Rojava Devrimci Kalkışmasının Sırtındaki Kısa Tarih – Mahmut Balpetek -

Her gelişme ya da değişme isteğinin sırtını dayadığı bir tarih vardır. Bu tarih yaşanması muhtemel devrime olanak sunduğu kadar, devrimi çaldırma riski anlamına gelecek sorunları da tevdi eder. Rojava’daki devrimci değişimi anlamak için sırtında taşıdığı tarihsel olay ve olgulara kısaca göz atmakta yarar var kanısındayım.

I. Dünya Savaşı  sonrası  Fransa’nın güç alanına giren Kürdistan’ın bu bölgesi, Suriye Devletinin kuzey bölgelerinde yer almaktadır. Suriye Kürtleri, Kürt Ulusunun bir parçasıdır. Yaşadıkları yer ise Kürdistan coğrafyasının batıya düşen bölümüdür. Suriye Kürtleri Kürdistan’ın diğer bölgelerindeki Kürtlerle aynı kültürel geleneklere sahip ve aynı dile mensuptur. Suriye’de sayıları yaklaşık 2.5 milyondur. Yaşadıkları yerler, tarımsal üretim, madenler ve su bakımından zengin topraklar, Suriye’deki en verimli alanlardır.

Kürtler 18 milyonluk Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 14’nü oluşturmaktadırlar. Yaklaşık 300 bin Kürt  insanı yurttaş olarak görülmediğinden hiçbir yurttaşlık hakkından yararlanamamaktadır. Mülk edinme, eğitim, sağlık ve çalışma haklarından yoksun olan bu Kürt nüfusu değişen iktidarlara karşın değişmeyen kaderlerini yaşadılar.

Kürtler Suriye’de etnik veya ulusal bir azınlık olarak tanınmadılar. Fransız sömürgesi konumundaki, Suriye’de diğer bütün azınlıklara görece özerklik tanınmış olmasına karşın, Türkiye’nin diplomatik müdahaleleri sonucu tarihin hiçbir döneminde Kürtlere statü verilmedi.

Genellikle Suriye’nin kuzey sınırı boyunca uzun alanlarda Kurdax (Kürt dağı) Kobani, ve El-Haseke eyaletlerinde yaşayan Kürtler, azımsanmayacak kısmı ise Suriye’nin içlerinde bulunan Halep ve Şam  bölgelerinde de iskan etmektedirler.  Arap çoğunluğuna karşın kültürel ve etnik kimliklerini korumaktadırlar. Kürt Bölgelerinde günlük hayata yüzde 90 Kürtçe dilinin Kırmançi şivesi kullanılmaktadır. Kürt gelenek ve göreneklerine ve kutlamalarına önem vermektedirler. Kaldı ki söz konusu bu faaliyetler Suriye’de yasadışıdır. Devletin tüm baskıları ve Kürtleri Suriye- Arap kimliği içinde zorla asimile etme çabalarına karşın Kürt kimliği oldukça güçlüdür. Suriye Kürtlerinin  mecburi iskan yolu ile dağılmış olması, Kürtlerin Suriye’de bütünlüklü bir  siyasal sosyal ve kültürel güç olmalarını engellemektedir. Aynı şekilde, Kürtlerin Suriye’nin Kuzeyi (Rojava) boyunca dağıtılmış (Arap Kuşağı) halde yaşamaları, Kürdistan’ın diğer bölgelerinin aksine Suriye’de gerilla taktiklerine başvuran ve stratejik olarak silahlı mücadeleye girişen örgütlü bir Kürt direnişinin ortaya çıkması ihtimalini ortadan kaldırmıştır.

1950’lilerin ortalarından itibaren, siyasi bir retorik ve popüler bir hissiyat olarak Pan-Arabizm Ortadoğu’ya yayıldı. Cemal Abdülnasır’ın serbest kurmayları 1952 yılında Mısır’da darbe yaptı. 1955 yılındaki Çek silah antlaşması, 1956 yılındaki Süveyş harekâtında İngiltere, Fransa ve İsrail’in işbirliğinden doğan düşmanlık ve 1958 Irak devriminin etkileri Arap milliyetçiliğinin kıvılcımını  çakmıştır. Suriye’de siyası ortam tam bir kriz içine girdi. İktidardaki Ulusal Cephe, Baas’çı unsurlarla birlikte, Nasır Yönetimindeki Mısır’la kısa sürecek bir birlik yaptılar. 22 Şubat 1958’de Birleşik Arap Cumhuriyeti ilan edildi. Birleşik Arap Cumhuriyeti yönetiminde, Suriye’deki tüm siyasi partiler yasaklandı ve ülke Nasır’ın ekonomik, siyasi ve toplumsal sömürüsünün hakimiyet altına girdi.

 

Mısır ile birlik, Suriye’deki Arap Milliyetçisi hissiyatın kabarmasına neden oldu. Bu ortam, Kürtlerin kendi milli ve kültürel kimliklerinin tehlikeye girdiğine ve bölgeyi kasıp kavuran Arap milliyetçiliğinin tehdidi altında olduklarının  algısına zemin teşkil etti. Kürtlerin bu endişelerinin yersiz olmadığı kısa süre içinde görüldü. Aynı süre zarfında, hükümet Kürtlere karşı tutuklama ve ihbar kampanyası düzenleyerek, Kürtleri ve yeni yeni filizlenen siyasi hareketlerini hedef aldı. Bu dönem şekillenen Kürt imajı, 1970’lerde Kürtlere karşı hükümet politikasının temelini oluşturacaktır. Kürtlere karşı izlenen bu politika, aynı zamanda günümüze kadar gelen ve Kürtleri üzeri örtük ya da açık biçimde potansiyel bir tehdit olarak konumlandıran retoriğin meşrutiyet zeminini oluşturdu. Suriye’deki Kürtlerin ulusal uyanışı da bu baskıcı yıllara bir karşı itiraz olarak daha organik biçimde gelişmeye başlar ve 1957 Haziran’ında Partiya Demokrata Kürdistan- Suriye (El parti) (Kürdistan Demokrat Parti Suriye) kurulması ile zirveye ulaşır. Parti siyasi temsil arzusunu dillendirdi ve Kürtlerin eğitimini, kültürel yönden geliştirilmesini ve devlet/halk arasında yayılan Kürt karşıtı hissiyata karşı mücadele etmeyi hedefledi. Bu dönemi, Kürtler açısından zorlu mücadele yılları olarak tanımlamak mümkündür.

Egemen ideoloji, Kürt milliyetçiliğinin Siyonizm ve batı emperyalizmi ile ilişkilendirmekte; Kürtleri hainler ve ayrılıkçılar olarak resmetmekteydi. Kürt subayları ordudan temizlenmekte ve Kürt siyasi örgütlerine üye olanlar tutuklanıp hapsedilmekteydi. Devamında Kürt kimliğinin çeşitli yollarla ifade edilmesi yasaklandı. Kürtçe konuşmak, Kürtçe müzik kayıtları ve yayınları toplatıldı, yayıncıları tutuklandı.

Birleşik Arap Cumhuriyeti döneminde bütün muhalif partiler kapatılmış dolayısıyla, yer altına inmek zorunda kalmışlardır. Birleşik Arap Cumhuriyeti yönetiminde  Kürtlere karşı bir hareket başlatıldı. Suriye devleti 1960 yılında “büyük hareket” adıyla bilinen ve Kürtlere karşı uygulamaya konulan operasyon ile Albay Serac, Partiya Demokrat a Kurdi-Suriye’nin (el-parti) başını çektiği yeni yeni filizlenen Kürt siyasi hareketine karşı bir çökertme atılımı gerçekleştirdi. Partinin lideri ve 36 yöneticisi ile yüzlerce üyesi tutuklanarak cezaevine konuldular.

Birleşik Arap Cumhuriyeti 28 Eylül 1961 yılında Ürdün, Suudi Arabistan ve Suriye’nin küskün iş çevrelerinin desteklediği Yarbay Abdülkerim Nahalwi’nin darbesi ile yıkıldı. Suriye tarihinde ilk kez Arap Cumhuriyeti ilan edildi. Bu Kürtlerin Suriye içinde  tanınma ve eşitlik taleplerine doğası gereği büyük bir darbe indirdi. Kürtler “Cezire’nin Arap karakterini korumaya” ve “Kürt tehdidiyle mücadele etmeye” çağıran yepyeni bir hareket ile karşı karşıyaydılar. 1962 yılında hükümet,  tahminen 150 bin Suriye vatandaşı Kürdün yaşadığı El-Haseke bölgesinde istisnai bir nüfus sayımı yapıp, bölgede Kürt topraklarının Arapların eline geçişine olanak tanıyan bir dizi toprak reformu gerçekleştirdi.

Suriye’de 13 tane illegal Kürt partisi vardır. Bu partilerin ortak talepleri, tüm ülkede eyalet sistemine geçilmesi ve  bu vesile ile Kürtler ve diğer etnik kimliklerin kültürel ve siyasi haklarının anayasal güvence altına alınmasıdır. Denilebilinir ki, Suriye’deki Kürt örgütlerinin siyasi hedefleri Kürtlerin tanınmaları üzerine odaklanmıştır. İkinci körfez savaşı sonrası Irak’taki Baas rejiminin çöküşü ve Irak’ın Kürt bölgelerindeki gelişmeler, Suriye Kürtlerinin siyasi talepleri üzerindeki baskının artmasına neden olmuştur. Bu durum aynı zamanda Kürtler arasında devlet tarafından, yıllardır sürüp giden baskı ve toplum dışına itilmişliğe karşı çıkmak ve bu durumu ifşa etme, dillendirme kararlılığına da zemin olmuştur.

Yaşanmakta Olan Devrimin Öncülü Mart Olayları

12 Mart 2004 tarihinde, öğlen saatlerinde Deyr el-Zor’dan Araplar ve Qamişlo’dan Kürtler arasında, Qamişlo stadyumunda düzenlenen futbol maçında bir arbede çıkmıştır. Olaylar, Baas yanlısı Deyr el-Zor şehrinin holiganlıklarıyla nam salmış iki bin taraftarının Kürt seyircilere saldırması ile başlamıştır. Bunun üzerine Qamişlo belediye başkanı güvenlik güçlerine stadyuma girmesi ve seyirciye ateş etmesi emrini vermiştir. Açılan ateş sonucu aralarında çocukların da bulunduğu 7 Kürt öldürülmüş yüzlercesi yaralanmıştır. Bu olaya  karşı  yüz binlerce Kürdün katıldığı günlerce süren büyük bir başkaldırı ortaya çıktı. Denile bilir ki, bugünkü Rojava’nın temelleri 2004 Martında atıldı.

2004 Martındaki olayların ardından devlet Kürtleri yatıştıracak bir dizi hamle yapmış ve 20 bin Kürdün vatandaşlığa kabulünü gündeme getirmiş, Kürtlerden bir ulus olarak Suriye tarihinin ve toplumunun önemli bir parçası olarak bahsetmiştir. Ancak uygulamada hiçbir adım atmamış ve devlet Kürt siyasi ve kültürel eylemlerini baskı altında tutma siyasetine devam etmiş, söz konusu baskı siyaseti daha da hız kazanmıştır. Yani otoriterlik demokratikliğe galebe çalmıştır. Mart olaylarının diğer bir sonucu ise, gerek olaylar esnasında gösterdiği mücadele performansı gerekse olaylar sonrasında Kürt halkı ile kurduğu ilişkiyle hızla güç kazanan Demokratik Birlik Partisi (PYD) dir. Suriye’deki Kürt partileri içinde, en hızlı değişen ve olaylar süresince hem kendini hem mücadeleyi örgütleme becerisi gösteren parti, Kürt bölgelerinde hızla örgütlenerek yığınsallaşma becerisi göstermiştir. PYD Kürtlerin kendisine gösterdiği ilginin yarattığı avantajı doğru kullanma becerisi göstererek, Kürt siyasi örgütleri arasında bir cephe örmeye çalışmıştır.

Ancak Barzani’nin ideolojik hegemonyasında olan KDP ve onun etki alanında bulunan kimi partiler savaşta kendi bölgelerini savunmak, üçüncü bir yol inşa etmek isteyen PYD’nin karşısında Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile birlikte olmak gerektiğini savunarak başka bir cephe kurdular.

PYD Kürtlerin en yoksul kesimleri ve aydınları arasında örgütlenmeyi esas almıştır. İnşa ettikleri örgüt modeliyle olası yeni başkaldırı ya da saldırılar karşında savaşkan, militan kadro ve milisler oluşturdular. Suriye’deki Kürt parti ve örgütlerinin geleneksel uzlaşmacı politikalarının aksine mücadeleci, savaşkan bir siyaseti Kürtler içinde hâkim kıldılar. Muhalif sol ruha uygun bir parti olmayı hedefleyen PYD eş başkanlık kurumunu geliştirip, kadınları siyasete aktive edecek kanallar oluşturdu. Böylece atıl duran bir gücü harekete geçirmeyi başarmış,  ulusal taleplerini kapitalizmi aşma perspektifi ile uyumlu kılarak, ekoloji ve kadın sorununu gündemleştirmiştir.

Rojava Devrimi ve Çözüm Bekleyen Sorunlar.

Rojava ‘da bir devrim süreci yaşanmaktadır. Ancak bu  devrime karşı çok güçlü dirençler de söz konusudur. Tarihsel, sosyal, kültürel nedenlerle beslenen bu karşı duruşun  çözülmesi ile devrimin derinleşmesi arasında diyalektik bir bağ söz konusudur. Keza devrimin sürekliliği bölgedeki güçler dengesinin değişim  ile de doğrudan ilgilidir. Kabaca bu sorunları maddeler halinde sıralamaya çalışalım.

1-     IŞİD ve benzeri örgütlerin Rojava’ya saldırıları tamamı ile bertaraf edilmiş durumda değildir. Dün El-Nusra eliyle çalınmak istenen devrim, bugün IŞİD yarın başka bir isimle sürmesi olasıdır. Bu saldırılara karşı halkların çoğunluğunu devrimin öznesi haline getirmek kaçınılmaz bir zorunluluktur.

2-     Zor yolu ile kesintiye uğratılamayan Rojava devriminin,  koalisyon güçlerinin geliştireceği ekonomik ilişkiler vesilesi ile neoliberal politikaların bir bileşeni haline getirilme olasılığı tümden ortadan kalkmış gibi gözükmemektedir. Koalisyon güçlerinin, IŞİD’e karşı gerçekleştirdiği ilk hava saldırısı ile birlikte cılız da olsa yükselen “Bıji Obama” sesleri beslene bilirliği olan bir damarın varlığını işaret etmektedir.

3-     İnşa edilen kantonları arasına 1970’li yıllarda yerleştiren Arap Kuşakları diye adlandırdığımız coğrafyaların, kantonlar arası iç ilişkiyi engellemektedir. Her biri diğerinden bağımsız adalar halinde kalan kantonlar, bu dolayımla inşa etikleri  devrimi savunmakta zaafa düşmektedirler. Kobani direnişinde gördüğümüz gibi diğer kantonlardan kendilerine yardım gelemedi. Merkezi iktidar ve Baas milliyetçiliğe  ideolojik olarak bağlı olan bu kuşaklarda yaşayan Arap halkının devrime kazanılması sorunu en acil ve elzem olanıdır.  Bu kuşaklar kazanılmadıkça üç adadan ibaret kantonlardan söz ediyor olacağız. Çünkü, Rojava denilen coğrafya Arap kuşakları ile birlikte coğrafik ve sosyal bütünlüğe kavuşmuş olacaktır. Ancak bu Arap kuşaklarını devrimin öznesi haline getirmenin önünde aşılması zor engeller vardır. Bunların birincisi Arap milliyetçiliğidir. Bundan daha önemlisi  çoğunun Kürtler’e  ait olan toprakların, 1970’li yıllarda bölgeye yerleştirilen Araplara verilmiş olmasıdır. Mülkiyetlerinin tartışma konusu olmasını istemeyen bu kesimin uzun zaman Devrime karşı direnç göstereceği güçlü bir olasılıktır.

4-     Kürtler içinde var olan iki çizginin (PYD ve Suriye KDP’si)  arasında gelişebilecek olası gerilimlerdir. Devrimin gelişme yönüne etki edebilecek kapasitededir. Zira, PYD ne kadar anti- kapitalist üçüncü bir yola yakın duruyor ise de KDP’de bir o kadar neoliberal politikalarının bölgedeki stratejik bileşeni olmaya kendini namzet görüyor.

5-  Bir başka risk alanı Suriye merkezi iktidarın gelecekte nasıl biçimleneceğiyle doğrudan ilişkilidir. Olasılıklardan ilki, ABD ile Rusya’nın kısmi revizyonlar yapması şartı ile  Esat iktidarının devamı konusunda anlaşmasıdır. İhtimallerden bir diğeri ise IŞİD’e  yakın ideolojik ittifakların iktidara taşınmasıdır. Her iki durumda da zorlu ve çetin bir savaşın başlaması demektir. Yani demokratik olmayan Suriye’de özgür Rojava’nın inşası adeta imkânsız gibi görünmektedir.

6-    Rojava devriminin siyasal önceliği olan, Suriye  halkları ile birlikte yaşama şiarının hayat bulması için, Suriye’leşme ve onun üzerinden Ortadoğululaşması olmalıdır. Yani, Suriye ve bölgenin devrimci dinamikleri ile karşılıklı iletişim ve deney aktarımı içinde olunmalıdır.

7-  Rojava ‘da mülkiyet ilişkilerinin nasıl biçimleneceği devrimin kaderini tayın edici niteliktedir. Yani Rojava  dünyayı bir ahtapot gibi sarmış neoliberal ekonomik modelin karşısında nasıl bir ekonomik politikayı inşa edeceği  önemlidir. Çünkü, tercih edilecek ekonomik politika aynı zamanda devrimin yönünü belirleyecektir.

Bütün bu sorun alanlarının olması bizi umutsuzluğa itmemesi gerektiği gibi,  her şey olmuş bitmiştir sanısına da kapılınmamalıdır. Zira bu iki uç yaklaşım sürecinin  anlaşılmasına  engel olmaktadır. Yani  yaşanmakta olan devrimi görmeyen anlayış ile devrimi tabulaştıran anlayışı aynı oranda yaşanan devrimi anlaşılmaz kılmaktadır. Bu günün ihtiyacı; sorunları doğru algılamak, devrimi sürekli ve kesintisiz kılmak için zorlu sürece siyasal ve entelektüel olarak hazırlanmaktır.

Son söz yerine, Ege Bölgesi Demokrasi ve Barış Konferansı sonuç bildirgesinde Rosa Luxemburg’un Sovyet devrimi için,”Bolşevikler büyük  soru sordu, cevabını hep birlikte vereceğiz.” sözünden esinlenerek yapılan uyarlamaya atıfta bulunmak istiyorum. Evet, içine girdiği devrimci kalkışma ile Rojava büyük soruyu sordu, yanıtını ezilen bütün halklar birlikte verecek.

Bulunduğu kategori : Hariciye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar