onların “ahlakı”, bizim mahalle çalışmamız – bengi diyar -

 

“İnsana ilişkin hiçbir şey bize yabancı değildir”

Sosyal medyada yapılan bir paylaşımla tekrar hayatımızın merkezine oturan ama aslında senelerdir gecekondu mahallelerinde uygulanan bir politik yöntem ve yöntemin sonuçları üzerine bir yazı bu. Sosyal medyada ve sonrasında konuşulduğu ve açık bir irade beyanı olduğu için, cezalandırma olarak anılan uygulamayı yapan siyasi ekibin ‘Halk Cephesi’ olduğunu yazmakta bir beis görmüyorum. Asıl mesele ise siyasi olarak bu yöntemlere götüren anlayışla tartışabilmek. Seks işçisi bir kadını cezalandırmanın anlamı ve anlamsızlığı hakkında çokça yazıldı. Bu yazı başka bir gerçeklikle de tartışmak derdinde.

“…kadın satıcısı ve fuhuş yapan kadın dövülerek cezalandırıldı. Adamın kolları bacakları kırılarak hastanelik edildi. Evin eşyaları kullanılamaz hale getirildi. Kadın ise sokağa çıkarılarak halka teşhir edildi, ajitasyonlar çekildi.” şeklinde duyurulan eylemin isabet ettiği örgütlenme alanı nedir?

Bu örnekte de gördüğümüz gibi işçi sınıfının nüfus olarak en kalabalık ama en örgütsüz, ucuz emek unsuru kesimlerinin yaşadığı emekçi mahallelerinde suç potansiyelinin dayandırıldığı bir maddi gerçek var. Sadece Türkiye’ye has olmayan bu suçlulaştırma politikasının, kapitalizmin en ağır koşullarda sömürdüğü, en korkunç mahallelerde ikamet ettirdiği ve mücadeleye atılmak için kaybedecekleri az ama sayıları çok olan işçilere yönelmesi de tesadüfî değil! Devlet, bu mahallelere uyuşturucu vb. unsurları bilinçli olarak sokarak mafyatik ilişkiler oluşturma ve bunları polis teşkilatı ile eşgüdümlü çalıştırma politikasını senelerdir uyguluyor. Bu, bunlarla mücadele etmek bizim önceliğimiz değil şeklinde gözden çıkartılamayacak düzeyde bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor. İşçi çalışması deneyimi olanların iyi bileceği biçimde; bu mafya takımı gücüyle eşit orantılı şekilde bir gün sosyalist derneklere, ertesi gün azınlık derneklerine ve sonunda yerel düzeyde bir işçi direnişine kurşun sıkabilecek -alternatif ama devletin sorumlu tutulamayacağı- bir kolluk gücüne dönüşüveriyor.

Bunları, meselenin maddi gerçekliğinin bilincinde olduğumuz ve olmak gerektiği için anlattım. Şimdi asıl meseleye, bunlara karşı verilmesi gereken mücadelenin neden böyle olmaması gerektiği kısmına gelirsek. İşte burada tartışmanın etrafında dolaşmadan bir siyasi durumu açıkça söylemeli. Örgütlenme alanı olarak bu mahalleleri seçmiş ve buralardan büyümeyi, kendini var etmeyi önüne koymuş bir hareketin siyasi tercihleri bizi neden ilgilendiriyor. İşçi sınıfının yaşadığı mahallelerde ve hatta bu örnekte gördüğümüz şekliyle sosyal medya ile toplumun geneline yaydığı fikirler sola, sosyalistlere mal edildiği için tabii ki.

Ülkemizde de ‘idealizm’ solun çocukluk hastalıklarının başında gelir.[i] İdealizmin genel hastalığı, maddi dünyadaki ilişkileri açıklamak ve etkilediği unsurları harekete geçirmek zor olduğu için, büyük fikirleri uygulayan büyük insanlara güvenmesi ve hareketini buraya dayandırmasıdır. ‘Uyuşturucu ve Fuhuşla Mücadele’ büyük, güzel fikirlerdir (Fuhuş kısmını dışlayarak devam ettiğimi düşünün lütfen). Ama iş uygulamaya gelince bu sorunun birebir etkisi altında olan yüzbinlerce emekçinin yaşadığı mahallelerde bir grup devrimcinin inisiyatif gösterdiği örneklerle karşılaşırız. O insanların niyetini ve çabasını boşa gördüğüm için değil, bunun çıkmaz bir sokak olduğunu göstermek için yazıyorum. Aslında uyuşturucuyu, doğal sonucu olarak mafyayı ve polisi mahallenden kovmak için giriştiğin bu çaba açık bir tehdit haline geldiğinde devletin cevap vereceği aşikârdır. Bu cevap daha iyi silahlandırılmış mafya ve mahallede daha büyük bir polis yığınağı olacaktır. Oluyor da. Bu durumda polisin varlığını ortadan kaldıramadığın gibi, emekçi kitlelerin gözünde devletin ve polisin yenilmezliğinin bir kez daha kanıtlandığı bir pozisyona düşülmüyor mu?

Peki, büyük laflar etmeye başladık madem, ne yapılabilir kısmında da bir şeyler söyleyelim. Yüzbinlerce emekçinin yaşadığı, çalıştığı ve birbiriyle kahvelerde, evlerde, parklarda ilişki kurduğu bir mahallede (kolay olmadığını bireysel deneyimlerle de bilerek) yapılması gereken insanların maddi hayatta yaşadığı somut çelişkiler üzerinden örgütlenmek olmalı. Böyle oluşturulacak büyük ve köklü bir örgütlenme yarın mahalleden uyuşturucu ve mafyayı da kovabilecek; onları korumak için gelen devlete bir cevap verebilecektir.

Bu arada devlet uyuşturucu satıcısı mafyasını korumaya gelir ama sistemin yarattığı anlamıyla ‘fahişesini’ korumaya gelmez. Sizce neden?

Bu hareketin sonuçları üzerinden “devrimci ahlak” meselesinde de yazıldı, çizildi. Devrimci ahlakın nasıl bir mefhum olduğu üzerine konuşmayı gereksiz bularak bu eylemin gayet genel ahlak meselesinde bir fikre hizmet ettiğini söylemek gerek. Google arama motorunda ‘fuhuş yapanlar’ başlığını yazdığınız anda, fuhuş yapan mankenler ve onların basılmasından başlayarak bin tane operasyon haberine rastlıyorsunuz. Zaten devletin resmi kolluk güçlerinin bunu kontrol sınırlarının dışına çıktığı anda durdurduğu, kendi yasaları çerçevesinde bir ceza kestiği ve bunu yaparak çok net bir şekilde toplum ahlakını koruma rolüne büründüğünü yazmak ne ifade eder bilemiyorum. Fuhuş yapan kadını dövüp, halka teşhir ettik ve ajitasyon çektik beyanından sonra camlardan halkımız alkışladı cümlesinin gelmesi şaşırtıcı değil. Çünkü sizden daha önce bu fikirleri her gün yeniden üreten ve bu eylemi de meşrulaştıran bir sistem var.

Kadına asgari ücretle bir iş bulunup, bu ahlaksız meslekten uzaklaştırılarak pür pak temizleneceği fikri ise hem çok dışlayıcı hem de çok acımasızca. Kapitalizm içinde en kirli meslek ‘fahişelik’ midir? O zaman bu tartışmayı ceberut devletin evimizdeki sesi medya çalışanları, insanların ufacık birikimlerine el koyan bankacılar, parası olmayan için hastanelerde barkotsuz tedavi yapmayan doktorlar, devletin resmi ideolojisini bir şekilde sürekli yeni kuşağa taşıyan öğretmenler vb. şekilde idealize etmenin sınırsız olduğunu belirtmeye gerek yok. Bu insanların hepsini mesleğinden döverek uzaklaştırıp, asgari ücretle bir yerde işe sokup temizlenmelerini sağlamaya çalışmadığımıza göre; bu işin ahlak boyutunun kimin fikirlerinden aşırma olduğunu itiraf etmenin zamanıdır.

Ama o zaman kadınlara fuhuş yaptırılmasına izin mi verilsin, savunması da gelecek, geliyor. Buna izin verilip, verilmemesi kısırlığı bile tartışmanın nereden yapılamayacağını gösteriyor. Gerçekten yorucu ve uzun bir süreç sonucu oluşacak bir mahalle örgütlenmesinde kadınlar bu konuya kendileri karar vermelidir. Çoğu devrim sürecinde seks işçisi kadınların hareketin bir parçası olduğu, devrim sürecine canı pahasına katıldığı ve kendi örgütlenmelerini yarattığını tarihsel örneklerden biliyoruz. Her seferinde dışlanmayı, aşağılanmayı göze alarak ama dirençleri sonucu kabul edilerek.

Burada bir sömürme ilişkisi yok mu? Tabii ki var. Ama bu ilişkinin neden ezilen kesimlere; kadınlara, eşcinsellere, trans bireylere yöneldiğini bilmiyor muyuz, bilmek mi istemiyoruz? Kendi hayatları hakkındaki iradeyi kendilerinin belirleyeceği bir örgütlenme, ne imkânsız ne de sosyalizme bırakılacak bir bilimkurgu fantezisi. Bu örgütlenmenin politik olarak kapsamasını istediğimiz fikirleri de onları dövüp, mahalle-şehir dışına sürerek değil yanlarında örgütlenmelerine destek vererek yapabiliriz.



[i] Felsefe akımından çok fikircilik gibi ele alınabilecek bir tavrı ifade etmesi için bu terimi tercih ettim. Zaten her gün bol bol bu anlamında kullanıyoruz.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar