Neden göremedik? -

1 Kasım seçimlerinin ardından yaşamış olduğumuz hayal kırıklığının derinliği,  AKP’nin %50’ye yakın oy alması veya HDP’nin 1 milyon oy kaybetmesini hiç bir şekilde öngörememiş olmamızdan kaynaklanıyor.

HDP dahil hiç birimiz ne 1 Kasım seçimlerinde AKP’nin bir oy patlaması yapacağını ne de HDPnin neredeyse baraj problemi yaşayabileceğini ön gördük.

Kuşkusuz HDP’nin oy kaybetmesinin çok somut sebepleri var.

7 Haziran seçimlerinin ardından tarihimizin en vahşi en haysiyetsiz saldırılarını ve katliamlarını bu kısa süre içerisinde hep beraber yaşadık. Onlarca arkadaşımızı toprağa verdik, küçücük çocuklar gözlerimizin önünde katledildi,  on binlerce insanın yaşadığı şehirler adeta açık hava hapishanesine dönüştürüldü. Bir çok seçilmiş HDP yetkilisi hukuksuz bir şekilde göz altına alındı, parti seçim kampanyası yapamaz hale getirildi.

Burada altını çizmek istediğimiz nokta HDP’nin neden oy kaybettiği değil. Bütün bu saldırılar karşısında oy kaybedeceğini ve AKP’nin oyunu arttıracağını nasıl olup da görememiş olmamız.

Hatta bırakın böyle bir beklenti içerisinde olmayı, 1 Kasım HDP seçim kampanyasının ana sloganı “Barajı yıktık, sıra sarayda”  idi.

Selahattin Demirtaş’ın özellikle son hafta yaptığı “Saray’ın 1 Kasım seçimlerine gitme” kararından bin defa pişman olacağına ilişkin açıklamaları bu eksenin sadece “sosyal medya” ekibinin bir ajitasyonu değil partinin merkezi beklentisi olduğunu da gösterdi.

Başka bir açıdan baktığınızda 7 Haziran seçimlerinde oylarını neredeyse iki katına çıkarmış olan HDP, 1 Kasım seçimleri öncesi, hedefi HDP’yi baraj ve siyaset dışı bırakmak olan şiddetli saldırılara rağmen 5 milyondan fazla oyunu korumuş, almış olduğu %10,75 oy ile mecliste üçüncü parti konumuna gelmiş ve siyaset dışına itilememiştir.

Ama hepimiz için öz eleştirisi verilmesi gereken şey, bu tarihi virajda, çatışmanın en yoğun yaşandığı dönemde bile aslında savunma pozisyonunda mı yoksa ileri hamle yapma pozisyonunda mı olduğumuzu tam olarak kestiremeyen bir durumda oluşumuzdur.

Herhangi bir sol fraksiyon “Barajı yıktık sıra sarayda” dediği zaman bu bir slogan olarak kulağa hoş gelebilir ama HDP gibi 40 yıllık bir mücadele sonucunda, büyük bedeller ödeyerek milyonlarca kişinin yasal meşru temsilcisi durumuna gelmiş hareketin ürünü olan bir parti, “sıra sarayı yıkmaya geldi” dediğinde bunu nasıl yapacağına ilişkin, uygulanabilir somut bir plana sahip olmak zorunda.

Bazen en devrimci eylem gerçeklere dosdoğru bakabilmektir.

“Saray” dediğimiz şey “suni denge” üzerine kurulu ve biraz “yüklensek” yıkılacak bir yapı değil.  Milyarlarca liralık sermaye gruplarını yöneten, Ortadoğu’nun  en güçlü silahlı güçlerinden birini neredeyse tamamen ele geçirmiş ve toplumun ciddi bir kısmı ile de iknaya dayalı duygusal bağ kurmuş bir organizma.

Dolayısıyla sarayı yıkma mücadelesi, kulağa hoş gelen ve kısa vadede “AKP karşıtları” arasında popülerleşme sağlayabilecek sloganların dışında somut plan, program ve taktik adımlara sahip olmayı gerektiriyor. Aksi halde kısa sürede yaşanan popülerleşme orta vade de yerini büyük hayal kırıklıklarına ve yenilgilere bırakabilir.

Bütün bunları yazarken sadece 1 Kasım seçimleri sonuçlarına bakarak AKP ve RTE’nin gücünü ve hegemonyasını abarttığımız sonucu çıkarılmasın. AKP hegemonyası uzun zamandır ciddi bir kriz içerisinde. Kendisini bugünlere getiren temel tezlerinin hemen hepsi başarısızlıkla sonuçlanmış ve almış olduğu %49,47 oy oranına rağmen kendi iç çelişkileri olduğu gibi durmaktadır.

Ama şu da bir gerçek ki Cumhurbaşkanlığı ve 7 Haziran seçimleri ardından yakaladığımız psikolojik üstünlüğü de kaybetmiş durumdayız.

Önümüzdeki dönem HDP’yi siyaset dışına itme, ve marjinalize etmeye yönelik hamleler artarak devam edebilir.  Dolayısıyla hızlı, samimi ve açık bir şekilde iki seçimlik süreci değerlendirip, gerekli dersleri çıkarmamız gerekiyor.

Unutmayalım ki sadece “haklı” olduğumuz için kazanamayız.

Bulunduğu kategori : Sol

Yazar hakkında

İlgili Yazılar