan savaşın çocukların umurunda olmadığını söylemek için kavrayışı kıt bir turist olmak gerekir. Yaklaşık bir aydır günün en az 18 saati Suriçi mahallelerinin üzerinde helikopterler dolaşıyor ve mahalleler 24 saat TOMA ve Akreplerle kuşatılmış durumda. 7 Haziran’dan birkaç gün sonra mahalleli gençlerine yönelik başlatılan gözaltı dalgası hala sürüyor. Mahallenin çocukları, gece sabaha dönerken evlerinin basılıp basılmayacağı, babalarının ağabeylerinin veya ablalarının gözaltına alınıp alınmayacağı korkusuyla uyuyorlar. Korku gerçeğe dönüşürse ailenin muhtemelen tutuklanacak üyesini ancak cezaevinde görebilirler. 24 Temmuz’da Kandil’e yönelik yapılan hava saldırısından bu yana, gözaltı operasyonları mahalleliler tarafından ciddi bir dirençle karşılaşıyor. Suriçi’nde kazılan hendeklerin esas amacı Özel Harekât Polisleri tarafından yapılmaya çalışılan gözaltıları engellemekti. Geçen hafta yine polisin mahallelere girmeye çalıştığı gecelerden birinde polisler bir genci öldürdü. 7 Haziran gecesinin sebep olduğu umut dalgası bariz biçimde kırılmış durumda. Suriçi halkının kendi oylarıyla seçtiği Sur Belediyesi Eş Başkanı Seyit Narin ise birkaç gün önce tutuklandı ve belediye başkanlığı İç İşleri Bakanlığı tarafından iptal edildi. Seçim sürecindeki provokasyonları engellemek için azami gayret sarf eden ama kendilerini yeniden çatışmaların ve ölümlerin sıcağında bulan Diyarbakır’da Suriçi, Kürt Özgürlük Hareketi için kale içindeki kale olarak görülebilir. Ama buradaki siyasi manzara, Varto, Silvan, Şemdinli veya Yüksekova gibi yerlerle karşılaştırıldığında çatışma profili oldukça düşük kalıyor. Bu bağlamda soralım: 20 Temmuz’da Suruç’ta 33 gencin katledilmesiyle başlayan, 24 Temmuz’da Kandil’in bombalanmasıyla devam eden yeni çatışma sürecindeki AKP’nin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin hamlelerini nasıl anlamalı?

Savaşın Askeri ve Siyasi İnisiyatifi

Kürt Özgürlük Hareketi’nin gözünde, savaş her zaman seçimden büyüktür. Bu tavrın salt reel politik sayılabilecek gerekçeleri yok değil. Lakin bunun ötesine de geçen gerekçeleri var. AKP’nin yeniden savaşla tam olarak ne elde etmeye çalıştığını tespit etmeden Kürt Özgürlük Hareketi’nin yaptığı hamleleri anlamakta da zorlaşıyor. Akan kan zaten yeterince baş döndürücü. Saf hümanist kalabilme lüksü olanları hor görmenin bir anlamı yok. “AKP yeniden savaşla tam olarak ne yapmaya çalışıyor?” sorusuna cevaben birbiriyle ilişkili üç hedef sayılabilir. Birincisi, Erdoğan, Dolmabahçe Mutabakatı ile devam etmek yerine HDP’ye ve PKK’ye saldırarak koalisyonsuz Milli Mutabakat yaratıp erken seçime gitmeyi ve Erdoğan’a başkanlık yolunu açmayı planladı. İkincisi, bunu yaparken, kendi kontrolünde olan, yani hem askeri hem de siyasi inisiyatifi elinde tutacak bir şekilde PKK ile çatışmaları yürütmeye çalıştı. Üçüncüsü, HDP projesiyle ana-akımlaşmaya başlayan yeni devrimci öznelliği bastırmaya ve tecrit etmeye çabaladı. AKP’nin gerçekleştirmeye çalıştığı bu entegre planı ne ölçüde başaracağı, önümüzdeki sürecin kaderini belirleyecek.

İlkinden başlayalım. Kandil’e yönelik saldırıların başladığı 24 Temmuz’dan bu yana AKP savaşın siyasi inisiyatifini tam anlamıyla elinde tutabilmiş değil. IŞİD, PKK ve DHKP-C’yi aynı kefeye koyarak “teröre karşı yeni savaş” söylemiyle başlayan ve AKP’nin siyasi inisiyatifinde devam eden süreç, akan kan baş döndürmeye ve ölen asker ailelerinin sesi duyulmaya başlayınca kadar sürdü. Hem devletler hem de devlet olmayan aktörler için şiddet ile alakalı temel bariyer, kullanılan bu yöntemi savaşın doğrudan parçası olmayanlar nezdinde meşrulaştırabilmektir. Eğer AKP gerçekten IŞİD’e karşı ciddiye alınabilecek askeri adımlar atmış olsaydı, yeni savaşı meşrulaştırma konusunda hala siyasi inisiyatifi elinde bulundurma şansı olabilirdi. Zamanla savaşın temel hedefinin PKK olduğu gerçeği, PKK eylemlerinin sarsıcılığıyla çarpan etkisi yaptı ve şu an Türkiye’deki insanların büyük çoğunluğu çatışmaların birincil sorumlusu olarak Erdoğan’ı görüyor. Diğer yandan, AKP, yeni çatışma sürecinin askeri inisiyatifini ilk iki hafta elinde bulundururken, PKK’nin özellikle Özel Harekât polislerini hedef alan kentlerde yaptığı şiddet eylemleri sonucu askeri inisiyatif hızlı bir şekilde PKK cenahına geçti. Yani, PKK’nin askeri gücüne kayda değer zarar verme noktasında da AKP’nin savaş girişimi hala su içinde yüzüyor.

Kürt illerindeki çatışmaları uzaktan izleyen birçok kişi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin bazı il ve ilçelerde “öz-yönetim” ilan etmesini “zamansız”, “anlamsız”, “çatışmacı” veya “gerçekçilikten uzak” buldu. Diğer yandan, PKK’nin şiddet eylemlerini de “savaşı tırmandırıcı” ve “siyaseten etki yaratmayacak hamleler” olarak gördü. Kürt Özgürlük Hareketi’nin askeri ve siyasi hamlelerini iki faktör ile açıklayabiliriz. Birincisi, Erdoğan’ın yürüttüğü pozisyon savaşına ve kontrollü bir savaş yürütme stratejisine aynı taktikle cevap vermek, AKP’nin savaş bloğu oluşturması için zaman ve imkân yaratabilirdi. Diğer bir deyişle, PKK eylemlerinin düşük profilde seyrederek AKP’nin doğurmaya çalıştığı şiddet rüzgârını en başından kesemeyen ve şiddet politikasının sorunu çözmeyeceğini gösterebilecek bir karşı-şiddet ortaya konmadığı vakit, AKP 7 Haziran sonrası aradığı nefesi kanla bulabilirdi. Bugün AKP’nin, devlet sivil/savaş bürokrasisi içinde örgütlemeye çalıştığı, AKP’li olmayan grupların; yani TSK’nın, tövbekâr Cemaatçilerin ve MHP’lilerin tam anlamıyla güvenini kazanamamışsa, askeri ve siyasi inisiyatifi elinde bulundurmamasından yani birlikte kazanmayı vadedememesinden ileri geliyor. İkincisi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin on binlerce askeri/siyasi kadrosu ve milyonlara varan bir kitlesi var. Her toplumsal hareket gibi, tabandan gelen tazyiki görmezden gelerek hareket etmesi çok zor. Kürt Özgürlük Hareketi için mücadele etmenin insani risklerini ve maliyetini göze alanlar, bunun somut bir talep ya da proje çerçevesinde olmasını istiyor. Sadece duygusal bir borçlanma yüzünden değil, Rojava örneğinde olduğu gibi, kazanımlar elde etme üzerinden gerçekleşmesini istiyor. Öz-yönetim ilanları ciddi bir hazırlık çerçevesinde yapılmamış olsa da, ardında toplumsal bir hareket olmanın getirdiği dinamiklerle, AKP’ye diş gösteren, savaşın devam etmesi durumunda tedrici bir biçimde öz-yönetim çağrılarının da çoğalabileceği sinyalini veren bir girişimdi. PKK cenahından gelen son açıklamalara bakılacak olursa, en azından bir süreliğine öz-yönetim çağrıları —eğer Yüksekova’ya benzer saldırılar sürmezse— askıya alınabilir.

Savaş Sürerken HDP Projesi

AKP’nin savaş açılımı, bir yandan Rojava’daki ilerleyişi durdurmayı amaçlarken diğer yandan da HDP projesini yolun başında boğmaya niyetlendi. Kürtlerin ezici bölümünün desteğini almış bir siyasi partinin 7 Haziran sonrası çatışmasızlık ortamında yöneleceği doğrultu açıktı. Bir ayağı mecliste, diğer ayağı sokakta, yok edilmeye çalışılması durumunda da nefsi müdafaası dağlarda bulunan bir siyasi parti olarak HDP, orta-vadede Türkiye’nin esas muhalefet partisi olma imkânı yakaladı. HDP’yi pragmatik şekilde destekleyen, AKP karşısında “kullanışlı” bulan sistem-içi aktörlerin HDP’nin %13.1 sonrası yükselişe devam etmesinin Türkiye’de siyasi rejimin HDP’nin talepleri doğrultusunda dönüşmeye başlaması anlamına geldiğini gördü. Önümüzdeki iki ay boyunca AKP’nin ve MHP’nin seçim kampanyaları, HDP’yi kan siyasetiyle tecrit etme üzerinden gerçekleşecek. O yüzden, savaşın HDP projesine zarar vermediğini söylemek imkânsız. Her ne kadar Demirtaş HDP’yi çatışmanın değil çözümün parçası olarak konumlandırmaya çalışsa da, HDP’ye yeni yönelen muhafazakâr Kürtler üzerinde olmasa da Türkler nezdinde kayda değer bir etki yapacağı açık. HDP projesi PKK eylemleri nedeniyle bir diyet ödeyecek. Bunu önlemenin tek yolu HDP’nin hakiki bir barış bloğu kurabilmesidir. Verili siyasi sınırlar HDP için bunu kısa vadede oldukça zorlaştırıyor. CHP’nin savaş üzerinden etkin bir şekilde muhalefet yapması, bu kapıyı aralayabilir. Ama savaşın bir yandan koyulaştığı ve hala kitleler üzerindeki “AKP’yi sandıkta yenme” refleksinin güçlü olduğu bir iklimde evvelden hiç görmediğimiz bir barış inisiyatifinin doğması zor. Diğer yandan, barışa dair ümitsizliği sorgulatan veriler de var elimizde.

Bu denklemde esas çarpıcı olan, 24 Temmuz’dan sonra yapılan kamuoyu araştırmalarının hemen hepsinin, HDP’nin ciddi bir oy kaybı yaşamadığını göstermesi. Erdoğan’ın “tek başıma iktidar olmadığım seçim, seçim değildir” perspektifiyle Türkiye’yi erken seçime sürüklemesi, bizleri 1 Kasım ile alakalı en az gündeme getirilen konuyu tartışmaya zorlamalı. Erdoğan’ın liderliğinde AKP’nin parti-devleti ayakta dururken, hakkaniyetli bir seçim yapılacağının, seçimin siyasi meşruiyet üreteceğinin garantisi tam olarak nedir? Türkiye’yi hiçbir siyaseten meşruiyet üretme mekanizması çalışmayan Orta Doğu ülkelerinden ayıran temel faktör, görece hakkaniyetli seçimlerin yapılması ve işleyen bir parlamenter sisteminin olmasıydı. Bu artık tartışmalıdır. PKK’den müzakere için şiddetin dozunu düşürme hamlesi gelmiş olsa da, savaş artarak devam ederse, seçim bir dönüm noktası olmayabilir. PKK’nin çatışmasızlığa dair verdiği mesajlara rağmen Varto ile başlayan Silvan ve Yüksekova ile devam eden AKP’nin kent merkezlerine dönük saldırıları sürerse, Türkiye’nin başka türlü bir Orta Doğu ülkesi yerine herhangi bir Orta Doğu ülkesi olması süreci tam anlamıyla başlayacak. Kürt coğrafyasında hakkaniyetli şekilde yapılmayan seçimin meşruiyeti olamaz, meşru seçim yapamayan bir Türkiye’nin siyasi krizinin ekonomik krizle tam anlamıyla bir kaosa yol açmayacağının da garantisi olamaz. İlginç olan şu: Neden Türkiye’deki demokrat çevrelerin büyük bir bölümü adeta İsveç vatandaşıymışçasına savaşı sadece kaygılanmakla izliyor?

 

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar