Özyönetim: Kürtler ne yapmak istiyor? -

 

Bu dönemde herkesin sorduğu, tartıştığı, merak ettiği ama altını doğru anlamda bir türlü dolduramadığı bir soru? Evet, Kürtler ne yapmak istiyor? Kürdistan şehirlerinde açılan hendekler ne anlama geliyor, ilan edilen öz yönetimlere devlet neden bu kadar ölçüsüzce saldırıyor?

Öz yönetimlerle ilgili gazetelerde çok şey yazıldı, çizildi. Tarihçesine, teorik anlamda ne anlam ifade etiğine çok girmeyeceğim; ama Kürdistan’da öz yönetimin nasıl algılandığını, neleri amaçladığını biraz açacağım: Hepimizin de bildiği gibi öz yönetim modeli yeni bir şey değil. Dünyada birçok örneği olan daha çok sendikal işçi örgütlerinin işgal ettiği fabrikalarda ilan ettiği kooperatiflerin yönetim sisteminde kullanılmış.

Tarihteki ilk işçi hükümeti olan Paris Komünü, Toplumsal Özyönetimin ne şekilde olacağını, Paris’i mahalle mahalle yöneterek göstermişti. Kronstadt’lı denizciler Bolşevik iktidarı karşısında ‘Kentleri kimin yöneteceği, kimin yönetmesi gerektiği’ sorusunu canlı tuttu. Başka örnekler de sayılabilir.

Bu sorunun cevabı, işgalci kuvvetlere ya da egemen devlete karşı tutumda gizlidir. Devlet, sınıflı toplumların bir ürünüdür ve tabii ki tarihseldir. Sınıfsız bir toplum, devletin var olmadığı ya da zayıf bırakıldığı ve siyaset kurumun artık ikinci planda olduğu, halkın kendini yönetebilmesini öğrendiği bir eşiktir. Toplumsal ilişkilerin karmaşıklığı, üretim ve yeniden üretim süreçlerinin bir dizi planlamayı, planlamanın kendisinin de bir dizi bürokratik ve teknokratik mekanizmayı gerektirmesi, daha genel bir ifadeyle, kamusal işlerin yürütülmesi için kamusal bir örgütün zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. İşte bu noktada kent yönetiminin idaresinde öz yönetim biçimleri bu zorunluluğun minimize edilmesinde etkin bir araç olacaktır.

Tartışmalar genellikle güvenlik ve hendekler üzerinden yürüdüğü için Kürtlerin öz yönetim ilanı bir türlü anlaşılamadı. Devlet öz yönetimin tartışılmasını engellemek için elinden geleni yapıyor. Saptırıyor, gizliyor, Türkiye kamuoyuna öcü gibi göstermek için terörize ediyor. Bu durumu sadece Erdoğan’ın saray politikasına bağlamak çok doğru olmaz. Çünkü öz yönetim modeli, devlet sisteminin tekleştiren, toplumu ve bireyi kendisi olmaktan çıkaran, ahtapot gibi tüm yaşamının üzerine çöküp kontrol eden, en basit insani ilişkilere bile el atan yapısına karşı büyük bir isyandır. Öfkesi ve hiddetinin sebebi tam da bu noktadadır. Karşısında ondan kopan ya da ona itaat eden değil; onun içinde maskesini düşüren ceberut yapısını teşhir edip tartıştıran alternatif bir siyasal model var.

Kürt Ulusu, bugüne kadar yaşadıkları her bölgede onlarca yönetim biçimiyle karşılaşmaları nedeniyle hayli acı bir tecrübeye sahip… İran’da Şah’ın, Anadolu’da Osmanlı’nın monarşisiyle -keza Suriye ve Irak’ta da- karşılaştı. Monarşinin son bulmasından sonra mollaların, Kemalistlerin ve Baasçıların yap-boz rejimleriyle de mücadelesini sürdürdü, sürdürüyor. Bugün geldiğimiz noktada Kuzey Kürdistan, temsili demokrasiyle yönetilen Türkiye Cumhuriyeti ile özelde 40 genelde 90 yıldır diri bir direniş sergilemektedir. Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın temellerini attığı öz yönetim biçimleri, Türk devletinin temsili demokrasisine karşı doğrudan temsiliyeti vaat ederken Kürt halkı çok büyük zorluklar ve bedeller ödemek durumunda kaldı.

Esasen 2011 Rojava devriminde öz yönetim hamlesi, bölgenin hem fiziki hem siyasi hem de ekonomik şartlarının getirdiği avantajlarla başarıya ulaştı. Yakın bir örnek olmasa da Kuzey Kürdistan’da devrimci fraksiyonların 7 Haziran zaferi de, Rojava devriminin estirdiği rüzgârla, öz yönetim hamlesine girişilmesine yol açtı ve başarıya ulaşılması fırsatını arttırdı.

Devletin öz yönetim tartışmalarını Türkiye halkından, yangından mal kaçırır gibi kaçırması da bu yüzden. Belki de Kürtler bağımsızlık ilan etse bu kadar saldırmazlardı. Çözüm Süreci müzakerelerinde de Kürtlerin geri adım atmayacağı ve devlet tarafından kabul görmesini istediği en önemli talep buydu. Bunu açıkça ifade etmek gerekiyor ki Kürtler etnik bir mücadele yürütmenin ötesinde, yöntemi dünya örneklerine göre farklı olsa da ezilen sınıflara dayalı bir mücadele yürütüyor. Öz yönetim, aynı zamanda ortak yönetim anlamına geliyor. Bir elitin siyasal iktidarı yerine halkın doğrudan karar ve irade sahibi olduğu, diğer anlamda komünal bir modelin yerleşmesidir. Sadece Kürtler için değil; Ortadoğu cehenneminde yanan tüm halklar için bir umuttur.

Mahalle meclisinden kent meclisine uzanan bu yapı, Kapitalist sisteme alternatif alanlar kurma iddiası taşıyor. Komün ekonomisi inşasından ekolojik toplum inşası ve özgün kadın örgütlenmelerine kadar ciddi çalışmalar ve tartışmalar halkça yürütülüyor. Tabii öz yönetim ilânlarının olmazsa olmazı da öz savunmadır. Öz savunmasız yaşam, mevcut koşullar içerisinde imkânsız hale gelmiştir. Kürtlerin en son tercihi bu olmasına rağmen devlet bunu dayatmaktadır.

Sayın Öcalan ve Kürt hareketinin eski açıklamalarına bakarsanız; özerklik talebinin vazgeçilmez bir talep olduğunu, devlet tarafından kabul edilmediği takdirde halk tarafından hayata geçirileceğini vurgulayan kesitler bulursunuz. Bırakın kabul edilmesini; en basit siyasal mücadelenin bile yasaklandığı, gözaltı ve tutuklama furyalarının başladığı, infazların gerçekleştiği bir ortamda, Kürtlere: “direnmeyin, teslim olun” demenin hiçbir ahlaki yanı yoktur. Paris Komünü, öz yönetimlerini şekillendirirken öncelikli olarak Concorde gibi büyük meydanlara derin barikatlar kurarak düşmanın mahalle içlerine girmesini ve devrimin kazanımlarının yok edilmesinin önünü almıştı. Bugün, Kuzey Kürdistan’da hendeklerin açılması tam da bunun içindir. Devletin tutuklama ve katliam girişimleri sonucu, halk tarafından kendini korumak için kazılmıştır ve en meşru savunma yöntemidir. Sınıfsız toplum, sınırsız insan ilişkileri ve sınırsız sosyal hizmetlerin yolu buradan geçmektedir.

Devrimci demokrasi güçlerinin oluşturduğu blok, 7 Haziran seçimlerinden güçlü ve dirayetli çıkarken; temsili demokrasinin, tek merkezden yönetimin ve atanmışların seçilmişlerin üstünde olduğu sistemin artık ülke çıkarlarına, toplum ihtiyaçlarına uygun olmadığını da gösterirken, toplumsal öz yönetimlerin artık vazgeçilemez bir hak olduğunu da teyit ettirdiler. Ayrıca Mısır, Libya, Tunus vs. gibi ülkelerde, Arap Baharıyla gelen özgürlük taleplerinin icraata dökülebileceği en uygun zeminin Ortadoğu’nun kalbi konumundaki kozmopolit yapısıyla Türkiye olduğunu da deklare ettiler. Lakin Türkiye’de demokrasi karşıtı güçler, egemenliklerini kaybedecekleri korkusuyla 7 Haziran’da çıkan sonuçlara tahammül edemediler. Kuzey Kürdistan’da öz yönetimlerini ilan eden kentler; siyasal, ekonomik, sosyo- kültürel alt yapılarını günden güne geliştirirken; atanmışların (halkın iradesini temsil etmeyenlerin) aldıkları savaş kararıyla büyük bir saldırının hedefi oldular.

Şırnak, Cizre, Varto, Nusaybin, Van, Edremit, Silvan, Yüksekova, Şemdinli gibi irili ufaklı birçok kent; tamamen faşizan bir saldırı furyasının içinde buldu kendilerini. Egemenler, öz yönetimi topluma bir öcü edasıyla tanıtmaya çalışırken; öz yönetim şeklinin aslında ayrı bir devlet istemekle alakası olamadığını açıklamaya çalışan halk temsilcilerine de diş bilemekten çekinmediler. Bu halk temsilcileri tutuklandılar, görevden alındılar ya da sürgün edildiler. Yine makam sevdalısı egemenler, kapalı devre bir medya kurarak sadece yandaşlarını konuştururken halkın gerçek iradesini göz ardı etmeye yeltendiler. Kentlerde askeri operasyonlar, ablukalar ve hatta sokağa çıkma yasakları gibi çağdışı yöntemler uyguladılar. Çocuk, kadın, yaşlı demeden sivilleri hedef gözeterek katlettiler.

Kürt halkı, Rojava devrimiyle Ortadoğu coğrafyasının sıkışık, icraattan yoksun rejimlerine yeni bir alternatif olan demokratik kanton sistemini getirirken; geleceğin toplumunun işaret fişeğini yakacak olan Kuzey Kürdistan Öz Yönetim kararları tabiî ki saldırılara maruz kalacaktır. Suriye, Türkiye, Irak ve İran dörtlüsünün odağında evrensel bir duruş sergileyen Kürt halkı, Dünya barışının tesisi için bu bölgelerin tamamında savaşırken; ne yapmak istediği alenen ortada değil midir?

 

Başlangıç Derginin 4. sayısında yayınlanmıştır

 

Bulunduğu kategori : Dâhiliye, Sol

Yazar hakkında