Olağanüstü Hal ve Siyasetin Olanakları -

Olağanüstü halin yasanın askıya alınması olduğundan bahsetmiştik. Hukukun bir anda muhafaza edilmek için buzdolabına kaldırılması ile kurallarla düzenlendiği ve haklara sahip olduğumuzu varsaydığımız dünya bir anda haksız kaldığımız, elimizin kolumuzun bağlı olduğu bir labirente dönüşüverdi. Peki biz mücadelenin içinde olmaya çalışan ve diğer insanları mücadeleye çağıranlar için öyle mi? İçine girdiğimiz yer zifiri karanlık ve biz de ışıksız mıyız?

Başka bir açıdan bakıldığında hiç de öyle değil. Çünkü hukuk aynı zamanda politik güç mücadelelerinin üzerine kazındığı gayet dolu bir levhadır. Hammurabi’nin yasalarından beri hukukla, insanlar arasındaki güç mücadeleleri sonucu vuku bulmuş eşitsiz ilişkiler dondurulur. Bu eşitsizlikler hukuk kanunları ile politik mücadeleden bağımsız matematiksel gerçeklermiş gibi önümüzde karşı konulmaz bir şekilde duruverirler. Bu gerçekler konu yargıya intikal etti gibi sözlerle iyice sağlamlaşır, itiraz edilmez hale gelir.

İşte tam da bu hukuk askıya alındığında ne olur? Askıya alındığı içindir ki, eşitsiz güç ilişkilerini içinde taşıyan hukuk kendisini yeniden tartışmaya açar. AKP iktidarı bütün bir devlet aygıtını dizayn ederken hukukun kendisine ayak bağı olmamasını istemektedir. İktidar bazı prosedürel mekanizmaların devreden çıkması ve süratle, yaşanan darbe girişiminin sıcaklığı soğumadan devletin kurumsal yapısını belirleme hevesindedir. Hem de yargı kurumuna tam olarak güvenmemektedir. Çatırdayan devlet aygıtını ivedilikle sağlamlaştırma niyetindedir.

Hukukun askıya alındığı ve devletin kurumsal yapısının bir nevi çöktüğü bu noktada politika elzem hale gelmektedir. Nasıl AKP için hukuku kaldırmak politik hamleleri hızlı yapabilme imkanı doğuruyorsa; askıya aldığı hukuk ile ilan ettiği güçsüzlük, muhalefetin politik hamleleri için de imkan sağlar. İşlerin olağan halde yürütülemiyor oluşu olağanüstü bir muhalefetin de pekala mümkün olduğunu gösterir. AKP elindeki yıkıntılar içinden toplumsal rıza devşirmeye çalışmak zorunda kalmıştır. CHP’nin Taksim mitingi ve cumhurbaşkanının iki muhalefet lideri ile görüşmesi –birçok kişi madem öyle neden Selahattin Demirtaş’la da görüşülmedi itirazını yapmıştır- yaşanan sarsıntının sokakta tutmaya çalıştığı kitlenin gücü ile giderilemeyeceğini göstermektedir. Darbe öncesi sesini duymak istemediği öznelere bazı tavizler vermeyi şimdiden kabul etmiş gibi görünmektedir. Elbette devletin dizaynını aynı zamanda partinin çıkarına uygun şekilde yapmak hevesindedir ancak yaşanan dehşet sonrası alınan ‘olağanüstü’ tedbirler toplumsal bir konsensus olmadığı takdirde toplumdaki ve devletteki çatlakların kolay kolay giderilemeyeceğini göstermektedir.

Barış, emek ve örgürlük eksenli siyaset yapan grupların da böyle bir açıklıktan faydalanma imkanı vardır. Darbe girişimi sonrası iktidarın atılgan hamlelerinin toplumda yarattığı şaşkınlık bir anda o kişileri meydanlara çağırmaya başlamıştır. Askıya alınan hukukun bıraktığı boşluğun nasıl doldurulacağı tartışması muhalefete de imkanlar silsilesi açmaktadır. Kısmen de olsa sabitlenmiş eşitsiz ilişkilerin taşıyıcısı hukuk ve bu kuralların yürütücüsü devlet toplumda yeniden düşünülmeye başlanmıştır. İktidar da bu tartışmayı, yaptıklarını meşrulaştırmak için görünür kılmak zorundadır. Savaş siyasetinin doğurduğu darbe girişimi, bütün garabetine rağmen toplumsal muhalefetin direnişiyle bir barış doğurabilir. Ya da kapalı kapılar ardında ve devlet sırlarıyla yönetilmeye çalışılan devletin ölüm makinesine dönüştüğünün görülmesi, yönetimin demokratikleşmesi talebini hiç olmadığı kadar meşrulaştırabilir. Doğa katliamları ve yoğun emek sömürüsü ile güçlü olduğu sayıklanıp duran ekonominin darbe dinamiğinin işlemesine (madem bu kadar popüler biz de kullanalım) engel olmaması, var olan çalışma hayatının meşruluğunu nereden aldığını insanlara sorgulatabilir. Son aylarda emekçilerin elindeki hakları daha da fazla tırpanlayan hukuk, yaşanan felaketle emekten yana tavır almaya zorlanabilir. Yaşanan yıkım ve şiddetle sarsılan temeller 1980 darbesinden beri oluşan sürecin yeniden sorgulanmasına imkan sağlayabilir.

Ancak bu pekala etkili bir muhalefet örgütlemekle mümkün. Ancak şu var ki, Taksim meydanında Gezi direnişi sloganlarını atan insanlar İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından o ‘kutsal ve mundar’ meydana ücretsiz taşındı, daha doğrusu taşınmak zorunda kaldı. Yaşadığımız sürecin kendisi muhalefete birçok imkan açma potansiyeline sahiptir, ilan edilmiş OHAL’le beraber zaten bizi haksızlaştırmış, katli vacip ilan etmiş hukuk büyük ölçüde –iktidar tarafından- sorgulanabilir hale gelmiştir. Darbelere karşı olmanın meşruluğu, darbelere götüren süreçlere de karşı olmaya bulaşmıştır.

Bulunduğu kategori : Dâhiliye, Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar