öfkemizi siyasetle kuşatalım – foti benlisoy -

 

AKP ne yapıyor, neyi hedefliyor? Okmeydanı’nda son örneklerine şahit olduğumuz bu şiddet kampanyasının, bu dizginsiz ve cinai polis terörünün bir hedefi, ne kadar karanlık olsa da bir siyasi rasyoneli olmalı.

Sesli düşünelim: AKP/Erdoğan, sokaktaki muhalefetin potansiyellerini, belki bizlerden bile daha ciddiye alıyor. Soma’daki işçi kıyımının yarattığı sarsıntının kendi tabanında dahi şu ya da bu biçimde hissedilmesinden muazzam rahatsızlık duymuş olmalı. Hatırlayalım: Erdoğan hayret verici bir siyasal performansla Gezi isyanının AKP’nin toplumsal tabanına sirayet etmesine mani olmakla kalmamış, Mısır’daki darbeyi de kullanarak kendi “kompartımanında” Gezi karşıtı bir iç tutunum oluşturmayı becermişti. Soma’daysa işin rengi, hiç değilse potansiyel olarak farklıydı. Faili belli maden faciasının, AKP’nin kültürelci- özcü ikili karşıtlıklara dayalı popülist söylemini boşa çıkaran başka bir saflaşmayı gündeme getirme olasılığı pekâlâ vardı. İlk iki-üç günden sonra AKP taraftarı medyada dahi “vahşi kapitalizm” eleştirilerinin ve elbet demagoji dozu yüksek sermaye karşıtı kimi argümanların dillendirilmeye başlanması, bu ihtimalin ne denli ciddiye alındığının bir emaresiydi.

Hayır, AKP’nin basitçe gündem değiştirmek, Soma’da sıkıştığı için dikkatleri başka bir tarafa çekmek amacıyla polisi sokağa saldığını iddia etmiyorum. Aslında AKP/Erdoğan şiddet yoluyla gündemi değil, sokaktaki muhalefetin içerik ve sınırlarını tayin etme gayretinde. Soma’nın yeni ve belki de Gezi’den daha “derin” bir dalgayı kışkırtmasının olası olduğu bir momentte polis şiddetini muhalefetin kapsama alanını belirleyecek bir enstrüman olarak devreye sokuyor. Böylece, polisin şu son dönemde uyguladığı sistemli terör kampanyasıyla sokağı kriminalize etmeyi hedefliyor. Sokak muhalefetini riskli, insanların parçası olabilmek için birkaç kez düşünmek zorunda kalacağı, tehdit dolu bir forma büründürmeye çalışıyor. Dahası hükümet, bir yerden sonra polis şiddeti dışında sokakta olmamızı açıklayan başka hiçbir nedeni hatırlamadığımız, sadece polis şiddetini konuştuğumuz bir noktaya sıkışmamızı istiyor, bunu “bonkörce” teşvik ediyor. Tam da böyle bir noktaya hapsolarak daralmamızı, tecrit olmamızı bekliyor. Devlet patentli terörün sindirme, kitleleri eninde sonunda pasifize etme kapasitesine güveniyor. Belirgin bir siyasal çözümün ya da kazanımın ufukta görünmediği koşullarda sistematik baskının yılgınlığa ve apatiye yol açacağı hesabını yapıyor.

Ancak iş bundan, yani AKP tıynetindeki her rejimin aklının ucundan mutlaka geçen bu kitleleri terörize etme seçeneğinden ibaret de değil. Sesli düşünmeye devam edelim: AKP 12 Eylül referandumunda “zirve yapan” yaygın hegemonya olanaklarını artık yitirdiğini, yani çok farklı ve bazen birbiriyle çelişkili politik ve sosyal kesimler nezdinde rıza üretebilme kapasitesini büyük oranda kaybettiğini görüyor. Yaygın hegemonya yerini “sınırlı hegemonyaya” bırakmış durumda. Yani AKP, artık kendisinden “farklı” olanlar üzerinde hegemonya tesisini hedefleyen, onlara hiç değilse seslenmeyi gözeten bir siyaset tarzından salt kendi “mahallesini” konsolide etmeye yönelen bir siyaset tarzına geçti denilebilir. Bu “sınırlı” hegemonik söylem, yani (muhafazakâr ve mütedeyyin) Sünni Müslüman-Türk milletinin iradesine ket vurmak isteyen milli irade düşmanlarına karşı yeni “İstiklal Mücadelesi” söylemi, AKP’nin seslendiği seçmen tabanını bir miktar daraltmış olsa da onu daha “sıkı”, daha az geçirgen hale getirmiş oldu. AKP/Erdoğan, giderek istikrarsızlaşan bir ulusal ve uluslararası ortamda bu (kısmen de olsa daralmış) sınırın müdafaa ve muhafazasının iktidarının devamı açısından ne ölçüde kritik olduğunun farkında. AKP tabanında sarsıntı yaratabilecek türbülanslar, bu tabanı kuşatan bariyerlerde oluşacak şimdilik küçük de olsa çatlaklar, Erdoğan ve partisinin siyasi mukadderatı açısından belirleyici olacak. İşte Soma bu nedenle, AKP’nin surlarında yaratması muhtemel gedikler açısından kritik bir faktör.

Bu gedikleri bir an evvel kapatmanın, yenilerinin oluşmasının önüne geçmenin belki de en iyi yolu, sokaktaki öfkeyi bildik siyasal-kültürel kodlar içerisine tıkıştırmak. AKP bu yolda mezhep temelli şiddete yol vermeyi bile göze almış bir pervasızlık sergiliyor. Yeter ki sokaktakiler “olağan şüpheliler” olarak damgalanabilsin; yeter ki sokak muhalefeti, milliyetçi muhafazakâr zihniyet kalıplarına hitap edecek köklü “devlet düşmanı Alevi-solcu” kodlarıyla tanımlanabilsin. AKP’nin devreye soktuğu şiddet kontrolsüz falan değil; onun “ekonomi politiği”, yani biçim, doz, içerik ve mekânsallığı, sokaktaki muhalefete dair önce kendi tabanında spesifik bir algı yaratmayı hedefliyor. Bu algının ve ona uygun şablonların kendi “mahallesinde” sokak siyasetini baştan dışlamaya, hatta düşman görmeye dönük bir eğilimi kışkırtacağını bal gibi biliyor. Yani polisiye şiddetle oyunun kurallarını koyuyor, tanımlıyor ve sokak muhalefetinin kapsama alanına daha en baştan sınırlar dayatıyor. Popüler öfkeyi böylece kontrol edilebilir sınırlarda tutmayı, en önemlisi de kendi “kompartmanına” sirayet edemez, ulaşamaz kılmayı amaçlıyor.

Peki ne yapmalı? Cevabını, öyle bir çırpıda verilmesi zor olan cevabını, hep beraber aramamız gereken bir soru bu. Söylenebilecek yegâne şey, AKP şiddetinin siyasal rasyonellerini hesaba katmayan salt reaksiyoner bir tutumun bize yetmeyeceği. Biz şimdilik acımızı paylaşmakla başlayalım, sonra da korkuyu dayanışmayla yenelim, öfkemizi siyasetle kuşatalım.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar