Reina ve “büyük resim” -

Yılbaşı gecesi yaşanan saldırının dehşetini bir an için olsun üzerimizden atıp o pespaye tabirle “büyük resme” kısaca bir göz atmaya çalışalım:

15 Temmuz darbe girişiminin devletin kurumsal mimarisinde yarattığı sarsıntı, Gülencilerin tasfiyesi, hâkim sınıf içinde her zaman çok görünür olmayan fraksiyonlaşma ve AKP iktidarını mümkün kılmış uluslararası ittifaklardaki çatırdamalar, siyasal iktidarı içerde-dışarda savaşın yükseltilmesi aracılığıyla yeni bir iktidar bloğunun teşkili arayışına sevketti.

Kürt sorununda (hafif bir tabirle) “güvenlikçi” politikalara, Suriye’deyse rejim değişikliğinden “terörle mücadele” eksenine doğru yaşanan keskin dönüşler bu arayışın, yani Bahçeli ve Perinçek’ten Putin’e, yeni “dost ve müttefikler” edinme çabasının ürünüydü.

Ancak devletteki parçalanmayı telafi etmesi ve yeni bir siyasal güç konsantrasyonuna neden olması beklenen bu savaş eksenli politikalar, a) güvenlik aygıtındaki ideolojikleşme-fraksiyonlaşma, b) bu yeni “ittifakların” hiç de öyle sağlam pabuç olmaması, yani çelişki ve potansiyel bir kopuşa yol açabilecek çatışmalarla daha şimdiden koşullanmış olması, c) toplumsal polarizasyon d) ekonomik krizin sermaye sınıfı (ve dolayısıyla AKP) içinde çelişkileri kışkırtması ve e) emperyalist sistemdeki hegemonya bunalımı gibi nedenlerle bir türlü istenen sonucu vermiyor.

Yani “teröre karşı savaş” politikaları karşı karşıya olunan “güvenlik risklerini” daha da artırmaktan, ülkeyi giderek yoğunlaşan uluslararası çekişme ve jeostratejik ihtilafların etkilerine daha açık hale getirmekten başka bir sonuca yol açmıyor.

Yeni siyasal güç ilişkilerinin dikişleri bir türlü tutturulamıyor. Mesela siyasal iktidarın kendi tabanını sıkılaştırması için vazgeçilmez bir yönetme tekniği olan kültür savaşları ve dinselleştirme, toplumsal kutuplaşmayı idare edilemez bir noktaya sürüklüyor, İslamcı şiddeti kontrol edilemez şekilde devletin içine taşıyor (“Pakistanlaşma”) ve siyasal iktidarın devlet içindeki ya da uluslararası plandaki “müttefikleriyle” ciddi bir gerilim-çatışma potansiyeli yaratıyor.

Böylece iktidar blokunda yeni bir dağılıma ve dolayısıyla stabilizasyona yol açması beklenen bu politikalar, devletin kurumsal mimarisindeki çözülmeyi, devletteki parçalanmayı telafi etmektense paradoksal olarak daha da akut hale getiriyor.

Karlov suikastındaki “Pakistanlaşma” görüntüsünü, neredeyse 15 günde bir çok kanlı saldırıların yaşanıyor olmasının yarattığı “Afganistan-Irak”, yani adeta “failed state” görüntüsünü akla getirmek yeter.

Neticede devletin kurumsal mimarisinin lime lime olduğu, üstelik toplumun dehşetle kenara çekilip şiddet karşısında paralize olduğu, “güvenlik” talebinin her tür siyasal-sosyal talebin önüne geçtiği mevcut koşullar, otoriter, faşizan vs. (adını siz koyun) savruluşun daha da derinleşeceği anlamına geliyor.

Yani “aşağıdakiler”, bir başka deyişle “şok ve dehşet” yoluyla sindirilmiş olanlar başka bir soru ortaya atmadıkça mesele, bir türlü tesis edilemeyen (o klasik tabirle) “devletin birliği ve bütünlüğünü” sağlayacak aktörün kim ya da kimler olduğu, olacağı sorusunda düğümleniyor…

Bulunduğu kategori : Dâhiliye

Yazar hakkında

İlgili Yazılar