Rusya: Krizi Çözümlemek – Ilya Budraitskis -

Vladimir Putin Rusya’nın ekonomik krizine demir bir yumrukla başkanlık ediyor. Sol gerçekleşebilir bir meydan okumada bulunabilir mi?

Vladimir Putin’in Mart 2012’deki başkanlık seçimi zaferi başkanlığına olan desteğin ne anlama geldiğini yeniden tanımladı. İlk iki döneminde bir biçimde yumuşak terimlerle “egemen demokrasi”den bahsetti. Fakat üçüncü döneminin başlangıcında ekonomik büyüme vaat eden rasyonel bürokrat personasını terk ederek bunun yerine ulusun yabancı tehditler ve konspirasyonlar karşısında mutlaka etrafında kenetlenmesi gereken karizmatik bir lidere dönüştü.

Kiev’deki Maidan isyanına hükümetinin tepkisi, bunun hemen ardından Kırım’ın ilhakı ve doğu Ukrayna’ya “melez” müdahalesinin örneklediği Putin’in saldırganlığı, Rusyalıların başkanlarıyla olan ilişkisini köklü bir biçimde değiştirdi. Bu bağlamda 2014’ün hadiseleri, Clausewitz’in savaşın siyasetin başka araçlarla sürdürülmesi olduğuna ilişkin kadim hükmünü teyit etmiş oldu. O andan itibaren mevcut hükümete destek rasyonel bir seçim olmaktan çıkarak, birisinin ülkesi ve ulusal çıkarlarına yurtsever sadakatiyle özdeş biçimde yurttaşlıkla ilgili bir yükümlülüğe dönüştü.

Kremlin’in sözcüsü VyacheslavVolodin’in çok daha açık biçimde ifade ettiği gibi: “Putin Rusya’dır: Putin olmazsa Rusya olmaz.” Pratikteyse bu kişileştirme Putin’in gündelik siyasetin üzerine çıkmasına ve sembolik bir baba figürü haline gelmesine izin vermekte.

Ruslar liberal veya milliyetçi olabilirler, iktisadi müdahaleciliği veya serbest pazarı destekleyebilirler, hatta hükümet ve temsilcilerini sevmeyebilirler. Fakat Putin’e muhalif olmak, Rusya’nın kendisine muhalif olmaktır: Putin, Kırım ve Rusya bağlantısı her türlü ihtilafın üzerindedir. Aynı fikirde olmayanlar basitçe siyasal yelpazenin dışında kalmışlar, Putin’in deyimiyle “milli hainler” haline gelmişlerdir.

Bu mantığı takip ederek bakanlar, milletvekilleri, valiler yani başkan dışındaki herkes yaşam standardındaki keskin düşüş ve kemer sıkma önlemlerinden sorumlu tutulabilirler. Şimdi bile, “Kırım’ın istirdadı”nın propagandif değerinin görünür azalışıyla dahi başkanın kişisel onay oranı yüksek kalmaya devam etmekte. Nüfusun yüzde 81’i ona güvenmekte. Aynı esnada başbakan Dmitrii Medvedev’e nüfusun sadece yüzde 59’u güvenirken toplamda hükümetin kendisine yarıdan az (yüzde 47) güvenmekte.

Eylül ayı için planlanan parlamento seçimleri bu garip arkaplan içerisinde yaşanacak. Bütün bunlar halkın artan memnuniyetsizliğine rağmen Putin hükümetinin iktidarda kalmak için uyguladığı yeni taktikleri göstermekte. Aynı zamanda Rusya işçilerinin süregiden ekonomik iklime direnmek için örgütlü bir radikal sola ne kadar ihtiyaç duyduklarını da açığa çıkarmakta.

Resmi Muhalefet

Üst düzey Kremlin figürlerinin bile yaklaşan seçimlere istisnai siyasal önem vermeleri gerçeği tuhaf görünebilir. Rusya’nın katı kişileştirilmiş rejimi çerçevesinde Devlet Duma’sının oynayabileceği bağımsız bir rol yok.

Kimin seçilip seçilmeyeceğinin hükümetin icraatına bir etkisi olmayacak. Bakanlıklar veya başkanlık yönetimi, daha sonra sadık milletvekilleri tarafından incelenmeden onaylanacak her önemli yasal inisiyatifi geliştirmekte.

Yine de parlamento seçimleri, hükümete ve mevcut yönelimine plebisiter biçimde meşruiyet kazandırması açısından siyasal sistemde önemli bir role sahipler.

Putin’in ilk iki dönemi esnasında parlamento ve başkanlık seçimleri birleşik bir döngüyle bağlantılıydı: partisinin parlamentodaki zaferi kendisinin çok daha şiddetli başkanlık zaferini öncelemekte ve garantilemekteydi. Fakat Aralık 2011’de bu mekanizma çöktü. Yurttaşlar, Putin hükümetinden memnuniyetsizliklerini, yaygın seçim hileleriyle alevlenen kitle gösterileriyle gösterdiler.

Gösterilerden bu yana Kremlin huzursuzluğu kapsamak ve yönetmek için yeni bir strateji geliştirmiş durumda: sonuçları çok az elle tutulur bir etkiye sahip parlamento seçimlerini yurttaşların öfkesini Putin’den uzağa sevk etmek için kullanmak.

Geçen yaz hükümet parlamento seçimlerini Aralık 2017’den Eylül 2016’ya çekmeyi, başkanlık seçimini de, başkanlık süresini beş yıldan altı yıla çıkarmayı hesaba katarak, Mart 2018’e ötelemeyi kararlaştırdı. Buradaki düşünce aşikar: Parlamento ve başkanlık seçimleri artık tek bir sürecin parçaları değil fakat Putin için sarsılmaz bir destek yaratmak için sahneye konulan iki tümüyle farklı etkinliktir.

Parlamento seçimleri esnasında, hepsi Kırım Mutabakatını destekleyen sınırlı sayıdaki bir dizi “resmi muhalefet” partisi, hoşnutsuz kitlelerin sempatisini kazanmak uğruna yönetimi ve birbirlerini eleştirecekler. Akabinde eleştirellik seçim sürecinin dışında bırakılarak yurtseverliğin organik itkisi, Putin’e koşulsuz desteğin aciliyeti hususunda hiçbir şüpheye yer bırakmayacak. Aynı zamanda Duma Rusya’nın siyasal yönelimini değiştirme gücüne sahip olmadığı için yurttaşlar, devam edegelen kemer sıkma önlemleri ve düşen yaşam standardı için yürütme kanadını değil onu suçlayacaklar.

Daha şimdiden resmi muhalefet –Rusya Federasyonu Komünist Partisi (RFKP) ve Adil bir Rusya- yönetimi sert bir biçimde eleştirmekte, hatta onun istifasını talep etmekteler. Kremlin’in onayıyla faaliyet gösteren bu iki parti hükümetin ne oranda eleştiriyi hoş göreceğini gösteren bir barometre işlevi görmekteler.

Halihazırdaki mevcut söylemlerine rağmen RFKP lideri Gennady Zyuganov ve Adil bir Rusya lideri Sergei Mironov, “yabancı ajanları” hedefleyen yeni bir baskıcı yasalar silsilesinin kabulünden Suriye’deki Beşar Esad hükümetine askeri yardımın onaylanmasına Kremlin’in ortaya koyduğu her ciddi inisiyatifi desteklemiş durumdalar. Şimdilik asıl olarak pasif olsa da artan toplumsal huzursuzlukla karşılaşan Putin’in Birleşik Rusya’sı –ki temsilcileri sadece hükümeti yönetmemekte aynı zamanda valilerin büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır- törensel bir günah keçisi işlevi görmektedir.

Aynı zamanda Kremlin, muhalefet adaylarının Putin’in hegemonyasını tehlikeye atmadan, onun büyük ölçüde güvenilmez olarak algılanan partisine mesafeli konumlanmalarına izin vermek için seçim prosedürlerini yeniden düzenledi. Tartışmalı 2011 seçimlerinin aksine bu seçimlerde, milletvekillerinin yarısının semtlerdeki çoğunluklardan ve diğer yarısının da parti listelerinden seçileceği karmaşık bir nispi çoğunluk sistemi uygulanacak. Kremlin yanlısı adaylar seçim bölgelerinde kazanmak için, kendilerini kitlesel yoksullaşmaya duyarsız, yozlaşmış bir bürokrasiye karşı mücadele eden gerçek ve “bağımsız” Putinciler olarak takdim ederek kendilerini Birleşik Rusya’dan ayırabilirler.

Daha da olası olan, hükümetin bir kez daha tümüyle emrine amade, uysal bir parlamentoya sahip olmasını sağlayacak şekilde bu yeni siyasal numaralar silsilesi işleyebilir. Fakat yaklaşan seçimler yine de ekonomik krize ilişkin kitlesel hoşnutsuzluğun ilk kamusal ifadesini oluşturabilir.

Krizin Boyutu

İktisadi darboğazın toplumsal sonuçları daha şimdiden, artık krizden Batılı entrikaları sorumlu tutmayan nüfusun çoğunluğunu etkiliyor. 2014’ten itibaren düşen petrol fiyatlarıyla birlikte uluslararası yaptırımlar, hükümetin 2012’de sabitleştirdiği üretim oranlarını düşürdü. Dahası, 2014 sonunda ruble uluslararası para piyasalarında çöktüğünde Medvedev açık bir biçimde Rusya’nın “henüz 2008 krizinden çıkmadığını” itiraf etti.

Dolayısıyla küresel kriz Rusyalıları çifte şiddetli etkiliyor. Sadece Rusya’nın ekonomisini zayıflatmadı aynı zamanda artan askeri faaliyetlere ve Putin’in hükümetinin pekişmesine dayalı olan bütün Sovyet sonrası kapitalist sistemin gerçek manada çöküşünü tetikledi. Fakat geride kalan iki yılda petrol gelirlerindeki keskin düşüş, Rus bankalarının Batıya olan borçlarını yeniden finanse etmeyi becerememeleriyle beraber hükümete çok daha kısıtlı bir manevra alanı bırakmış durumda. Devasa rezerv kaynaklarla ekonomideki delikleri kapatma kadim stratejisini neredeyse tükenmiş durumda. Aynı esnada mevcut krizin boyutları toplumsal çöküş ihtimalini giderek daha da yakınlaştırmakta.

2015 sonuna doğru enflasyon yüzde 15,5’le zirve yaparken Rusya ekonomisi yüzde 3,7 oranında daralmıştı. Bu kısa dönemdeki yoksulluk oranları sersemletici: Yoksulluk sınırının altındaki insan sayısı 16,1 milyondan 19,2 milyona (nüfusun tüzde 13,4’ü) çıktı.

Rakam daha bile yüksek olabilir. Geçtiğimiz yıl hükümet aylık asgari yaşanabilir geliri 9.452 ruble (149 ABD doları) olarak belirledi fakat çok sayıda Rusun da bu düşük rakamın zar zor üstünde bir gelir elde ettikleri de bir hakikat. Eğer bunlar dahil edilirse yoksulluk istatistikleri balon misali şişecektir. Dahası yakın zamanlı anketler Rusların yüzde 73’ünün tasarrufları bulunmadığını ve maaştan maaşa hayatta kaldıklarını bildiriyor.

İşsizlik oranı o kadar da kötü görünmemekte, devlet kayıtları bunu yüzde 5,8 ya da 4.4 milyon kişi olarak belirlemekte. Bu rakam aktif olarak iş arayanları kapsamakta fakat devletin iş bulma kurumlarına kayıtlı olmayanları kapsamamaktadır. Lakin hükümet bu düşük oranı formel istihdamı koruyan fakat ücret ve çalışma saatlerini kesen önlemler aracılığıyla muhafaza etmekte.

Örneğin birçok önemli endüstriyel şirket gönüllü olmayan uzun süreli izinlere bel bağlamış durumda. Bu, önemli devlet teşekküllerinin etrafında inşa edilen Sovyet endüstrisinin eski “şirket kentleri”nde son derece yaygın bir uygulama. Şimdi buralarda bunların yerini almış olan özel şirketler geniş ölçekli küçülmelere giderlerse, kent nüfusunun önemli bir kısmı kronik işsiz haline gelebilir ve bu durum bu şehirleri potansiyel bir toplumsal huzursuzluğa açık hale getirir. Ücret ve diğer gelirlere yapılan kısıntılarla istihdamı devam ettirmek şimdiye kadar hükümetin kitle gösterilerinin önüne geçmesine izin verdi.

Gelir aleyhine istihdamı korumakla kemer sıkma politikalarını sürdürmek arasındaki bu çelişki son iki senedir Rusya’nın mali politikasının temelini oluşturmakta. 2016 bütçesini çıkartırken bile Medvedev şunu söylüyordu: “Maliyetlerin ciddi ölçülerde rasyonalize edilmesi olmaksızın meselenin üstesinden gelemeyeceğiz ki bu daha öncekilerden farklı bir yolla olmayacak: İş dünyası üzerinde vergileri artırmak ve verimli olmayan maliyetleri kısmak”.

Bu, hükümetin emeklilik maaşlarıyla ilgili beceriksiz girişimleriyle ortaya çıkmaya başladı. Medvedev, enflasyona dair resmi olarak açıklanan beklenti %10’un üzerinde olmasına rağmen, halen çalışan emekliler (14.9 milyon kişi) için fiyat endeksleme oranının geri çekilmesini, geri kalanlar için de emeklilik maaşı endeksinin %4’e indirilmesini önerdi. Hükümet ayrıca artan bütçe açığı ile baş edebilmek için emeklilik yaşının 65’e çıkarılmasını da salık verdi. Fakat öyle görünüyor ki bu önlemler parlamento, hatta belki başkanlık seçimlerinin sonrasında hayata geçirilecek, zira emekliler, 41.4 milyonla nüfusun neredeyse üçte birini oluşturmaktalar.

Ücret endekslemesini şart koşan İş Kanunu hükümleri gayet zayıf ve zorunlu değil: Endeksleme bir toplu iş sözleşmesi çerçevesinde, büyük işletmelerle sınırlı olmak üzere hayata geçebiliyor. Kamu sektörü işçileri son iki senedir herhangi bir endekslemeye maruz kalmadılar. Hükümet, enflasyonu karşılayacak olmasa da, 2016’daki parlamento seçimleri ile kesişecek bir ücret artırımı planlamakta.

Fakat 2016 bütçesi, kamusal sağlık ve eğitim harcamalarında önemli kesintiler içerse de onaylanmasından sadece birkaç ay sonra yüzde 10 oranında kesintiye uğradı. Kârın yüzde 70’inin petrol ve gaz ihracatından geldiği devlet gelir yapılanması, öngörülebilir gelecekte sürekli kesintilerin kaçınılmaz olması anlamına geliyor.

Bir Planları Var mı?

Bugün Rusya’daki hiç kimse hükümetin öngörü ve teminatlarına güvenmiyor. Mart 2015’te, enflasyon hala yükselirken, Maliye Bakanı Anton Siluanov şunu öne sürüyordu: “en kötüsü geçti ve artık istikrar zamanını görebiliyoruz.” Haziran’da Putin “duruma istikrar kazandırdıklarını” söyleyerek halka teminat veriyordu. Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina ise Aralık’ta “bankacılık sisteminde bir kriz olmadığını” iddia ediyordu.

Hükümetin bu sonu gelmeyen rahatlatıcı iddialar dizisi ancak kısmen yaygın bir paniği önlemeye yönelik girişimler olarak görülebilir. Bu durum Putinist elitin ekonomiyi kurtarmak için uzun dönemli bir planlarının olmadığını da göstermektedir. Kriz karşıtı önlemler temelde, petrol fiyatları gibi dışsal faktörler kriz öncesi seviyesine gelene kadar statükoyu korumayı amaçlamakta. Rus elitlerinin, piyasanın mitik görünmez eline olan inançları sinizmleri ile birleşmekte ki bunun onları, aynı 2000’lerin başında yükselmeye başlayan petrol fiyatlarının beklenmeyen lütfu gibi yeniden kurtaracağından eminler.

16 Aralık 2014’de ruble 15 puan düşer düşmez Putin, “dış ekonomik durum dolayısıyla –ve o ölçüde- büyümenin kaçınılmaz” olduğunu müjdelemişti. Samimiliğinden şüphe etmek için bir neden yok.

Putinizm’in ayırt edici özelliklerinden birisi de “mega-projelere” olan bağlılığı olmuştur. Öncellenen tekil bir amaca yönelik olarak, kişisel sorumluluk ve somut son teslim tarihleri ile birlikte kaynakların ve bürokratik çabanın yoğunlaştırılması. 2014 Olimpiyatları’ndan, ilhak edilen Kırım’ın entegrasyonuna kadar birçok proje bu rolü oynamıştır. Bugün içinse hükümetin mega-projesi Putin’in yeniden seçilmesidir. Tüm anti-kriz önlemleri bu hedef tarafından belirlenmektedir. Daha sonrasının sorunları ile bugün pek az kimse uğraşmaktadır.

Buna paralel olarak, önümüze serilen olayların arkasında saf bir neoliberal mantık da bulunmaktadır: Ekonomik düşüş ve kitlelerin yoksullaşması, ülkedeki toplumsal standartları ve emek maliyetini radikal bir şekilde düşürecek yapısal reformların önünü açar. Rusya Kalkınma Bankası, ücretlerdeki düşüş devam eder, kapsamlı bir endeksleme gerçekleştirilmezse, 2017-18 boyunca gayri safi satış hasılatının payının emek maliyeti payını aşacağını, bunun da ülkeyi yatırımlar açısından cazip hale getireceğini tahmin etmektedir.

Bu arada hükümet, Rusya Demiryolları ve dev Rusya Sberbank gibi varlıkları özelleştirmeyi düşünmektedir. Uluslararası yaptırımlar hala yürürlükte olsa da, IMF ve Dünya Bankası’nın bu Mart’ta Moskova’daki ortak elçiliklerinin hükümetin anti-kriz önlemlerini övmesi bir sürpriz değil.

Bu koşullar altında devlet gelirlerine yönelik yeni kaynak arayışları ekonominin daha ileri militarizasyonunu ve netice itibariyle de giderek agresif bir dış politikayı da kışkırtacaktır. Silah üretimine yönelik büyük çaplı yatırımlar hükümetin birincil öncelikleri arasındaki yerini korumaktadır: 2016 askeri bütçe GSMH’nin %4’ü idi ki bu bir önceki yıla göre %0.8’lik bir artışı gösteriyordu. Suriye’deki askeri operasyonlar hem Putin’in dış politikasına hizmet etmekte hem de Rus askeri teknolojisinin en son ürünlerinin reklamını yapmakta. Sonuç olarak Hindistan, Cezayir ve diğer ülkeler bombardıman uçağı ve askeri helikopterlere yönelik 7 milyar dolarlık bir sipariş vermiş durumdalar.

Muhalefet İhtimalleri

“Kırım Konsensüsü”nün en kilit bileşenlerinden biri, her türlü siyasal veya toplumsal rahatsızlığın suç ilan edilmesiydi. 2014 yılından bu yana hükümet yanlısı medyada yaygın yer bulan Ukrayna karşıtı propaganda, kitlesel eylemlerin kaos ve yoksullaşma ile bağlantısını yılmaksızın vurgulamakta. Bu esnada hükümet, klasik muhafazakâr ‘beyhudelik iddiası’ kartını oynadı: kitlelerin birşeyleri iyileştirme arzusu aslında her şeyi daha da kötü yapacak, deniyor.

Bunun yanında tüm toplumsal çatışmalar da dış mihrak hesabına yazılıyor. Hükümete göre her eylemin gizli gündeminde, dış güçlerin “istikrarı bozması” ve böylelikle korkunç sonuçlar doğuracak bir rejim değişikliğinin tetiklenmesi yatıyor. Her bir grev yahut yerel toplumsal hareket, yeni bir Maidan yaratma girişimi olarak yaftalanıveriyor. Bu iddia 2015 yılının son aylarına kadar Rus halkı üzerinde kuvvetle etkili olmaya devam etti.

Kriz karşıtı gösteriler ve devletin bu eylemlere tepkisi giderek daha sık gerçekleşiyor. Ancak bu yeni hareketler, alternatif bir siyasal gündem önerecek ya da koordineli ulusal bir eylemliliğe dönüşecek kadar olgunlaşmış değil.

Kamyon şoförlerinin Kasım 2015’te başlayan eylemleri, son zamanlardaki en önemli gösteri oldu. Kamyoncular, kara yollarının tadilatını finanse etmek üzere getirilmesi beklenen yeni vergiye karşı ayaklanarak kırk idari bölgede sokaklara çıktı. Söz konusu vergi, mevcut taşımacılık sistemine ciddi bir darbe indirdi ve birçok kamyon şirketini iflasın eşiğine getirdi. Vergilerin, Putin’in en sadık ahbap-çavuşlarının da yer aldığı bir kamu-özel ortaklığı olan özel bir kurum tarafından toplanması öfke yarattı.

En başından itibaren yetkililer hiçbir taviz vermedi: hiçbir şekilde ödün verilmeyecek, yeni vergi hiçbir koşulda yeniden tartışılmayacaktı. Aşırı siyasal baskı ve eylemleri koordine edecek bir yapının bulunmayışı bu ayaklanmayı boğdu. Tüm bunlara rağmen, Moskova’nın banliyölerinde küçük bir grup kamyoncu eylemlerini devam ettirmekte.

2014’ten bu yana, işyerlerindeki ücret indirimleri, ücret kesintileri ve ödemelerin ertelenmesine karşı ses yükselten maaşlı işçilerin –kimi zaman spontane, kimi zamansa bağımsız sendikaların örgütlemesiyle– gerçekleştirdiği eylemlerin sayısında %40’lık bir artış oldu. Büyük endüstriyel şirketlerde, kamu sektöründe (hastanelerden kamu hizmetlerine kadar), hizmet işlerinde ve hatta savunma tesislerinde çalışan işçiler, çoğunluğu tek günlük grevler veya iş yavaşlatma olan bu eylemlerde yer aldı.

Hâlâ dağınık olan bu eylemlerde RFKP’nin ve Adil bir Rusya’nın rolü gün geçtikçe daha büyük önem kazanıyor. Kendilerine ait güvenilir bir organizasyonları bulunmayan ve Putin’in yöneticileriyle ciddi çatışmaya girmekten kaçınan eylemciler, sistem içinde köklü olan ve taleplerini halkın önünde dillendirebilecek kaynaklara sahip olan siyasi aracılara ihtiyaç duyuyorlar. 1990’lardan beri Rusya’da Komünistler işçi sınıfı hoşnutsuzluğunun tırmandığı anlarda bir tür “tahliye vanası” görevi görüyordu. Bu rol, Kremlin tarafından da destekleniyordu. Partinin devlet gücünde yer almak gibi bir hedefi yok ve sahte bir parlamentoda sadık bir muhalefet olarak kendini konumlandırmakta.

Liberal muhalefet de daha iyi bir alternatif sunmuyor. Halkın Özgürlüğü Partisi gibi siyasal partiler, giderek büyüyen toplumsal hoşnutsuzluğun yeni dalgalarıyla temas halinde değil.

Yine de Mikhail Kasyanov ve Alexei Navalny gibi liderler, orta ve büyük ölçekli şirketlerin bazı sektörlerine yönelik toplumdaki rahatsızlığın, nihayetinde kendilerine yarayacağını ümit etmekte. Kasyanov ve hatta sürgündeki işadamı Mikhail Kodorkovski, geleceğin Özgür Rusya’sında, Putin yanlısı egemen çevrelerin liberal kanadıyla, örneğin eski Maliye Bakanı Alexei Kudrin, Merkez Bankası Başkanı Nabiullina ve devlet sahipliğindeki Sberbank direktörü German Gref gibi isimlerle işbirliği ihtimalini ortaya attı.

Liberaller yozlaşmış yöneticileri ıslah etme arzusuyla sistemi demokratikleştirme arzusunu birleştirerek hem yapısal reformlara hem de Batı’yla olan çatışmaların sona erdirilmesine ihtiyaç olduğu yönünde bir farkındalık yaratmak istiyorlar. Liberal muhalefete göre, Putin’in kişi rejimi, günümüz elitlerinin katılımıyla mümkün kılınan bir çöküş trendinde.

Hem resmi muhalefet partilerinden hem de liberallerden ayrı duran radikal solun ise, Rusya’da büyümekte olan –ancak hâlâ yapısal ve siyasal örgütlenmesini gerçekleştirememiş olan– toplumsal hareketle bağ kurması gerekiyor. Burada bir çelişki mevcut, zira radikal düşünce günümüzde düşüş trendinde. Sergei Udaltsov ve Alexei Gaskarov gibi ünlü liderler, Putin’in üçüncü dönem başkanlığından önce 6 Mayıs 2012’de “kitlesel ayaklanma” organize ettikleri suçlamasıyla hâlâ hapiste tutuluyor.

Ukrayna’daki olaylar da kimi grupların Rus istilasını desteklemesiyle Sol içinde bölünmeye sebep oldu. Sol Cephe ve Rus Sosyalist Hareketi gibi mevcut gruplar önemli ölçüde zayıfladı ve devletin artan baskısı altında kalarak kamuya açık alanlarda örgütlenme kabiliyetlerini yitirdiler.

Yine de büyüyen kriz ve Kırım Konsensüsü’nün giderek sönen halesi sosyalist siyasetin sahneye çıkması için yeni fırsatlar yaratmakta.

Günümüz Rusya’sında radikal sol için, aşağıdan gelecek bir demokratik değişim, 1990’lardan beri yürürlükte olan özel mülk ve siyasi iktidar mekanizmalarının yeniden ele alınmasıyla ilişkilendirilmeli. Böyle bir tartışma, Putin hükümetinin doğal bir semptomu olduğu tüm ekonomik ve siyasal sistemi kapsayacaktır.

 

* Bu yazı 16 Haziran 2016 tarihinde Jacobinmag dergisinin internet sitesinde yayımlanan İngilizce versiyonundan çevrilmiştir (https://www.jacobinmag.com/2016/06/russia-vladimir-putin-opposition/).

Çeviri: Başlangıçdergi

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar